Cumartesi sabahı saat 09.00'da ciddi ve derinlikli konular ve 'öğrenmek' adına kim yollara düşer? Dün Beyaz Nokta Gelişim Vakfı'nın İstanbul Teknik Üniversitesi Maslak Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde iki gün süren Gelişim '08Kongresi'nin sabah bölümünü izleyenler, bu sorunun yanıtını aldılar...
Tabii ki o koca salon tıklım tıklım dolu değildi. Ancak gelenler hem nitelik hem de nicelik açısından beklentimin üzerindeydi. Vakıf Başkanı Tınaz Titiz'i hem bu kongre hem de yeni ödülü için kutluyorum. Titiz, TBD ve TÜBİSAD tarafından Türk Bilişim Sektörü'ne uzun yıllar hizmette bulunmuş ve önemli katkılar sağlamış kişilere 1996 yılından beri verilmekte olan 'Yaşam Boyu Hizmet Ödülü'ne bu yıl layık görülmüş ve geçen hafta Ankara'da Bilişim '08 etkinlikleri sırasında ödülünü almıştı.
Sabahki paneli hasbelkader ben yönettim. TV Yayıncıları Derneği ile İstanbul 2010 AKB Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu ve Prof. Dr. Acar Baltaş (Baltaş& Baltaş Yönetim Eğitim Danışmanlık) konuşmacı olarak katıldılar. Konu üç kilit kelimede özetlenebilir: Medya - Liderlik - Öğrenme...
Baltaş'ın; pek çok diğer özelliğinin yanı sıra liderin 'Etkileyen, olayların sonunu değiştirebilen ve az bilgi ile stres altında hızlı ve doğru karar vermek durumunda olan kişi' olarak getirdiği tanım çok ilginçti...
Çolakoğlu'nun 'Toplumun aslında özünde var olan ancak farkına varmadığı eğilimleri inovasyonla keşfedip hayata geçiren ve toplumun desteğini sağlayan kişi' şeklindeki tanımlaması da çarpıcıydı...
Bizden sonraki oturumda Prof. Dr. Mahir Kaynak ve Dr. Nihat Ali Özcan, terör meselesini 'Liderlik ve Öğrenme' bağlamında tartıştılar... Çok zenginleştirici, ufuk açıcı bir konferanstı. Siz en iyisi Beyaz Nokta Gelişim Vakfı'ndan takip edin ve gerekirse baskı yapıp kongre kayıtlarının ya da özetinin yayınlanmasını talep edin... Belki ücreti karşılığı çıkarırlar da vakfa ek gelir sağlarlar...
//c
Teşekkürler Murat Evgin
Biz üniversite yıllarında da süregiden lise aşklarımıza e-mail göndermezdik. Mektup yazardık bir heyecan. Times New Roman ile değil kendi el yazımızla. Özenerek. Saygı göstererek. Nezahet ve zerafet, yazıya dökülürdü... Hangi kağıda, hangi kalemle, hangi mürekkeple yazdığımız ne kadar da önemliydi. Inbox'larda değil hoş kutularda saklardık o mektupları... Hasret anlarında dönüp okumak, hasreti artırmak, doymak için...
'Bir çift güzel söze bir ömür verildiği' yıllardı onlar...
Herkes özgün ilişkilerini yaşardı, 'Microsoft template'lerini değil...
'Artık kimse mektup yazmıyor mu?
Güller vardı; kimse kurutmuyor mu?
Sen yaz yine de gül kokan ellerinle
Koy bir zarfa dudaklarınla mühürle...'
Bu satırlar Murat Evgin'in 'Mektup' adlı parçasından. Bir de klibi var. Öylesine izlemiştim. Rica ettim bir CD'de yollamış. İki kelime ile ve gençlerin deyişiyle söyleyelim: 'Bin git...'
Pelin Batu oynamış klipte. Döne döne izledim. Zaten oldum olası severim Pelin Batu'yu... Ancak bu klipte bir başka... Murat'ın kullandığı bisikletin arkasında oturduğu karelere özellikle dikkat edin...
Sabahları bantta yürürken bakıyorum. 'Şiddet ve nefret içermediği'(!) için olsa gerek bazı müzik kanallarındaki 'insan taklidi yapan' VJ'ler çalmıyorlar galiba. O kadar sık gözükmüyor çünkü... Ancak özellikle benim kuşağım ve benden sonraki en az iki kuşak bayılacaktır bu klibe. Türkiye'de şu sıra esen duygusal rüzgarla da birebir örtüşüyor aslında. 'Issız Adam' falan... Klibi müzik kanalları dışındakiler de gösterebilir bu yüzden... Göstermeli de...
Ne kadar ihtiyacımız varmış sevgili Murat, sevgi ve esenlik dolu güzelliğe...
//c
Bu da 'Alçak' (!) residence'miş...
Şu 'residence' pazarlama işinin her türlüsünü gördüm de, bu sonuncusu bir başka... Bu tür reklamlardaki standart hareketler yerli yerinde... Ortada cenneti çağrıştırması istenen kocaman bir fotoğraf. Arka planda 'residence'ler (neden 'konut' değil de anglo sakson - frankofon karşılığı?)... Ön planda müthiş bir yüzme havuzu. Havuzun etrafında mutlu aileler, çocukları... Gençler...
Büyük fotoğrafın altında ana metin:
'Evet residence! Ama yüksek, donuk ve sevimsiz gökdelenlerden oluşan bir residence değil. Her biri özel bahçeye sahip, iç dekorasyonu tamamlamış dubleks evlerden oluşan bir residence...'
Ne var bunda değil mi? Doğru. Hiçbir şey yok... Fakat o başlık?.. O slogan?..
Fotoğrafın üzerinde iki satır, devasa...
'Alçak Residence...'
Görünce bir an için irkildim... Bu tür 'cinas, telmih, nükte' gibi edebiyatta yeri olan incelikler ve 'metaforlar' iletişimde çok özel hedef kitleler karşısında kullanılır. Her an yanlış anlaşılmaya açıktır. Bu yüzden iki kenarı keskin bıçak gibidir. Çok tehlikelidir... Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla numarası, bizde çoğu zaman duvara toslar...
Bu reklamı veren Güney Residence (Güney Şirketler Grubu) umarız bu 'alçak' lafından dolayı ticari zarara uğramaz. Çünkü konseptleri gerçekten çok hoş görünüyor. Dertlerini anlatamazlarsa yazık olur...
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.