Mehmet-ElifciÄŸim, bir entelektüel olarak kupkuru bir yaÅŸam sürüyorsun. Okuldan eve, evden okula, kitaplar, kitaplar, kitaplar... Kuruyorsun güzel kardeÅŸim, çık sokaÄŸa, kendini doÄŸaya bırak, gürül gürül bir yaÅŸamın olsun. Bu gençlik sana bir daha gelmez. Yeni bir BMW motosikletim var, atayım seni ardıma, vuralım kendimizi daÄŸlara. Hayatın nasıl bir ÅŸey olduÄŸunu gör.
Elif-Sen benim nasıl yaÅŸadığımı nereden biliyorsun? Bana yaÅŸamayı öÄŸretmek kim sen kim! Bir zamanlar 'bisikletim var kendimi daÄŸlara vuruyorum' derdin, ÅŸimdi paralandın herhalde. O alamete bindiÄŸinde yaÅŸayacağını sanıyorsun. Ne büyük bir eblehlik! Sen o kadar mutsuz, o kadar doyumsuzsun ki, mutsuzluÄŸunu ÅŸeklen kapamaya çalışıyorsun: DaÄŸlara tırmanıp, çöllerde yürümeye kalkıyorsun. Anandan, babandan kalan birkaç kuruÅŸu böylece çarçur edip bitirmektesin. Yaşın kırka dayandı, hala doÄŸru dürüst bir iÅŸin yok. Aklın sıra beni eleÅŸtirerek, etkileyeceksin. Ben saÄŸlam bir yerdeyim. Çürüyen sensin. Kitaplarım, seyrettiÄŸim filimler, gittiÄŸim konserler, müzikle dolu odam, gitarım... Ne kadar mutluyum bir bilsen!
Mehmet- Hiç kimse tek başına mutlu olamaz sevgili Elif! PaylaÅŸamadığın mutluluk, mutluluk deÄŸildir. Kendi etrafında bir koza örmüÅŸsün, kimseyi almıyorsun içeri. Kaç yıllık arkadaşınım, bir gün olsun gitarını dinlemedim. Odanı hiç görmedim. Birkaç kez evine geldim. Salonunda, iÄŸreti, tedirgin oturup çıkıp gittim. Sahi hiç dostun var mı senin Elif? Belki öÄŸretmenlik yaptığın okuldan? Bu yaÅŸadığın yalnızlığın bir gün seni delirteceÄŸini düÅŸünüyorum!
Elif-Elbet dostlarım var. SırdaÅŸlarım. Seninle paylaÅŸmayı reddettiÄŸim için, kimseyle birlikte varolmayı yaÅŸayamayacağımı sanıyorsun. Senin anlayamadığın o kadar çok ÅŸey var ki... Nedir yaÅŸamak? Sen bir yamaç paraÅŸütüyle havalanmayı yaÅŸama sanırsın. Karlı bir dağın dik bir yamacından aÅŸağı kaymayı. DüÅŸüncelerle de uçulur, onlarla da kayılır. ÖlmüÅŸ insanlarla yaÅŸam paylaşılabilir: Onların yazdıklarını, düÅŸüncelerini yaÅŸayarak... Beni mutlu kılan ince ÅŸeyler, senin yontulmamış ruhuna dokunamaz.
Mehmet-Ne kadar da incesin, Elif Hanım. İnce düÅŸüncelerinizi, doÄŸrusu oldukça ince bir dille anlatabiliyorsunuz: Ne mutlu size. Özür dilerim, dost acı söyler: Sen son derece kaba, yoz bir insansın. YaÅŸadığın tatsız tuzsuz yaÅŸamı incelik tülü altında saklıyorsun.
Elif-BoÅŸuna uÄŸraÅŸma Mehmet, beni kızdıramayacaksın. Senin kabalığın ÅŸurada: Nasıl güzel yaÅŸanacağını biliyorsun, yalnızca bilmiyorsun üstelik bir de dayatıyorsun! Dayatılan yaÅŸam yaÅŸamaya deÄŸmez.
Mehmet-Sen de incelik görüntüsü altında kendi yaÅŸam anlayışını dayatıyorsun bana. Senin kabalığın da burada!
Elif- İkimiz de kabayız Mehmet. Kabul et! Birlikte varolmayı başaramayız artık.
Mehmet-İkide bir 'birlikte varolma' deyip duruyorsun? Çıkar baklayı aÄŸzından ne demek o?
Elif-Sen ne dedin biraz önce, üleÅŸilmeyen yaÅŸam yaÅŸamaya deÄŸmez.
Mehmet-Tam öyle demedim ya, hadi, neyse!
Elif-Dayatışmanın olmadığı dayanışmayla yaşanan yaşam, birlikte varolunan yaşamdır.
Mehmet- 'Dayatışma' diye bir sözcük yok dilimizde. Sen de Ahmet Hoca'dan öÄŸrendin bu uydurukçuluÄŸu galiba.
Elif-Anlasana, karşılıklı dayatma demek. Dayatışmasız dayanışma! Anladın mı?
Mehmet-Åžimdi tuzaÄŸa düÅŸtün, sevgili Elif! Yaktım çıranı! Bu sloganlaÅŸtırmaya çalıştığın düÅŸünceni bana dayatmaya çalışıyorsun. Artık bundan sonra aramızda dayatma olmayacak dayatması! Ahmet Hoca, bir gün bana bunun dayatma paradoksu olduÄŸunu söylemiÅŸti...
Elif-'SöylemiÅŸti' deÄŸil de 'dayatmıştı' demek istedin herhalde.
Mehmet- Yoksa bana ne söyleyeceÄŸimi mi dayatıyorsun?
Elif-Ne komik konuÅŸuyoruz deÄŸil mi? Dayatma nerede, nasıl baÅŸlar, pek bilmiyoruz. Benim hangi sözüm sana bir dayatma gibi gelir, bilmiyorum. Dayatmadan yaÅŸamak olanaklı deÄŸil herhalde!
Mehmet-İkna diye bir şey var.
Elif-Kandırma demek istiyorsun herhalde!
Mehmet-ElifciÄŸim, izninle sana bir ÅŸey dayatabilir miyim? Birlikte yemek yesek, çok güzel bir yer biliyorum.
Elif-Bu dayatmanı kabul etmezdim ama neyse ki karnım çok aç, hadi gidelim.