'Biri milliyetçi bir toprak aÄŸasının oÄŸlu, diÄŸeri fahiÅŸelik yapan bir Rum kızının yaÅŸadıkları aÅŸkla deÄŸiÅŸip, baÅŸkaldırmayı öÄŸrenmelerini konu alan filmin hikayesini 6-7 Eylül olayları ve dönemin azınlık sorunu besliyor.' Güz Sancısı'nın özet cümlesi bu...
Sevgili Tomris GiritlioÄŸlu'nu TRT günlerinden tanırım. Kalıbına sığamadığı o günlerden belliydi. Pek çok filmini izledim. Hepsi ilginçtir, dikkat çekicidir, izlenmesi gereken filmlerdir; ancak 'İyi' midir?.. İşte orada biraz duraklıyorum. Bu soruyu diÄŸer sıfatlarda olduÄŸu gibi bir çırpıda 'Evet' diye yanıtlamakta zorlanıyorum...
Dörtlü matriks
Sinema eleÅŸtirmenliÄŸinde doruk noktada gördüÄŸüm ABD'li yazar Bruce Williamson'un dörtlü tanımını bir türlü unutamam... Filmlere önce o pencerede bakarım hep.
1. Kötü yapılmış iyi film, 2. İyi yapılmış kötü film, 3. Kötü yapılmış kötü film, 4. İyi yapılmış iyi film...
Güz Sancısı'nı izleyin; bu dörtlüden hangisindeki tanımın burada geçerli olabileceÄŸini bir çırpıda olmasa bile en azından daha önce izlediÄŸiniz filmleri de bu matriks'e yerleÅŸtirdiÄŸinizde hemen bulacaksınız... İstanbul'da bu vahÅŸet yaÅŸandığında ben 9 yaşındaydım... Olayların öncesinde ve sonrasındaki geliÅŸmelerin bıraktığı izler; ailemize, çevremizdeki dost ve komÅŸulara yansımış olan duygular belleÄŸimden hiçbir zaman silinmemiÅŸtir. Filmde bunlar yok. Enine kesitinde sadece o 2-3 gün var... İçimizdeki utanç duygularını kamçılayan o üç gün...
Tarihten utanç sahneleri
Tomris Hanım yakın tarihimizde utanç duymamız, kendimizi ezik hissetmemiz gereken ne kadar olay varsa, onları beyazperdeye aktarmak için özel çaba harcıyor. Yılmaz Karakoyunlu yazmak, Etyen Mahçupyan da senaryolaÅŸtırmak için... İyi bir üçlü oluÅŸturmuÅŸlar. Salkım Hanım'ın Taneleri de bir dönem filmiydi ve Cumhuriyet tarihinin utanç tablolarından bir baÅŸkasını anlatıyordu. Karakoyunlu genç Cumhuriyetin kuruluÅŸ sancıları içinde daha pek çok dramatik olayı yazabilir; Tomris Hanım da Etyen Bey'in desteÄŸi ile sinemaya aktarabilir...
Hem Milliyet hem de Hürriyet, filmin TV dizisi tadından olduÄŸundan söz ettiler. Bu Tomris Hanım'ı en çok kızdıracak tespitlerin başında geliyor. Her ne kadar kimselerin kolay kolay anlayamadığı bir 'eksantriklikle', 'Ben sinemayı sinemada seyredemiyorum' diyecek, filminin gala gecesinde sinemaya ancak film bittikten sonra uÄŸramış olacak kadar sinemadan kopuk gibi dursa da, televizyon kültüründen kurtulamamış olduÄŸu yolundaki imaları bu kadar da hak etmiyor. ÖrneÄŸin, 'Suyun Öte Yanı' hiç de fena deÄŸildi bu anlamda...
Tarihe tanıklık
Vali filmini, Devrim Arabaları'nı, içeriÄŸine 'terkibine' katılmasam bile Mustafa'yı, Türkiye'nin yakın tarihine tanıklık etmek adına verilen çabalar olarak çok önemli bulduÄŸumu sık sık belirtmiÅŸtim. Yakın gelecekte Ergenekon'u da bir gün beyaz perdede izleyeceÄŸiz. (Kurtlar Vadisi'nin Ergenekon'un fragmanı olduÄŸunu iddia edenlerin sayısı da az deÄŸil hani...)
Film (bazılarına göre Fotoroman mantığında) kare kare bakıldığında gerçekten ÅŸiirsel bir anlatım diline sahip. Kostümler bir harika. Elena rolünde Beren Saat'e bayıldım. (Sadece onu izlemek için bile filme gitmeye deÄŸer).. Suat rolündeki Okan Yalabık dışındaki oyuncuların performanslarından söz etmemek en azından onlara karşı anlayışlı, saygılı bir yaklaşım olur.
HoÅŸgörü nereye kadar?
Cuma sinema akÅŸamları programı gereÄŸi gittiÄŸimiz restoranda (19.30 sinema sonra da Park Avenue, özellikle de garson Osman orada olduÄŸu için...) arkadaÅŸlar biraz daha insaflıydılar. Küçük hataların affedilmesi gerektiÄŸini söylediler. ÖrneÄŸin uçurum kenarındaki sahne: Yakın planda Behçet'in ayakları uçurumun hemen dibinde, yukarıdan çeken kamerada herhangi bir tehlike yok. Uçurum kenarına daha en az yarım metre var...
Ya da filmin hemen başında Behçet'in elini nasıl kestiÄŸi; ve de bu el kesme sahnesini yönetmenin neden oraya koyduÄŸu, ya da aynı sahnede Behçet'in babasının resminin camının nasıl olup da kırıldığı (eliyle çarpmış olması zor); ve nihayet duvardaki resmin bir sahne sonra nasıl olup da biraz daha saÄŸa eÄŸildiÄŸi... Bunları anlayamamanın pek önemi yoktu bazı arkadaÅŸlara göre; aslolan o dramdı...
Kabahat yoksa bende mi?
Benim finalde Behçet'in burnunun dibindeki kızı nasıl kaybettiÄŸini anlayamamam, ya da o iki 'kötü' adamla nasıl karşılaÅŸtığını çıkaramamam, Behçet'in kızın gittiÄŸi dükkanı sonradan eliyle koymuÅŸ gibi bulmasını çözememem, o semtin mimari duygusunu seyircinin kaybetmemesi gerektiÄŸi tezim, sokakların iki kenarına park edilmesini engellemek için o filmin geçtiÄŸi tarihten 50 sene sonra çakılmış olan metal korkulukların çıkarılmamış olmasını özenliksiz olarak nitelemem... Bütün bunlar görmezlikten gelinebilir ve Tomris Hanım affedilebilirdi...
Türk entelijansiyası içinde genel kanaat de sanırım bu olacak zaten... 'Olsun canım film hoÅŸ bir ÅŸekilde özür diliyor ya... Yeter...' Ben ise dünkü Milliyet'in Cumartesi ekindeki sinema yazısına Nil Kural'ın aÄŸabeylerinden amcalarından korkmadan koyduÄŸu son cümleyi önemsiyorum: 'Dizide iÅŸleyen formül beyazper-dede tökezliyor. Polisiye olaylar, siyaset, aÅŸk, bir sürü karakter derken dağılıp gidiyor. Bir oraya bir buraya savrulurken ritim kaçıyor. Film ne Türkiye tarihinin bu kritik dönemini layığıyla gösteriyor, ne de odaktaki aÅŸkı inandırıcı kılıyor...'
Ellerine sağlık Nil Kural...
Baykal'ın KılıçdaroÄŸlu zaferi
Sayın Baykal'ın Kemal KılıçdaroÄŸlu'nu İstanbul'dan BüyükÅŸehir Belediye BaÅŸkanı tayin edebileceÄŸini daha önceden tahmin edip yazmıştım. Ancak bu iÅŸe partilileri de ortak edeceÄŸini görememiÅŸim... Taktik çok iyi... Üç ismi oylat. 'Bak herkes KılıçdaroÄŸlu'nu iÅŸaret etti' de... (Bu arada Kemal DerviÅŸ'in kendi adının 'yoklamaya' dahil edilmesiyle mutabık olup olmadığını bilmiyoruz. Arzusu hilafına yapıldıysa, gerçekten çok ayıp...)
KılıçdaroÄŸlu Belediye BaÅŸkanlığı'nı kazansa da kaybetse de Sayın Baykal amacına ulaÅŸmış; KılıçdaroÄŸlu'nu siyasi rekabet yarışından silmiÅŸ olacak...
Kemal KılıçdaroÄŸlu ise verdiÄŸi ilk beyanatla birlikte neleri yapmayacağını anlatmaya baÅŸladı... Yolsuzluk yapmayacak, yolsuzlukları ortaya çıkaracakmış. Üstat İstanbullu seçmenin kentin başına bir savcı deÄŸil kendilerine hizmet edecek bir BaÅŸkan seçeceklerini inÅŸallah hatırlar da; biraz da neler yapacağından söz eder... Yoksa iÅŸi çok zor...