Oray EÄŸin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Bir köşe yazısının kodları

Pazar günkü Hürriyet'in ekinde UÄŸur Cebeci'nin yazısı tam da birkaç gündür anlatmaya çalıştığı yeni tür gazetecilik için örnek olabilecek bir metindi. Benim aslında uzun uzadıya anlatmak istediÄŸim gazetecinin yazısının okurla bir tür 'tecrübe paylaşımı' olması gerektiÄŸiydi. İşte Cebeci tam da bunu yapmış.

Peki ne yazmış Uğur Cebeci?
Türk Hava Yolları'nın yeni 'first class' uçuÅŸuyla Singapur'a gitmiÅŸ ve neredeyse dakika dakika bize yaÅŸadıklarını anlatmış, fotoÄŸraflar eÅŸliÄŸinde.
Bu yazının okura ulaşımı, 'medium-message' iliÅŸkisi açısından kodlarını çözelim.


Bir kere okur UÄŸur Cebeci adına aÅŸina. Havacılık konusunda uzmanlığını kabul etmiÅŸ, ona güveniyor. Yıllar içinde oluÅŸturulan bir baÄŸ bu. AÅŸağı yukarı neyi sevip sevmediÄŸine de hakim. Dolayısıyla mesajın elçisi açısından bir sorun yok. Bu birinci ÅŸart.

İkinci ÅŸart kiÅŸisel hislerini, beÄŸenilerini yazıya yansıtmaktan çekinmemesi. Son derece öznel bir yazı. Mesela 'first class' kabininde verilen terliklerin ayağına olmadığını anlatıyor. Dahası bu yolculuÄŸa parasını verip çıkmadığını da dürüstçe söylüyor, kimseyi kandırmaya çalışmıyor. Samimiyetini okura yansıtıyor. Teknik bilgilerin soÄŸukluÄŸu yerine kendi kiÅŸisel tecrübelerinin yansıması okura 'oradaymış' hissi yaratıyor.

Bütün bunlarla beraber, konunun teknik meselesiyle ilgilenen okuru da tatmin ediyor. Uçağın tipi, havaalanı, koltuk boyu, yatış derecesi gibi ayrıntılar yazının içine serpiÅŸtirilmiÅŸ. Ama bu ne bir mühendislik makalesi, ne de bu rakamlar iÅŸin o kısmıyla çok ilgilenmeyen okuru yazıdan uzaklaÅŸtırıyor. Hadi bu da üçüncü ÅŸart olsun.

Son olarak bir diÄŸer mesele: 'Koca bir sayfa 'first class' yazılır mı' diyecek kafasızlar illa ki vardır. 'Kimi ilgilendiriyor ki, kim merak ediyor ki, kaç kiÅŸi ki' diye kendi taÅŸralı tezini desteklemeye çalışacak.

İşte UÄŸur Cebeci'nin yazısında onları utandıracak bir bilgi var. MeÄŸerse büyük ÅŸirket sahipleri ağırlaÅŸan ekonomik ÅŸartlarda kendi uçakları yerine first class'ı tercih ediyormuÅŸ. Bu cümleden ÅŸunu anlamamak mümkün mü: First class'ta uçan yolcu sayısı arttıkça üzülün, ekonomi daha da kötüye gidiyor demektir...

Siz çıtanızı ÅŸehirlerarası otobüs yolculuÄŸuna göre belirlerseniz, elbette dünyayı anlayamazsınız...

Gündelik hayattaki kimi ayrıntılar, gözardı edilen, 'kim ilgilenir ki' diye marjinalize edilen, 'lüks' denilerek 'halktan kopuk' yaftası yapıştırılarak halkın ilgisini çekmeyeceÄŸi düÅŸünülen konuların içinde aslında okumayı bilene ne çok sosyo-ekonomik bilgi var...

Petrus satışları mı düÅŸtü bir ülkede? Korkun, o ülkede iÅŸler kötü gidiyor demektir.

Bunu bizzat yaÅŸadım ben. New York'ta kriz patladığında bir anda insanlar pahalı restoranlara gitmekten kıstılar, seçilen ÅŸaraplar ucuza döndü.
Prada, İstanbul'a maÄŸaza açmaktan var mı geçiyor? Pahalı bir otel İstanbul ÅŸubesini kapatıyor mu? Harvey Nichols'da Balenciaga indirime mi girdi?
Tam da bunlar halkın geleceÄŸini de yönetiyor... Özel uçağıyla uçamayan patron, ekonomik olarak tedbir alıyor demektir. Bu, çalışanlarında da kesintiye gideceÄŸi anlamına gelir... Sonuçta kapitalizmde birey dolaylı yoldan hepsiyle ilgilenir...

Kısacası bırak patronun özel uçakta uçsun, yeter ki senin iÅŸine bir ÅŸey olmasın!

Pazar günkü UÄŸur Cebeci'nin yazısında tek eleÅŸtirdiÄŸim nokta ÅŸu: Yemekleri anlatırken 'DiÄŸer çeÅŸitleri geçelim, bu krizde bu detaylara çok girmek hoÅŸ deÄŸil tabii' cümlesini eklemiÅŸ.

Sevgili Cebeci, neden?

Neden 'BaÅŸkaları ne der' korkusuyla kalemimizi korkak alıştıralım ki! Mesela ben bütün yazıda mönüde ıstakoz olup olmadığına dair bir bilgi aradım. Zira reklamlarda Kevin Costner'ın önüne harika bir ıstakoz bacağı gelmiÅŸti. THY'nin business class'ında bu kadar uçtum, bir kere bile ıstakoz görmedim...

İşte bu da tam Türk medyasında alıştırıldığımız 'ciddiyet baskısı'nın bilinçaltımıza iÅŸlemiÅŸliÄŸinden kaynaklanıyor...

Çünkü ne olacak, ıstakoz yazarsak marjinalize edileceÄŸiz, ortalama insanlar korosu tarafından yuhalanacağız...

Nasıl ki yıllardır Güneri CıvaoÄŸlu yapıştırılan 'ıstakoz yarıştırıyor' damgasından kurtulamadı... Duayen gazeteciyi bununla vurmaya çalışırlar...
Halbuki bilmezler ki CıvaoÄŸlu ıstakoz yarıştırdığı için (doÄŸru olmasa bile) onun yönettiÄŸi gazetelerde insanlar her zaman ortalamanın kat be kat üstünde para kazandılar...

İşte bu da gündelik hayatta atlanan ayrıntıların karşılığı...

BERLINALE NOTLARI
Nihayet iki güzel film
Adını vermeyeceÄŸim bir arkadaşım, burada bir akÅŸam yemeÄŸinde Berlinale'yi deÄŸerlendirirken festival baÅŸkanından konuyu açtı. Hemen atladım. 'Åžahane bir adam, çok komik, çok eÄŸlenceli' dedim. O bizzat da tanıyormuÅŸ, ben ise sadece sahnedeki birkaç konuÅŸmasını gördüm.
Ben festival direktörünü överken, o yüzünü ekÅŸitti. 'Evet çok komik, bir stand-up komedyeni gibi' dedi, 'Ama bir o kadar da zevksiz.'
2001'den beri Berlinale'nin direktörü Dieter Kosslick ama özel olarak bu sene seçilen filmlerin berbatlığı dilden dile dolaşıyor. Mesela geçen gün anlattığım 'Mammoth' filminin basın gösteriminde bütün gazeteciler saatlerce yuhalamışlar...

Bu makus talihim geçen gece Friedrichstadtpalast'ta bozuldu. Bence bu seneki Berlinale'nin en ilgi çekici filmiydi ÅŸimdi anlatacağım.
O kötü koltukların ve film izlemeye hiç elveriÅŸli olmayan salona gitmeye pek niyetim yoktu aslında. Ama kendimi zorladım ve 'Private Lives of Pippa Lee'nin gösterimine ulaÅŸmayı becerdim. GecikeceÄŸimi düÅŸünüyordum, gösterimi 15 dakika ileri atmışlar. Bu arada herkes sokakta bekliyordu, eksi 5 derece falan olmalıydı.


Neyse içeri gidince bulabildiÄŸim en makul yeri seçtim, en kötü ihtimalle uyurum diye düÅŸündüm. 23.30'da baÅŸladı 'Pippa Lee' ve bir kere bile gözümü kırpmadan sonuna kadar izledim. Kimi sahnelerde salon da benimle beraber koptu. Robin Wright Penn'in 'sinir krizinin eÅŸiÄŸinde bir kadını' canlandırdığı bu film, iyi kotarılamamış sonu dışında bir 'bağımsız' mücevher tadında. Alan Arkin, 'Gossip Girl'ün Serena'sı Blake Lively ve Keanu Reeves de var. Daha ne olsun!

İkinci film Colette'in meÅŸhur romanından Stephen Fears (The Queen, My Beautiful Laundrette) uyarlaması 'Cheri.' Fransa'nın 'belle epoque' dönemini anlatan roman hiç sıkmadan izletiyor kendisini. Michelle Pfeiffer harika ama Kathy Bates perdede her göründüÄŸünde kahkahalar inledi salonda.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3