Toplumumuzun artık bazı ÅŸeyleri anlaması gerek. GeçmiÅŸte kurların sabit olduÄŸu 1980 öncesi dönemlerde, vatandaÅŸ kurların oynamasından korkar, devalüasyon geliyor, gebereceÄŸiz diye, fena halde, kur hareketine karşı çıkardı.
1980 sonrasında yavaÅŸ yavaÅŸ kurların bir fiyat olduÄŸu, oynayabileceÄŸine alıştık, ihracat 130 milyar dolar oldu ama elemlerimiz geçmiÅŸe endeksli kaldı. Bu ortamda saçma sapan bir tez vatandaÅŸa hoÅŸ geldi. Ege Cansen kliÅŸesi olan 'yüksek faiz düÅŸük kur'.
Bu teze göre Merkez Bankası kurlar oynadı mı faizi yükseltip kurları frenliyordu, çünkü enflasyonu düÅŸürmek istiyordu. Tabii üç beÅŸ yıl içinde 50-60 milyar dolar satın alan Merkez Bankası'nın aslında bu alımla dövizi deÄŸerlendirdiÄŸini göremiyordu. Merkez Bankası o dolarları alıp YTL likidite vermese ortalıkta aşırı döviz ve çok daha kıt YTL olacaktı, kimse bunu düÅŸünmüyordu. Ha bire Merkez Bankası faizi ile piyasa faizi arasındaki reel faize takılıyorduk. Bunun risk algılamasından ve likidite sorunlarından kaynaklandığını göremiyorduk. Kurların bazı kesimlere iyi, bazı dış ticaret konusu olmayan ÅŸeyler üretenlere (ve de enflasyona) olan kötü etkisini ise hiç mi hiç düÅŸünmüyorduk. Çünkü kafalar tek bir boyuttan fazlasını düÅŸünemiyordu.
Ancak Merkez Bankası son birkaç ayda ezberleri bozacak adımlar attı. Önce 0.5, sonra, 1.25, sonra da 2 puan faiz indirimi yaptı. Ezberciler burada da ne olduÄŸunu anlamadı. Halbuki iÅŸ gayet açıktı. Merkez Bankası faizi indirirken düÅŸen enflasyon beklentilerine cevap veriyordu. Ama bu süreçte kurlar da yukarı doÄŸru oynamıştı. Hala da yüksek! Ama düÅŸük talep ortamında kurlardan enflasyona geçiÅŸlilik düÅŸük olur. Bu süreçte Merkez Bankası iç ve dış talebin düÅŸük olduÄŸunu ve daha da düÅŸük olacağını düÅŸünüyordu. Bu nedenle de ve hem de dünyada enerji, gıda ve emtia piyasalarında fiyatların düÅŸüÅŸ trendini de göz önüne alarak faizleri hızla düÅŸürdü. Hani kurlar yükselince Merkez Bankası faizleri yükseltiyordu? Åžu anda kurlar yüksek ve risk algılaması yüksek ve ezbere göre Merkez Bankası faizleri artırmak zorunda deÄŸil mi? Ama ne acayip: DüÅŸürüyor!
AÅŸağıda anlamaya niyeti olanlar için bir grafik veriyoruz. AÅŸağıdaki grafik bir eksende 2006'nın başından bu yana Merkez Bankası politika faizleri ile piyasa faizleri arasındaki farkı, diÄŸer eksende de ortalama döviz kurlarının (Dolar ve Euro'nun ortalaması) geliÅŸimini gösteriyor. İki grafik arasında ÅŸaşırtıcı bir paralellik var. Genelde, döviz kurlarında bir artış görüldüÄŸünde, piyasa faizleri ile Merkez Bankası faizleri arasındaki fark da yükselmiÅŸ. EÄŸer Merkez Bankası döviz kurunu düÅŸürmek için yüksek faiz politikası uygulasaydı, bu farkın yükselmesi deÄŸil, azalması gerekiyordu. Ama grafik Ocak 2009 tarihinde bunun tam tersini gösteriyor.
Döviz kurları yükselirken Merkez Bankası faizleri piyasaya göre düÅŸük kalıyor, bunun sonucunda aradaki fark da yükseliyor. İki grafiÄŸin paralellik göstermesinin gerisinde, Merkez Bankası dışındaki etkenlerin etkisi yer alıyor. Hem küresel ÅŸartlar, hem ülkenin içinde bulunduÄŸu politik durum, siyasi çekiÅŸmeler ve gerilim hem de ekonomik belirsizlikler hem döviz kurlarını hem de piyasa faizlerini doÄŸrudan etkiliyor. Bu faktörler Merkez Bankası'nın kontrolü dışında.
Türkiye'nin bugün içinde olduÄŸu ortamda temel ekonomi politikası çerçevesinde enflasyona karşı faizle Merkez Bankası savaÅŸacak. Buna karşılık reel büyüme zafiyeti olduÄŸu zaman veya piyasanın sorunlu olduÄŸu dönemlerde de bütçe yani maliye politikası yardıma koÅŸacak.
Peki bugünkü ortamda bütçe açığının biraz artması, iyi mi kötü mü? Bizce biraz daha artması bile gerek! Tabii bu ortamda dış alemde risklilik algılamasını azaltmak için IMF ile anlaÅŸmak gerekli. Bunu yapmamız gerek! DiÄŸer taraftan bütçe açığında da mesela GSYİH oranı olarak, ölçülü bir yüzde bir puanlık açık artışı hazmedilebilir olur. Büyümeyi de destekler. Kur ise dalgalı kalacak ki döviz çöküÅŸü olmasın, rezerv kaçmasın.
Yarın Merkez Bankası'nın son açıklamaları ve senaryolarını tartışacağız!