AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-02-11
Son bir hafta içinde 2009 Ocak ayına ilişkin TÜFE ve ÜFE rakamları ile 2008 Aralık ayına ilişkin düzeltilmiş aylık sanayi üretim endeksleri açıklandı. Veriler, piyasalardaki durgunluğun derinleşerek devam ettiğini gösteriyor. Ancak her ülke gibi bu krizden çıkabilmenin etkin yollarını aramak ve bulmak zorundayız.
Ocak ayında tüketici enflasyonu % 0.29, on iki aylık ortalama enflasyon ise % 10,54 olarak gerçekleşti. Harcama kalemlerine teker teker bakıldığında dikkat çeken bir nokta, kış aylarında olmamıza rağmen giyim ve ayakkabı fiyatlarında % 8'lik keskin düşüş var. Oysa kışın giyim ve ayakkabıya harcanan para artar. Krizden kaynaklanan bu fiyat düşüşlerini, otomotiv ve dayanıklı tüketim malları, ev eşyası, mobilya gibi malların satışında da görüyoruz.
Tüketici enflasyonunun bölgesel dağılımına bakıldığında; aylık bazda en yüksek enflasyon İzmir bölgesine ait iken, geçen yılın aynı ayına göre en yüksek fiyat artışı, bazı doğu illerinde görülüyor. Acaba bu illerde tüketim diğer bölgelere göre daha mı canlı yoksa bunun arkasında başka bir neden mi var?
Bilindiği üzere bireylerin gelirleri arttıkça tasarruf etme olanakları ve tasarruf eğilimleri artar. Zengin olanlar miktar olarak daha fazla tüketmiş olsalar dahi, tüketime ayırdıkları para gelirlerinin çok daha küçük bir payını oluşturduğundan, fiyat artışlarından daha az etkilenirler. Bu nedenle, doğu illerindeki enflasyon oranındaki artış, bu illerdeki daha düşük gelir düzeyi ile birleştiğinde, sonuçları daha yıkıcı olacaktır. Eğer bu illerin ortalama gelir düzeyinde bir artış yoksa. Belki de TÜİK bölgeler bazında yaptığı enflasyon analizini gelir grupları bazında da yapmalıdır. Böylesi bir analiz gelir dağılımının gidişatı hakkında bize bazı ipuçları verecektir.
Gelelim sanayi üretimi endeksine. Düzeltilmiş seriye göre 2008 Aralık ayında sanayi üretimi geçen yılın aynı ayına göre % 17,6 azalmış durumda. Geçtiğimiz ağustos ayında % 3,6 olan daralma katlanarak büyüdü ve kasım ayında % 13'e, Aralık ayında ise % 17,6'ya dayandı. Sanayi üretimi ülkemiz gibi gelişmekte olan bir ekonomi için kritik bir öneme sahiptir. Özellikle de imalat sanayiinin, hem yarattığı katma değer hem de istihdamda sahip olduğu payın büyüklüğü açısından izlenmesi gerekir.
İç piyasadaki durgunluk sanayicileri ihracattan medet ummaya itmiştir. Ancak krizin küresel olması nedeniyle dış piyasalarda da satışlar umulanın altında gerçekleşmektedir. İhracat partnerlerimizin aslan payını oluşturan AB ülkelerinde, kriz derinliğini hissettirmektedir. Bu durumda geriye kalan önemli bir çözüm yeni pazarlar bulmaktır. Fakat yeni pazarlar bulmak ha deyince olacak iş değildir. Dolayısıyla bugünden yarına ihracatta düzelme beklemek pek de olası görünmüyor.
Bir diğer çözüm ise ihraç edilen mallardaki artı değerin, artırılmaya çalışılmasıdır. Bilindiği gibi ihraç ettiğimiz hemen hemen bütün mallarda yüksek miktarda ithal girdi kullanılmaktadır. İthal ara mallar yerine yerlilerinin kullanılması için fiyat ve kalite açısından uygunluk önemlidir. Bu durumda böylesi bir dönüşümün yaşanması, yeni pazarlar bulmaktan daha zor olacak ve daha uzun zaman alacaktır.
Bu dönüşümü paranın bol olduğu dönemde yapamadık. Şimdi işimiz daha zor olsa da, zararın neresinden dönülürse kardır. Bunun için Ar-Ge harcamalarının ve yerli üreticilerin desteklenmesine yönelik bir politikamızın olması lazım. Bunun başarılması halinde; hem ihracatın yarattığı katma değer artacak hem de yerli sanayinin gelişmesine ivme kazandırılacaktır. Fason üretim ve montaj yapmak yerine kendi ürünlerimiz ve markalarımız olsa; bir malın bütün üretim aşamalarını kendi girdilerimizle yapsak, yapabilsek... Bu kriz bizi böyle köklü, ulusal ekonominin lehine ve yapısal bir dönüşüme itecek mi, bekleyip göreceğiz..