Washington'da Beyaz Saray önündeki parka giden yolun köÅŸesinde bir Hint lokantası vardır. Bu yer, Clinton baÅŸkanlığı sırasında bir gün orada yemek yediÄŸinden birden çok meÅŸhur oldu.
Pazar günleri açık büfesi hayli ilgi gören bu lokantanın çatısı altında bolca Türkiye konuÅŸulur. Çünkü bir düÅŸünce kuruluÅŸunun Türkiye direktörlüÄŸünü yapmakta olan arkadaşım Bülent Ali Rıza bu lokantayı çok sever ve misafirlerini de orada ağırlar. Bülent ile ben, en son BaÅŸbakan ErdoÄŸan'ı izlemek üzere oralara gittiÄŸimde yemek yemiÅŸtik Bombay Club'ta.
Bir eski gazeteci ile bir Türkiye direktörü buluÅŸtuklarında ne konuÅŸurlar; tabii ki 'Ne olacak bu ülkenin hali'ni...
Yine bir pazar günü yemek için Bombay Club'a giden gazeteci Fehmi Koru/Taha Kıvanç'ın başına doÄŸrusu çok kıskandığım bir olay gelmiÅŸ.
Kıvanç oradayken, bir masada soyadı Graham ile soyadı Sulzberger olan adamın koyu sohbete girdiklerini görmüÅŸ. Bunu ben de görmüÅŸ olmayı çok isterdim. O yüzden kıskandım Kıvanç'ın ÅŸansını. Bu sahneyi görmek isterdim çünkü bu aralar çok yoÄŸun bir ÅŸekilde Rupert Murdoch'u incelemekteyim.
Ve soyadları Graham ile Sulzberger olan adamların masasına yakın oturuyor olsaydım sohbetlerinde mutlaka Murdoch soyadının geçeceÄŸine adım gibi eminim.
Hatta konuÅŸtukları tek konunun bu olduÄŸunu bile düÅŸünüyorum. Åžimdi 'Ne alaka, bu adamlar bir araya geldiklerinde Taha Kıvanç'ın yazısında dediÄŸi gibi Amerikan iç siyasetini, yeni baÅŸkana karşı ortak tavrı konuÅŸmuÅŸ olamazlar mı yani' diye soracaksınız bana.
Bu da olabilir tabii ki ama ben sanmıyorum. Daha çok Murdoch'un konuÅŸulduÄŸunu düÅŸünüyorum. Ve bugün bunun nedenini açıkladığımda meselenin görünenden çok daha farklı ve ilginç boyutları olduÄŸunu anlayacaksınız.
Soyadı aÄŸaçları
Amerİka'nIn yerleÅŸik düzenin yani sistemin ana direÄŸi olan medyasında üç soyadı çok önemlidir. Bunlar Washington Post gazetesinin sahibi olan Graham ailesi, New York Times'ın sahibi Sulzberger ailesi ve bir süre öncesine kadar Wall Street Journal'in sahibi olan Bancroft ailesidir.
Ayrıca bir de Newhouse ailesi de var ama onlar daha çok Conda Nast'in sahibi olarak dergicilik yanlarıyla öne çıktıklarından (Vanity Fair, New Yorker, Vogue hepsi onların) Sulzberger'ler, Graham'ler gibi yerleÅŸik düzenin saygın temsilcileri olarak görülmezler.
Åžimdi bu bahsetmiÅŸ olduÄŸum soyadlarının tarihsel geliÅŸimi çok önemlidir. Bu soyadlarına bakarak Amerika'nın tarihini yazmak bile mümkündür. Bunların en büyük özelliÄŸi çok önemli gazetelerin sahibi olmaları ve çok yakın süre öncesine kadar gazetelerini satmayı hiç düÅŸünmemeleriydi.
Ben Sulzberger soyadının geçtiÄŸi hemen her kitabı yıllar içinde okumuÅŸumdur. Graham soyadını ise 'Medya dünyasının kraliçesi' Kay Graham nedeniyle iyi tanırım.
Bancroft ailesini ise 'katiyen satmayız' dedikleri Wall Street Journal'in satışı günlerinde öÄŸrendim. Bancroft ailesinin soyadı aÄŸacını incelediÄŸimde bunların bir medya aristokrasi oluÅŸturduklarını gördüm. Hatta 'The Gradiuate' filminden çok iyi tanıdığımız Anne Bancroft'un da bu aileden olmasına ÅŸaşırmıştım.
Bancroft'lar, Wall Street Journal gazetesinin sahibi olmakla övünüyor, gazetenin yönetimine hiç karışmıyordu. Ve de gazeteleri dünyanın en prestijli gazetesiydi. Aile içinden hissesini satmak isteyen olsa bile satışı imkansız kılacak kurallar koydurmuÅŸlardı. Yani o gazetenin hep Bancroft malı olarak kalacağı sanılıyordu.
Ama Murdoch çıktı ortaya. Tamamen o gazetenin sahibi olmaya odaklanmıştı. 5 milyar dolar gibi olaÄŸanüstü bir fiyat ödeyerek ve yüzlerce ayak oyunu yaparak gazeteyi aldı ailenin elinden. Åžimdi Bancroft'lar sadece gazetenin anısıyla yaşıyor
Murdoch savaÅŸ açtı
Büyük medya patronu ve gerçekten gazeteciliÄŸe aşık olmasına raÄŸmen Murdoch bir türlü medyanın yerleÅŸik düzeninin koruyucuları tarafından içlerine sindirilemedi. Onu kendilerinden birisi olarak kabul etmediler. Sun, New York Post gibi tabloid gazetelerin sahibi olduÄŸu için ciddiye alınmayacak bir isyankar olarak gördüler. Birlikte bulundukları davetlerde bile Murdoch'a uzak durmaya çalıştılar.
Bu tavır da Murdoch'u çok sinirlendirdi. Tabloid gazetelerinin dedikodu sayfalarında diÄŸer patronlarla ilgili çıkan dedikodular ile eÄŸlendi ama bu onu tatmin etmedi.
Murdoch mutlaka kendi hakkı olduÄŸuna inandığı saygın yeri almak istiyordu. Bunun ilk adımını Wall Street Journal'i alarak attı. Åžimdi Murdoch bu yeni gazetesi ile birlikte yerleÅŸik düzeni sorgulayan deÄŸil, yerleÅŸik düzenin saygın bir patronu haline dönüÅŸmüÅŸtü.
Sırada NYT var
Murdoch'un gazete iÅŸtahı durmak bilmiyor. Daha fazlasını istiyor. Kendisine kötü davranan sistemi mutlaka deÄŸiÅŸtirecek. Sulzberger ailesi de Bancroft'lar gibi gazetelerini katiyen satmayacak aile olarak görülüyorlardı. Ochs ve Sulzberger ailelerinin birleÅŸiminden oluÅŸan patron aile çözülmesi neredeyse imkansız olan hisse senedi düzeni ile gazetenin mutlak hakimiydiler Kontrol eden hisse onların elinde.
Ancak iki yıl önce Morgan Stanley yatırım bankasında yatırım uzmanı olarak çalışan Hasan El Masry çok insana düÅŸünülemeyecek bile gelen bir iÅŸ yaptı ve New York Times hisse senetlerine yönelik bir hasmane devralma (hostile takeover) iÅŸlemleri baÅŸlattı. Gazetenin patronu baÅŸlatılan saldırı nedeniyle hayli ÅŸaşırıp sarsıldı. Çünkü neredeyse gazeteyi kaybediyorlardı. Ancak büyük çabalar ve bayağı para harcanarak bu saldırı püskürtüldü.
Rupert Murdoch ileride almayı düÅŸündüÄŸü gazetelerin sadece tek bir zayıf noktasını bulabilmek için sürekli av peÅŸindedir. New York Times'ın iki yıl önce yaÅŸadığı olayda da aradığı zayıf noktayı görmüÅŸtü. Yani bu da yapılabilirdi, Murdoch, New York Times'ı da alabilirdi. Wall Street Journal'in sahibi olmasıyla biten süreç de Murdoch'un, Bancroft ailesinin içinde tek bir zayıf halkayı keÅŸfetmesiyle baÅŸlamıştı.
Yakın tehlike
'BaÅžkanIn Adamları' filmini hatırlayın. O filmde devletin katillerinden kaçmakta olan Robert Redford filmin sonunda nereye sığınır? Tabii ki New York Times'ın binasına. Watergate skandalını kim çözüp sistemi rayına oturttu? Tabii ki Washington Post. Vietnam savaşını kim gündemden çıkarttı? Tabii ki Pentagon kağıtlarını yayınlayan New York Times.
Anlayacağınız bu iki gazete, sistemin normal iÅŸlemesi ve düzenin ayakta kalması için kaçınılmaz olarak görülen iki kurumdur. Bunların patron deÄŸiÅŸtirmesi sadece basit bir ticari iÅŸlem deÄŸildir. Bu, düzeni de yakından alakadar eden bir iÅŸlemdir. DüÅŸünsenize; Wall Street Journal gibi iÅŸ dünyasına ayar verecek güçte bir gazeteden sonra sistemin siyasi iÅŸleyiÅŸine yön veren Post ve Times gibi gazetelerden bir tanesi de 'Tabloid kralı' Murdoch'un eline geçerse düzen ne yapacak, yerleÅŸik düzene ne olur? Åžimdi Amerika'da var olan korku bu.
Kokteyllerde konuÅŸulanlar
KIsa süre önce New York Times'ın yayın yönetmeni bir davette Murdoch'tan 'ÅŸeytan' olarak bahsetmiÅŸ ve 'Bu tehlikeyi Amerikan basınından savuÅŸturmalıyız' diye konuÅŸmuÅŸ.
Geleneksel ailelerin yönetimine karışmadıkları bu gazetelerde Murdoch mutlaka iÅŸe karışır ve Times'ı aldığı takdirde ilk kovacağı kiÅŸinin kendisine 'ÅŸeytan' diyen adam olacağı da neredeyse kesin.
Murdoch, Wall Street Journal'i satın aldıktan sonra bana çok ilginç gelen bir ÅŸey yaptı.
Kolalı gömlek giyen kibar insanlar tarafından çıkarılmakta olan bu gazetede yapacağı ilk toplantıya yanında New York Post'un yayın yönetmenini götürdü.
O tam bir tabloid gazetecisidir ve görünümü de tabloid ruhuna uygundur. Gün içinde içki içer ve aÄŸzından sigarayı düÅŸürmez. Devamlı küfür eder. Yani anlayacağınız Wall Street Journal'in anti-tezidir o.
Murdoch yapacağı ilk toplantıya onu da götürerek 'Artık düzen deÄŸiÅŸti' mesajını vermiÅŸtir.
Evet; Murdoch yerleÅŸik basın düzenini deÄŸiÅŸtirmeye kesin kararlı. Åžimdi de New York Times'ı gözüne kestirdi. Ve durmadan zayıf halkayı arayıp duruyor.
Kay'in oÄŸlu David Graham ile Arthur Ochs Sulzberger'in, Washington'da Bombay Club'ta buluÅŸmaları iÅŸte bu nedenle çok önemli.
Murdoch'un manevraları nedeniyle sistem paniklemiÅŸ durumda. YerleÅŸik düzen, alışılan yaÅŸam çöküyor ve bu tehlikeye ne yapılacağını o iki aile de tam bilmiyor. Ben, yemekte sadece Murdoch konuÅŸulduÄŸuna eminim.