AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-02-09
Bir süredir içimde bir türlü dinmeyen sızı gibi taşıdığım beni hafif rahatsız etmekte olan bazı konuları bugün notlar halinde yazacağım, değineceğim. Bunlar (en başta Oray Eğin olmak üzere) benim arkadaşlarımla ilgili, diğerleri beni arkadaş olarak görmeseler bile ben onları seviyorum. Bu yüzden itirazlarımı kısa notlar halinde yazmamın daha doğru olacağını düşündüm. Çünkü aslında her biri ayrı bir yazı konusu olabilecek bu meselelere tam bir yazı ayırdığımda gerek yazmanın heyecanından gerekse yazı şık olsun diye kurulan cümlelerden dolayı gereksiz yanlış anlamalar olacağını ve sevdiğim insanları kırabileceğimden korktum. Kısa notlar halinde mutlaka yazmalıyım çünkü yazar arkadaşlarım bilirler insanın içine duygu çökmüşse onu bir şekilde cümlelere dökmeyince içinizi burup dururlar. Bu rahatsızlıktan kurtulmak için bugün yazım bu notlardan ibaret olacak:
ORAY EĞİN'E:
Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm konuyu en sonunda Çetin Altan hakkında yazmış olduğun yazıdan sonra kaleme almaya karar verdim. İyi yazarlar yazdıkları konuya yanlış yaklaşsalar da sonucunda ortaya iyi bir yazı çıkabilir (benim geçmişimde bunlardan yüzlerce örnek vardır). Yanlış anlama Çetin Altan ve ailesi hakkında dediklerinde tamamen haksızsın da demiyorum. Meselem senin 'İnsan'a yaklaşımın ile sadece. Seninle benim gibi yazarların, insani olan hiçbir şeye yabancı olmamamız gerekiyor. Bu tavrı kişiliğimizin bir parçası haline getirmeye mecburuz, yazar olmamızın gereği mecburuz buna. Ayrıca toplum bize karşı bu müsamahayı gösterdiği ve bazı aşırılıklarımızı affettiği için bu, bizim bir borcumuz da. Evet Altan Ailesi fertleri hakkında bazı yorumlar yapmışın onların mesleklerine ve maddi konulara karşı tavırları hakkında tespitlerde bulunmuşsun. Diyelim ki hepsi doğru peki ama ne olur doğru olsa? Büyük yazarların insana özgü zayıflıkları olamaz mı? Bence özellikle biz yazarların zayıflıkları daha fazla olur çünkü bizler cümle kurarak yaşamak gibi zor ve hatta imkansız bir mesleği seçmişiz kendimize. Yalnızız, hatta olağanüstü yalnızız. Üstelik benim gibi arkasında koruyan, kollayan bir güç de bulunmuyorsa yazarın korkuları daha fazla artabilir. Parayı mı düşünecek bırak düşünsün. Nasıl olsa vurgun filan yemiyor kimsenin rızkına filan göz dikmemiş. Sadece değeri yüksek olan cümlelerin karşılığının artması için uğraşıyor. Oraycığım benim senin yazılarında bir süredir tespit ettiğim eğilim; son zamanlarında insana yönelik olarak hayli siyasi açıdan doğrucu olmaya başladın (Political correct towards human condition bilmem anlatabiliyor muyum). Parlak zekanla bazı zayıflıkları kolay görüyorsun ve o noktadan cümleyi çakıveriyorsun. Bunu yapma demek hiçbir yazara, dahası senin kalibrendeki birine söylemek katiyen doğru olmaz. Tespit etmiş olduğun her türlü insani zayıflığı yazma da diyemem ama biraz daha hoşgörülü olmanın, yanlış yaptığına inandığımız insana biraz daha onu kendi koşulları içinde anlamaya çalışmanın, bazı zaafları da görmezlikten gelmenin çok daha doğru olacağına inanıyorum. Belki de bu yaklaşım farkımız aramızdaki yaş farkından ileri geliyordur ama sen yaş farklarının getirebileceği bazı menfi etkileri kapatabilecek zekaya fazlasıyla sahipsin kardeşim. Tavrına ince ayar yaparsan çok daha büyüyeceksin, yapmazsan da belki bir şey kaybetmeyeceksin ama uzun vadede vicdan sızısı bir olasılık bunu söylemek istedim sadece. Kendimden biliyorum ben şu aralar keşke o yazıyı şöyle yazmasaydım, keşke o lafı öyle söylememiş olsaydım diye arada bir düşünüyorum. İnşallah sen benim yaşıma geldiğinde 'hiç keşke' kelimesini kullanmak zorunda kalmazsın.
HINCAL AĞABEY'E (ULUÇ):
İlk önce geçmiş olsun. Ağabeyciğim şimdi meselem şu: Severek daima okuduğum köşende çalışmakta olduğun gazeteyi eleştiren yazılar yazıyorsun, çok da iyi yapıyorsun umarım o yazılardan gerekli dersleri çıkaranlar vardır. Bunu yapmakla da kalmıyorsun tavrın hakkında bazı söylemlerin de oluyor yazarın kendi çalıştığı gazeteyi eleştirme hakkı konusunda. Burada açık yüreklilikle yüksek sesler konuştuğum için direkt olarak soruyorum. Ben de dahil birçok yazar kendi gazetelerini eleştirmekten kaçınırlar. Açıkça söyleyeyim bizler senin kadar cesur değiliz. Ama abi, sen aslında bir gündelik yaşam filozofusun bana göre. Onun için açık yüreklilikle anlatacağına inanıyorum. Bunu yapmamamızın nedeni acaba bizlerin 'etik' eksikliğimizden midir yoksa görünürde rahat yaşıyor olsak da hala daha ailemizi geçindirmek için maaşımıza ihtiyaç duymakta olduğumuz mudur? Kendim için söyleyeyim, bunu genelleyemem üstelik bazılarımızın henüz ilkokula başlamış çocuklarımızın mı olmasıdır. Hıncal abi geçmişte bilsen kaç defa şimdi bekar olacaktım ki görürlerdi onlar dediğim anlar da olmuştur. Yanlış anlama senin cesaretini küçümsüyor değilim ama acaba sen de Oray'a yazdığım bölümde bahsettiğin insani zaafları hoşgörme tavrını bana yönelik uygun görebilmen mümkün müdür?
AHMET HAKAN'A:
Biliyorsun çok beğenerek okuyorum ayrıca karşılıklı sohbeti de çok seviyorum ama son zamanlarda bana yazılarının çıkartacağı kavgaları, olası polemikleri önceden çok planlayarak yazmaya başlamışsın gibi geliyor. Bunun genelde bir sakıncası yok gayet tabii ki. Arada benim de yaptığım bir iştir bu, ama yazılarda bu istikrarlı hale gelince, o yazılar Norman Mailer'in dediği gibi 'Kendin için reklamın bir vasıtası' haline dönüşme tehlikesi içeriyor. Bu nedenle artık yazılarını okurken acaba benimle oynanıyor mu acaba ben bir yönlendirilen müşteri haline mi geldim, yoksa kendi projesi haline gelmiş bir yazarın halkla ilişkiler bültenini mi okuyorum diye düşünüyorum. Tabii ki polemikler çok iyidir, yazar etrafta konuşulur ve şöhreti artar ama benim inancım okur uzun vadede içtenlikle gönülden yazılmış yazıları arzular ve onlara kalıcı kıymet verir. Yazar dediğin gerektiğinde yazısıyla kendisine de zarar verebilecek şekilde yazabilmeli ve bazen çıkabilecek olası bir polemiğin kendisini zayıf taraf haline bile düşürmesinden çekinmemelidir. Bundan da korkmadan, gönlünden geldiği gibi yazmalı. Örneğin ben bugün bu yanlışı yine yaptım. Hıncal ağabeyle ilgili maddeyi tekrar okuduğumda dediklerimin bana korkak olmak, yeterince güçlü olmamak gibi ihsanlarla geri dönebileceğini de gördüm. Ama varsın olsun, alışığım bunlara, gönlümü açacaksam tam açarım. Biz yazarlar, kendimizin halkla ilişkilerini yazılarımızla yapar hale gelirsek kısa vadede bu iyi bir şeymiş gibi gözükür ama uzun vadede acısı çıkabilir bunun.
ENGİN ARDIÇ'A:
Aslında ikimiz de çok yalnız insanlarız, üstelik yazıyla yaşamayı seçtiğimiz için daha da yalnızlaşmaya mahkumuz ama ben bazen senin yalnızlık durumunu mutlaklaştırmaya çalıştığını düşünüyorum. Hastalıktan yeni dönen Hıncal Uluç için yazdığın yazı çok zalim, çok acımasız geldi bana. Biliyorum bir yazarın new age türü insanlar gibi her şeye ve her tavra hoşgörülü olmak gibi bir zorunluluğu da yoktur. Senin bütün zaaflarına karşın arkadaş olarak kabul etmek isteyebilen insanları da yazı yoluyla kırmakta mahsur görmüyorsun veya bazı arkadaşlık ve sıcaklık olasılıklarını baştan yok ediyorsun. Her yazından müthiş bir kinle dolu olduğun izlenimi çıkıyor, yazının konusu ne olursa olsun durum böyle. Bazen kin, iyi yazının ortaya çıkması için gerekli olabilir ama bu kin sürekli olursa insanı da yorabiliyor. Okuyucular kinle yazılmış yazılara ilgi gösterebilirler ama senin mertebene gelmiş bir insan için artık bu kısa vadeli ilginin de artık fazla önemi olmaması gerek miyor mu? Temelde taviz vermeden daha yumuşak bir yaşlanma projesine ne dersin?