Dün Denizbank'ın basın toplantısına gittim. Nasıl gitmem; Beyazıt Öztürk arkadaşım, Erdal ÖzyaÄŸcılar eski komÅŸum... Genel Müdür Hakan AteÅŸ yıllardır hizmet verdiÄŸimiz dostumuz...
Basın toplantısının içeriÄŸini haber sayfalarında okuyacaksınızdır... Ben sadece olayda en çok dikkatimi çeken geliÅŸmenin altını çizmeye ve ilgili arkadaÅŸların buradan kendilerine dersler çıkarmalarına yardımcı olmaya çalışacağım...
Denizbank BahçeÅŸehir Üniversitesi AraÅŸtırma Merkezi'ne bir araÅŸtırma yaptırıyor. Pek çok ayrıntının yanı sıra ÅŸu önemli sonuç ortaya çıkıyor: Denizbank'ın onu tanıyanlar ve onunla bir ÅŸekilde temasa geçmiÅŸ olanlar nezdinde itibarı çok yüksek. Ancak tanınma oranı istenilen boyutta deÄŸil... Bu da toplamda istenilen iletiÅŸim hedefine ulaşılmasını engelleyen bir unsur...
Banka, Üst Kurulu'nun talimatı ve İletiÅŸim Komitesi'nin aracılığıyla araÅŸtırma sonuçlarını ve reklamdan beklentisini yeni çalışmaya baÅŸladıkları reklam ajansı Güzel Sanatlar'a bildiriyor. Güzel Sanatlar içinde Beyazıt Öztürk ve Erdal ÖzyaÄŸcılar'ın rol alacağı çok eÄŸlenceli, dizi film tadında ve yüksek GRP (Hedef kitle nezdinde alınan ratinglerin toplamı) hedefleyen, bu yüzden de aslında son derece 'ekonomik' olan bir kampanya önerisiyle geliyor...
İşin ders çıkarılacak boyutu da burada baÅŸlıyor zaten. Kampanya iÅŸ ve iletiÅŸim hedeflerine ulaÅŸma konusunda baÅŸarılı ve geri dönüÅŸü yüksek olacak gibi görünse de her kampanyada olduÄŸu gibi baÅŸarıyı etkileyebilecek çok fazla deÄŸiÅŸken var... Bu da elbette bir risk unsuru... Bu noktada ajansın tüm sorumluluÄŸu üstlenerek aslanlar gibi başını uzattığına tanık oldum... Anglo Saksonların deyiÅŸiyle bir 'No risk no win!' (Risk yoksa kazanç da yok) olayı daha...
Çıkarılacak dersin özet cümlesi de ÅŸu: İnandığınız doÄŸruları sonuna kadar savunun; belki kaybedebilirsiniz; ama kazandığınız zaman dünyalar sizin olabilir; oysa 'eyyamcılığın' sonu her zaman hüsrandır...
Yeni reklam 'dizisi' mart ayında ekranlara çıkıyormuÅŸ... Heyecanla bekleyeceÄŸiz...
İvedik iddiasında finale doğru...
Merak doruk noktasında: 'Recep İvedik gerçekten bu milletin ortak ruhuna uygun bir mizah anlayışının mı simgesidir; yoksa insanların en azında önemli bir kısmı ilk filme bu acayip ÅŸeyi merak ettikleri için mi gittiler; hani 1950 - 60'larda Eminönü'nde sergilenmiÅŸ olan 'Deniz Canavarını' izlemeye giden insanlar gibi. EÄŸer birinci şık geçerliyse İvedik 2 birinciden daha çok bile iÅŸ yapabilir... EÄŸer ikinci şık geçerliyse seyirci sayısı düÅŸecektir...'
Davet yazısını ÅŸöyle sürdürmüÅŸüm: 'Ben ikinci şıktan yana kullanıyorum oyumu... 12 Åžubat'a kadar da dileyenlerle nakdi bedeli olmayan iddialara girebilirim. ÖrneÄŸin kaybedersem, nefis bir akÅŸam yemeÄŸi hazırlamak gibi... Ya da bana lacivert kaÅŸmir bir atkı örülmesi gibi... Bahisler henüz kapanmadı; bekleriz...'
Bir dizi 'yenilmeye doymayan pehlivan' arkadaşımız baÅŸvurdu. İlginç tekliflerden biri de meslektaşımız Kerem Türkman'dan geldi: 'Ben iddiayla ilgili yazınızda geçerli olan 2 şıktan bir fazlasını, üçüncü bir şıkkın varlığını uzun süredir merak ediyorum. Kültür ve deÄŸerler deÄŸil... Merak deÄŸil... Üçüncü bir şık... Bunun ne olduÄŸunu gözlemlerimden emin olduÄŸum zaman anlatmak isterim. Bu nedenle, üçüncü şıkkın varlığını test etmek amacıyla sizinle iddiaya girmek istiyorum: Bence, Recep İvedik 2, ilk filmden daha fazla izlenecek. Kaybedersem, size kendi çizeceÄŸim bir Recep İvedik karikatürü hediye edeceÄŸim...'
Ben de kaybedersem Kerem Bey'i bizim cuma Kanyon akÅŸamlarımızdan birine davet edeceÄŸim: Sinema + Yemek... Belki o zaman üçüncü şıkkı da öÄŸreniriz...
Bu arada iddialar kapanmıştır... Şimdi bilet satışlarını takip zamanı...