Oray Eğin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Okan'la Beyaz bu filmi izlesin

David Frost, İngiliz bir şovmen, yazar, mizah ustası ve bu yazıda anlatacağım olaydan beri de 'gazeteci' olarak anılıyor. Halen Al Jazeera televizyonunda 'Frost Over the World' isimli bir programı var. 1960'lı yıllarda patlayan 'alaycılık dalgasını' ucundan yakalayıp meşhur olmuştu, toplumsal olaylara hiciv çerçevesinden bakan bir mizah programı yapıyordu. Sonraki yapımları da ünlü komedyenlerin kariyerlerinin başladığı programlar oldu.
Tabii bir aşamadan sonra bütün bunlar Frost'a yetmemeye başladı. Neyse, daha fazlası wikipedia'da var.
Ama asıl meselemiz David Frost denen bu adamın şöhretine, parasına, çapkınlığına rağmen elindekiyle yetinmemesi.
'Uçaktan kız tavlayan', partilerine para harcamaktan çekinmeyen, magazin basının da favori malzemelerinden biri Frost. Modayı yakından takip ediyor, lükse düşkün.
Ama işte bu hayat yetmiyor ona.
Çünkü mesleği artık bir kısır döngüye dönüşüyor, ne onu ne de izleyenleri tatmin ediyor. Yeni ve ilginç bir şey yapmak istiyor.
İşte vizyondaki 'Frost / Nixon' filmi bir şovmenin arayışının nasıl sonuçlandığını anlatıyor. Amerika'nın skandallarla görevi bırakmak zorunda kalan başkanı Nixon'ı hiçbir zaman çıkmadığı mahkemeye bir anlamda ekranda çıkarmak amacı.
Ron Howard'ın ruhsuz, her türlü duygudan arındırılmış, mekanik anlatımına rağmen David Frost'un çabası ve Başkan Nixon'a 'Demek istediğim şu, eğer bir şeyi Başkan yapıyorsa o zaman yasadışı değildir' dedirtmesine varan günlerini izlemek epey heyecanlı.
Büyük ihtimalle, medya mensuplarının daha da ilgisini çekecek bir film 'Frost / Nixon.' Konuğa para vererek konuşturma olarak bilinen 'checkbook journalism'in en çarpıcı örneklerinden biri öncelikle; dahası bir röportaj tekniği üzerine de üniversitelere ders olabilecek kalibrede.
Benim asıl ilgimi çekense Nixon'ı ekranda 'yargılama' işine girişen kişinin bir şovmen oluşu.
Şovmenlerin bir aşamadan sonra kendi yaptıkları işle yetinmeyip ciddiyet buhranına girdikleri bir gerçek. Türkiye'de de buna tanık olduk.
Mesela çok başarılı bir talk-show'cuyken sırf rozet satacak diye Atatürk aktivisti olmaya yeltenen Cem Özer'e bu geçiş kariyerine mal oldu.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ı ağırladığı programında 'pohpohlamak' konusunda bir ders veren Rüstem Batum da nasıl utanç verici, ne kadar sıkıcıydı hatırlar mısınız? Fakat Batum, sonradan 'politically correct' bir çizgide, entelektüel bir kulvara kaydı ve çok başarılı işler çıkardı.
Çok uzun zamandır Okan Bayülgen de, Beyaz da haber kanallarına program yapıyorlar. Haber kanallarına 'ciddi', Kanal D'ye ise 'eğlence' programı yapmak için yola çıktılar başta.
Ancak söylemek gerekir ki ikisi de bir ciddiyet buhranı geçiriyor. Okan Bayülgen'in ses tonu ve beden dili bile değişiyor NTV'de.
Beyaz ise, üzülmesin ama, maalesef ciddi konulara eğilmek için çok yetersiz. Filmde David Frost'un da bilgi bakımından donanımsız olduğunu görüyoruz, ama bu açığı kapatmak için çok sağlam bir beyin takımı kuruyor.
Bir şovmenin kendini yenileme arzusunu, kariyer sorgulamasını ve arayışını anlayışla karşılarım elbette.
Ama bu çabaların sonu David Frost'unki gibi bir yola çıkmazsa ne düşünmek gerekir?
(Not: Filmde Frank Langhella, Richard Nixon'dan daha çok Aydın Doğan'a benzemiş. David Frost'u oynayan Michael Sheen ise gözüme daha evvel iki kere canlandırdığı Tony Blair gibi göründü yine.)

Madımak film oluyor
Temmuz ayında, Madımak Olayları'nın yıldönümünde Hürriyet'te Soner Yalçın'ın okuyanı ağlatan bir yazısı çıkmıştı. 'İki evladını yitirmiş bir annenin hazin öyküsü'nü kaleme almıştı.
Bakın o anne, Hüsne Kaya, Madımak'ın yandığı gün yaşadıklarını nasıl anlatmış:
'Kültür Merkezi'ndeki olaylardan sonra amcamın torunu, beni evlerine götürmüş. Kendime geldiğimde çocukları sordum; 'Madımak Oteli'nde güvendeler' dediler. Lokantadan sonra Madımak Oteli'ne gitmişler. Beni zorla yatırıp uyuttular. Sabah erkenden kalktım, balkona çıktım. Şehrin ortasında bir duman yükseliyordu göğe doğru. Ne olduğunu sordum, 'Bilmiyoruz, bir yangın çıktı herhalde' dediler. Evdekiler gece olayları öğrenmişler aslında; Menekşe'min, Koray'ımın öldüğünü biliyorlarmış...'
'Ben her şeyden habersizim; çocuklarıma kavuşmak istiyorum bir an önce. Sonra beni hastaneye götürdüler, iğne vurdurdular. Ben hala anlamış değilim neler oluyor, sersem gibiyim. Eve geldik, olaylar hakkında biraz bilgi vermeye başladılar. Koray ve Menekşe'nin babalarının yanında olduğunu söylüyorlar...'
'Evin bir köşesinde yatıyorum, iğne beni iyice sersemletti. Evde yeğenlerim, kuzenlerim, akrabalar radyodan haberleri dinliyorum. Birden kadın spikerin 'Koray' dediğini duydum; bağırdığımı hatırlıyorum... Çocuklarımı aniden kaybettim ben.'
Hüsne Kaya'nın hikayesinin devamı da, öncesi de epey çarpıcı.  Soner Yalçın da bugünlerde bu hikayeyi gazete sayfalarından bir başka mecraya taşımakla uğraşıyor.
Yani...
Yakın tarihimizin en büyük lekelerinden Madımak Oteli'nin yakılması film oluyor. Yapımcısı Soner Yalçın, senaryo yazarı da Sırrı Süreyya Önder.  Film, Hüsne Kaya'nın da aralarında dahil olduğu gerçek insanların yaşadıklarından yola çıkarak Sıvas'ta yaşananları beyazperdeye taşıyacak.
Ben filmin bir yerinde Aziz Nesin'in olağanüstü 'Sıvas Acısı' şiirinin de kullanılmasını dilerim: 'Ben anlarım / Bu acı bizim ora işi hançer acısı / Bir ülkedeniz ne de olsa / Aynı dili konuşsak da / Anlamayız birbirimizi / Haçerin nakışı / Tanıdım acısından / Sıvas işi.'

'Annesi Aslı Altan'la...'
Güllü Aybar, İstanbul'un en güzel kadınlarından biri. Aslı Altan, 90'lı yılların en gözde kulübü Safran'ın sahibi bir gece hayatı efsanesi. İkisi de Bebek'te oturuyor, yıllardır çok yakın arkadaş... Bunu bilmeyen yok... Altan da, Aybar da basında tanınan, haklarında sık sık haber yapılan isimler. Bir dönem 'Cemiyet Sayfalarından' inmezlerdi...
Ama geçen hafta önce Haftasonu'nda, sonra bu haberi aynen alıp kullanan Kelebek'te şöyle bir haber vardı:
'Güllü Aybar, annesi Aslı Altan'la Bebek'te yürüyüşe çıktı!'
Yuh artık... Pes doğrusu...
Buna cehalet bile denmez artık, hafif kalır...
Her şeyden önce, Güllü Aybar'ın yaşı Aslı Altan'dan biraz daha büyük...
Ve hayır ikisi arasında herhangi bir akrabalık bağı yok!
Hadi Haftasonu'nda bu zavallı hata yapıldı, koskoca Kelebek'te aynen bu alınıp kullanılır mı?

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3