Farkındayım, iki günden beri yazarların kendinden menkul deÄŸerlendiricisi gibi davranmaya baÅŸladım. Aslında bu son derece sıkıcı ve gereksiz bir varlık tipi. Ama dün yazdığım 'Bazı itirazlarım var' baÅŸlıklı yazımda Ahmet Altan da yer alacaktı, bunu malum nedenlerle erteledim.
Aynı gün içinde, bulunduÄŸum gazetenin patronu hakkında yazı yazmış olduÄŸu için benim ertesi gün Ahmet Altan'a itirazlarımı ortaya koymam çok da yanlış anlaşılabilecek bir durum çıkacaktı doÄŸal olarak.
İnÅŸallah bugün konuyu iÅŸlemem aynı tepkiye yol açmaz. Sonuna kadar okursanız o tür bir tepkiye gerek olmadığını zaten göreceksiniz.
Ahmet Altan'ı Hürriyet gazetesinde 'Bir günün hikayesi' köÅŸesini yazarken tanımıştım. Arada bir Ankara'ya gelir ve köÅŸesini herkesin içinde yazardı.
MüthiÅŸ bir konsantrasyon ve hızla köÅŸeyi bitirirdi. Ortaya daima güzel yazılmış bir metin çıkardı.
Kafama kazınmış o imaj, benim Ahmet'i sevmem için yeter de artar bir nedendi.
O, köÅŸeyi bıraktıktan sonra o köÅŸe bir daha hiçbir zaman toparlanamadı.
Ahmet Altan'lar kolay yetişmediğinden onun koltuğu tabii ki doldurulamadı.
Ahmet'in siyasi tavırlarını, yazarlığını, psikolojik analizler yoluyla tam yapabilmek bence imkansız. Çünkü o tür yazarlar çok daha komplike karışımlardan oluÅŸur. Tabii ki usta ve meÅŸhur bir yazar babanın yazar çocuÄŸu olmak kolay bir iÅŸ deÄŸil.
Çok sevdiÄŸi babasının darbelerde alınması, acılar çekmesine ÅŸahit olması, Ahmet Altan'ın bugünkü siyasi tavırlarını etkilediÄŸini söylemek de yanlış olmaz.
Yazar çocuÄŸunun oluÅŸumunu, siyasi tavırlarını anlamak ve anlatmak için bu basit analiz yeter mi hiç?..
ORTAK TİKSİNTİMİZ
Ahmet Altan'ın çeteleÅŸmelerden ve bunların Türkiye'ye yapmış olabileceklerinden ne kadar tiksinti duyabileceÄŸini, buna nasıl tepkili olabileceÄŸini belki de herkesten çok ben anlıyorum. Çünkü bu tiksintimi ve tepkimi kısa süre önce burada açıkça yazdım.
Ahmet Altan, babası evden alınmış olduÄŸu için belki tepkilidir. Ben ise öldürülmüÅŸ ve sakat bırakılan arkadaÅŸlarım nedeniyle tepkiliyim.
Ama ben kin ve öfkemin beni teslim almasına izin vermemeye çalıştım. Bunun üzerinde hala daha uÄŸraşıyorum.
Ne yazık ki Ahmet Altan bir müddettir, tiksintisine ve içindeki kine teslim olmuÅŸ görünümü çiziyor. Kinle dolarak da iyi yazı yazılabilir elbette ama iyi yazarlık, insanın baÅŸa çıkılmaz gibi duran duygularla mücadele etme savaşı deÄŸil midir?
Özellikle bu ülkede aydın olan insanların kin tutmaları çok ÅŸaşırtıcı bir ÅŸey deÄŸildir. DüÅŸünsenize; yıllardır dedikleri laflar kimse tarafından anlaşılmamış, üstelik de o laflar nedeniyle baÅŸlarına birçok iÅŸ de gelmiÅŸ aydın için bu ülke 'haksızlıklar cumhuriyeti gibi' bir ÅŸey.
Åžimdi öcünü alıyor gibi yayın yapan Taraf gazetesi, yeni ortaya çıkanlar dışında çoÄŸunu eskiden beri tanıdığım insanları yazar olarak kullanıyor.
Onlarla ortak yanımız, çoÄŸumuzun eskiden bu topluma uymayan en uç ideolojiyi yani Marksizmi benimseyip toplumu dönüÅŸtürmeyi baÅŸarabileceÄŸimizi sanmamızdır.
Devlet üzerimizden silindir gibi geçti. Kimimiz fiziksel acı çektik kimimiz ise iÅŸsiz filan kaldık. Yani içimizin kin tutması için ellerinden geleni yaptılar bize.
Ben Taraf'ın vermekte olduÄŸu mücadelenin özünün doÄŸru olduÄŸuna inanıyorum. Ama benim görmekte olduÄŸum basit bir gerçeÄŸi Ahmet Altan gibi zeki ve duyarlı usta kalemin göremiyor olması da mümkün deÄŸil.
Bizler hangi nedenlerle olursa olsun, içimize oturtulan kinin öcünü bazen öldürücü olabilen kalemimizle veya zekamızın yarattığı gazetelerle almaya çalışırsak topluma iyilik yerine kötülük yapmış olmaz mıyız?..
Yani eleÅŸtiriyi yapalım geçmiÅŸle tabii ki, hesaplaÅŸalım da... Türkiye Cumhuriyeti'nin önemli bazı kurumlarını tamamen tahrip etmekle sonuçlanacak yazı ve zeka gösterilerine girmeyelim.
Gayet tabii ki o kurumlara bizden çok daha farklı nedenlerle düÅŸman olabilecek bazıları tarafından kullanılıyor olmak da ayrı bir risk...
Az çok birbirine benzeyen yaÅŸam serüvenlerinden geldiÄŸimizi sandığım, yaÅŸ farkımızın da büyük olmadığını zannettiÄŸim Ahmet Altan'ın bu dönemde daha soÄŸukkanlı davranmasının Türkiye'ye yararı büyük olacaktır.
KiÅŸisel geçmiÅŸlerimiz, atlatmış olduÄŸumuz badireler ve evet; bizi hırpalayarak içimizde oluÅŸturulan kine raÄŸmen, toplumun bugün bizlerden talep ettiÄŸi görev, eleÅŸtirimizi sakin ve rasyonel biçimde ortaya koymaktır. GeçmiÅŸte ne olmuÅŸsa olsun bu ülkeye hepimiz bir ÅŸekilde borçluyuz sonuçta.
CAMİ IÅžIKLARINA BAKAN ÇOCUK
Hem Ahmet Altan kinli mücadelelerin insanı da deÄŸil. Aslında bu tür mücadeleler yakışmıyor. Bazen ona kızdığımda geçmiÅŸte yazmış olduÄŸu 'Cami ışıklarına bakan çocuk' baÅŸlıklı yazısını tekrar okurum ve kızgınlığım hemen geçiverir... Altan'ın inanmanın huzurundan aklın huzursuzluÄŸuna geçiÅŸ sürecini anlattığı o yazıda, Altan ailesi için bana özel ÅŸeyler söyleyen ÅŸu bölüm de var:
'Çocukluktan gençliÄŸe çalıştığım dönemlerde yazarlık hayalleri ile dolu olduÄŸumu gören babam, 'Yanağını cama yapıştırıp evin çaprazındaki caminin ÅŸerefesinde iftar zamanını haber veren ışıkların yanmasını, ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber verdiÄŸinde büyüklerin aferinini almak için heyecanla bekleyen bir çocuÄŸu anlatabilir misin' demiÅŸti.'
Ben bunları okurken yazar babanın yazar olmak isteyen çocuÄŸuna verdiÄŸi ödevin ağırlığı altında ezilmiÅŸ hissettim kendimi. Bu hakikaten zor bir yazı olurdu.
Ahmet Altan o yazısını 'Sanırım bunu hiçbir zaman tam da beceremeyeceÄŸim' diyerek bitiriyor.
Denese kesin becerir. Üstünde çalışsa yapar bunu. Ve yaparsa inanç konusunun bir türlü anlaşılamamış olduÄŸu ve durmadan da konunun çarpıtıldığı bu ülkeye de büyük hizmet yapar.
Öyle bir yazı, gazetesinin birinci sayfasından verilecek her türlü haberden çok daha sonuç getirici ve yararlı bir iÅŸ olurdu. Çünkü yanağını pencereye dayamış o çocuk hepimiziz Ahmet. Sen, ben ve nicelerimiz o çocuÄŸuz iÅŸte...
Bu yaÅŸa gelinceye kadar kötü davrandılar bize. Ama solcu bir ailede solcu babanın çocuÄŸuna yazı ödevi olarak cami ışıklarının yanmasının yarattığı heyecanı yazması konusunu verebilen, dünyada Türkiye'den baÅŸka bir ülke de olamayacağını unutmadan, bizler yine de kin ve öfke ile siyaset yapmayacağız.
Bunu borçluyuz Türkiye'ye ve bir ÅŸekilde borcumuzu da yükleyip yaÅŸayacağız...