Epey bir zamandır Hürriyet gazetesi yazarlarından Cüneyt Ülsever'in çizgisine dikkat ediyorum, yazdıklarını takip ediyorum. Ben onu 'katıksız' bir liberal olarak bilirdim. Amerika'da eÄŸitim görmüÅŸ, ÅŸöhretini liberal görüÅŸlerini Kanal 7'de aktararak kazanmıştı. İlk zamanlarında da 'süpermarket çeÅŸitliliÄŸi'nin gazetesi Hürriyet'te de 'liberal bir yazar' eksiÄŸini dolduruyordu.
Ancak epey bir süredir yazılarında keskin bir dönüÅŸ göze çarpıyor. GörüÅŸleri medyanın geneline yayılmış ve kendine 'liberal' ya da 'demokrat' diyen kimilerinden belirgin bir ÅŸekilde ayrılıyor. Önce AKP'ye karşı mesafe koydu, BaÅŸbakan'ın 'hoÅŸlanmadığı' gazeteciler arasında girdi. (DoÄŸan-ErdoÄŸan kavgasından çok önce.)
Son zamanlarda ise Ergenekon operasyonlarına ve yaratılan bilgi kirliliÄŸine karşı yazılar yazıyor. Eskiden televizyon programlarında görüÅŸ bildirdiÄŸi arkadaÅŸları atıp tutarken, yargısız infazlara imza atarken o daha ihtiyatli ve mesafeli davranmayı tercih ediyor. Bu yüzden o çevrelerde de eskisi gibi kabul görmüyor, yandaÅŸ basının televizyon kanallarında habire yer bulmuyor kendisine.
'YandaÅŸ basın' projesinin en iddialı gazetesinin baÅŸyazarı Mehmet Barlas'a da dikkat etmek gerekiyor. Sabah'taki yazılarında, aynı gazetenin tetikçilerine karşılık -olması gerektiÄŸi gibi- hukukun üstlüÄŸünü savunuyor, bu soruÅŸturmadaki kimi çarpıklıklara dikkat çekiyor.
O da basındaki liberal görüÅŸlerin arasında belirgin bir ÅŸekilde ayrışıyor.
Peki bu yazarlar bu kadar tedbirli, mesafeliyken, başka gazeteciler nasıl oluyor da bu kadar kolay atıp tutuyor, bu kadar sert ve katı konuşabiliyor?
Ben açıkçası bu üslubun bir tür deli cesareti olduÄŸunu ve bilgisizlikten kaynaklandığını düÅŸünüyorum.
Bunların başında Ali BayramoÄŸlu geliyor. Ne zaman televizyonu açsam, artık pek de karizması kalmayan saç modeli ve özenle 'bohemleÅŸtirilmiÅŸ' kostümüyle onu atıp tutarken buluyorum. Her ÅŸeyi o biliyor! Herkesi kolayca hedef gösteriyor, daha olmamış konularda yargılarda bulunuyor.
Peki nereden biliyor bunları, nereden öÄŸreniyor? Onun cevabı yok. Zaten o kadar çok kanal geziyor ki, ne zaman oturup çalışmaya fırsat buluyor belli deÄŸil.
Kaldı ki analizleri bilgiye dayanıyor olsa bu kadar keskin olmaz. Yaptığı sosyal bilimlerin temeline aykırı: Hiçbir kuÅŸku, hiçbir ÅŸüpheye yer yok. Dogmatik, bildiÄŸi tek ÅŸeye hapsolmuÅŸ ve onun dışına çıkamıyor. Dinci olsa anlarım, ama o da deÄŸil.
Dahası, kendisi gibi düÅŸünmeyen, kendisi gibi davranmayanlara karşı da müthiÅŸ bir nefret içinde.
Yıllarca hapislerde yatmış, iÅŸkence görmüÅŸ olsa Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik nefretini bir ölçüde anlayabileceÄŸim. Ama siciline bakıyoruz, öyle bir ÅŸey de yok. Paris'te gezmiÅŸ bol bol. Eldeki veriler bu nefreti açıklamaya maalesef yetmiyor. KeÅŸke Yıldırım Aktuna yaÅŸasaydı, eminim bir sonuç elde ederdi.
BayramoÄŸlu ve medyadaki diÄŸer 'Neo-Ergenekon' çetesinin üyeleri için deniyor ki 'Yıllardır aynı çizgide ilerliyorlar, yıllardır aynı ÅŸeyi savunuyorlar.' İstediklerini savunabilirler, bu bizim zenginliÄŸimizdir.
Ama onlarla ilgili en büyük sorun üslupsuzlukları. Kullandıkları dil çok çirkin.
Kahvehanede maç anlatır gibi yorumluyorlar Türkiye'nin siyasi iklimini. Çünkü maalesef çok cahil, çok katı ve çok sertler. Bilgiye dayalı hiçbir derinlik yok, sadece retorikle iÅŸ yürütüyorlar. Bu da onları bir 'dogma'nın esaretinden kurtaramıyor.
Bu üslup tanıdık elbette: 70'lerde de bu katı dili konuÅŸanlar vardı ve bu keskin kamplaÅŸmanın sonucu binlerce insan öldü. 2000'lere geldik ve hiçbir ÅŸey deÄŸiÅŸmedi aynı dilden: Yine insanların ölmesini mi bekliyorlar?
İşte tam da bu yüzden Cüneyt Ülsever gibi eskiden bu isimlerle 'dava arkadaşı' olan birkaç kiÅŸinin basındaki yandaÅŸ liberal takımından uzaklaÅŸmasını çok anlamlı buluyorum. Bu aynı zamanda liberal kalemlerinin bazılarının 'dogmadan' uzaklaÅŸtığını gösteriyor.
Can Dündar korkuyor, anlıyorum
Can Dündar, MilliyetPazar'daki yazısında Tuncay Güney'in ifadeleri ve Ergenekon soruÅŸturmasında adının geçtiÄŸi yerlerle ilgili açıklama yapmış. 'Filancanın yazısını okudun mu, ÅŸunun programını izledin mi' türü cümlelerde Can Dündar'ın adı geçiyor iddianamede ve o da haklı olarak 'her zaman yapılabilecek olaÄŸan sohbetlerin' neden yazıldığını anlayamadığını söylüyor.
İfadelerinde Can Dündar'ın kitabını 'çözüme gitmeyen' ve 'kısır' diye tanımlayan Tuncay Güney'in de kendisini akladığı görüÅŸünde: '[Kitabımız] Ergenekoncular yazdırmıştır, iftirasından aklanıyor. Önümü kesenlere de, kesildiÄŸini söyleyenlere de buradan teÅŸekkürlerimi yolluyorum.'
Gayet güzel.
Ama ben Can Dündar'ın üslubuna takıldım. Kendisine iftiralar atanlara, üzerine etiketler yapıştırmaya çalışanlara karşı fazlasıyla zarif, haddinden fazla kibar deÄŸil mi?
Can Dündar, kalemi kuvvetli bir yazar. Benim için yazarlık böyle karanlık dönemlerdeki cesaretle sınanır; kalemin gücünün kullanılacağı, yazılmayanın yazılacağı zaman böyle zamanlardır.
Öte yandan, kuvvetli kalemini neden böyle kısıtlayarak kullandığını da o kadar iyi anlıyorum ki... Biraz çekindiyse, biraz korktuysa ne diyebilirim ki?
Yaşadığımız 'korku imparatorluğu'nun iktidarı değil mi?
Bu yazı elden ele dolaşır
Bu hafta bol bol mail listelerinde insanların birbirine yollayacakları, zincirleme bir ÅŸekilde dolaşıp bilgisayarları kilitleyeceÄŸine inandığım bir yazı okudum dünkü Hürriyet'te. Soner Yalçın'ın haftalık köÅŸesinde 'Deniz Baykal'ın sözlerinin kodlarını okuduÄŸu' bölüm çok çarpıcı, çok ilginç. Okumayanların okuması gereken cinsten... Gözünden kaçan ve copy-paste yapıp forward'lamak isteyenler için Soner Yalçın'ın yazısından o bölümü buraya alıyorum:
'Türkiye'de kafalar karıştırılıyor. Sanılıyor ki darbeyi sadece askerler yapar!
İşte size Hitler örneÄŸi:
Almanya'da Weimar Cumhuriyeti'ni kim yıktı: Adolf Hitler.
Hitler'in kurduğu cumhuriyetin adı neydi: Demokratik Cumhuriyet.
Hitler'in parlamento darbesiyle kurduÄŸu bu cumhuriyetin silah gücü neydi: Polisler.
Hitler'in diktatör olmak istediÄŸini anlamayıp ona 'yetki kanunu' veren kimlerdi: Merkez saÄŸ partiler.
Hitler'i diktatör yapacak yasalara ve uygulamalara mecliste karşı çıkan kimdi: 88 sosyal demokrat milletvekili.
Hitler'in arkasındaki meclis gücü neydi: 441 milletvekili.
Hitler'e karşı çıkan basının ve muhalefetin başına ne geldi: Hepsi cezaevine tıkıldı.
Hitler'in Reichstag yangını gibi provokasyonlarla kandırıp ele geçirdiÄŸi son kurum neresiydi: Alman Ordusu.
CHP Lideri Baykal, son dönemde yaÅŸadıklarımızı Hitler dönemine benzeterek bunları mı anımsatmak istiyor acaba?'