AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-02-09

kategori2

Adnan Hoca'nın hevesi yarım kaldı

Bu yazıya Mustafa Akyol çok üzülecek diye tahmin ediyorum. Belki babası Taha Akyol da üzülür ama daha çok Mustafa Akyol'un üzüleceğini tahmin ediyorum. Çünkü bir şekilde yazacağım şeyde parmağı olabilir gibi geliyor. Ha, yoksa da, sadece gönül bağından dolayı üzülür.

Bilindiği gibi Taha Akyol'un oğlu yıllarca Adnan Hoca olarak bilinen Adnan Oktar'ın müridiydi. İddialara göre onun özel kalemi gibi de çalışıyormuş, o kadarını bilemem. Ama Adnan Hoca'nın evrim teorisine karşı görüşlerini destekleyen yazılar, kitaplar yazıp durduğu biliniyor. Kendi sitesinde de yer alıyor zaten. Bunların bir kısmını da kalemini kıvrak kullandığı anlaşılan İngilizce yazıyor.

Adnan Hoca'nın da yazarlık merakı biliniyor. Bol para harcanarak bastırılmış deli saçması kitapları var evrim teorisiyle ilgili; kuşe kağıda, ciltli... Bunları yurtdışında yayımlamaya da çok meraklı. Gerekirse kendi parasıyla da bastırıyor. Bugün 'Yaradılış Atlası'nı amazon.com'dan bile almak mümkün.
Geçenlerde gözünü İnternet yayıncılığının yükselen yıldızı Huffington Post'a diktiğini fark ettim.
Özellikle son Amerikan seçimlerinde medya gücünü iyice tescilleyen liberal bir düşünce platformu Huffington Post. Barack Obama, Hillary Clinton, Noral Mailer, John Cusack gibi isimlerin katkıda bulunduğu bir platform.
Adnan Oktar, kitaplarında kullandığı Harun Yahya imzasıyla geçen hafta Huffington Post'ta bir blog açtı.

Kendisini '250'den fazla kitabı bulunan, dünyanın 57 dilinde okunan ve İslam dünyasından evrim teorisine yükselen en önemli ses' diye tanımlandığı biyografisiyle beraber bir yazı yazdı.
'Radikalizme karşı birleşmek' başlıklı bu yazıda dini liderlere öğüt veriyor, Kur'an'dan alıntılar yapıyor. İster istemez aklıma 'Acaba Mustafa Akyol mu yazdı, yoksa çevirdi mi, en azından üzerinden geçti' mi soruları takıldı.
Huffington Post'un ana sayfasından bu yazı yayımlandı, gayet de güzel sunulmuştu. Fakat kısa süre sonra ana sayfadan bu yazı uçuruldu ve sadece aramayla bulunabilecek arşive atıldı. Bir anlamda Huffington Post geri adım attı. Tamamen yok edemeyeceği için de gizlemeyi tercih etti.
Olayın altında bir ihbar yatıyor. Huffington Post'un pek çok Türk okuyucusu da var elbette ve sitenin yöneticileri Adnan Oktar'ı verdiği biyografisi dışında tanımasalar da okurlar işin aslını biliyor.
Siteye yollanan mail'ler editoryal kadroda etkili oldu. 'Bu adam çok tartışmalı bir kişiliktir, Türkiye'de hüküm giymiştir, yazılarını kendisi yazmak müritlerine yazdırır, insanların özel hayatını kayda aldırır sonra onlara şantaj yapar' gibi bilgiler verildi editörlere.
Bir de Richard Dawkins'in sitesine erişimin engellenmesinin altında da Adnan Hoca'nın yattığı eklenince karar kesin olarak verildi.
Ve Adnan Hoca'nın yazısı kaldırıldı. Ayrıca yazıya yorum yapmak da durduruldu.
Böylece Adnan Oktar, Amerikan liberal basınındaki ilk denemesinde hüsrana uğradı.
Neyse ki Mustafa Akyol'un kimi Amerikan gazeteleriyle arası çok iyi, eminim eskiden biat ettiği Hoca'sına bir yer bulur.

Dinlemelerde insan sıkıntısı yok
Telefon dinlemeler yine gündemde. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın sırf eski Cumhurbaşkanı Sezer'le inatlamaşı yüzünden görüşülmesini ertelediği Telekulak yasası nihayet dün iptal edildi. Bundan sonra telefonda daha rahat konuşabilecek miyiz, göreceğiz.
Ancak dün yapılan açıklamalarda Türkiye'de tam 70 bin kişinin dinlendiği ortaya çıktı. Çok ciddi bir rakam, bir polis devleti olduğumuzun göstergesi. Bu 70 bin kişinin her türlü özel ilişkisi, hayatlarının en ince detayları kayıt altında.
Peki bu kadar kişi nasıl dinleniyor, nasıl bir altyapı ve insan gücü lazım bütün bu insanları dinlemek için?
Geçenlerde konunun uzmanı birisine bunu sordum.
'Sen günde ne kadar telefonda konuşuyorsun ki?' dedi. Düşündüm, hakikaten de bazen günde 1 saat bile konuşmuyorum. Turkcell'i aradım, geçen ay ne kadar konuştuğumu öğrendim. 1158 dakikaymış, neredeyse 20 saat yani.
Hal böyleyken ortaya insan kaynağı açısından bir sıkıntı olmadığı anlaşılıyor. Sizin1 ayda konuştuğunuzu, bir görevli bir hafta sonu hemen dinleyebiliyor.

Cuma tavsiyesi
Evde çalışan biri olarak, haliyle yemeksepeti.com'un hayatınızdaki yeri çok fazla oluyor. İnternet'ten yemek verme sistemi Amerika'da hiç yaygın değil, halbuki Türkiye'de epey popüler. Her yeni yer keşfettiğimde de heyecanlanıyorum.
Buralardan biri Woku. Etiler'de, küçücük bir Uzakdoğu restoranı. Tek bir şey yapıyorlar: Noodle. Ama noodle'ın çeşidini de, malzemeleri ve sosunu da kendiniz seçiyorsunuz. Çin yemeği kutularında eve getiriyorlar. Udon noodle'la yapılan ve zencefil soslu bir karışımı çok beğendim. Zaten yemeksepeti'nden de 10 almış.
Bir diğer mekansa Sebat. Akmerkez'in Ulus kapısının karşısında. Eski futbolcu Ayhan Akbin ve işadamı Ergun Gürsoy'un oğlu Ali Gürsoy'un ortaklaşa açtıkları mekan.
Ali Gürsoy zaten arkadaşım, ama bir türlü gidememiştim. Geçenlerde nasip oldu.
İlk önce kulaktan kulağa döneri yayılmıştı Sebat'ın. İstanbul'un en iddialı döneri olmalı; iddianın da hakkını veriyorlar. Sonra da Akçaabat köftesi.
Doğrusunu isterseniz İstanbul'da iyi bir Karadeniz mutfağı arayışım uzun zamandır sürüyordu; Sebat bu açığı dolduracak gibi. Zaten sahipleri de Karadenizli.
İyi bir günündeyse belki Ali Gürsoy size iki bin türkülük repertuarından örnekler de sunabilir.
Bunu demişken, Sebat'ı mahallenin Karadeniz restoranıyla da karıştırmamak lazım. Evlere servisi var ama asla bir fast-food değil. Aksine, epey şık ve lüks bir yer, müşteri kitlesi olarak da karşı komşusu Papermoon'la yarışıyor.