'Ceza suçun hemen ardından gelir' demişler, birisi itiraz etmiş ve 'hayır, ceza suç ile beraber doğar. Cezasını bekleyen, onu çekiyor demektir. Cezayı hak etmiş olan onu bekliyordur' diye karşılık vermiş.
'Artık işkence bitti' diye düşünülürken Engin Ceber'in cezaevinde işkence sonucu öldüğü ortaya çıktı. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in 'devletim ve hükümetim adına özür diliyorum' demesi Türkiye için büyük bir gelişmedir, adeta bir milattır.
Çok üst düzeyden gelen bu özür açıklaması, devletin şiddete göz yummayacağını, işkenceye sıfır tolerans yaklaşımını sahiplendiğini gösterir. Maalesef Türkiye bu işkence konusunda kötü bir sicile sahip. Özelde Adalet Bakanı'nın, genelde Hükümet'in tutumu işte bu açıdan asla göz ardı edilmemesi gereken önemde. Hükümet, göreve geldiği ilk günlerden bu yana işkence konusunda çok net bir duruş ortaya koymuştu.
Elbette özür yetmez, soruşturmaların sonuçlarının hızla tamamlanması ve sorumluların cezalandırılması şarttır. Somut adımların atıldığı da anlaşılıyor. Bakan, şiddete karşı bir tavır sergiliyor. Bunu hepimiz görmek ve değerlendirmek durumundayız. Şimdiye kadar karşılaşmadığımız bir olaydır. Ben böylesine yaklaşımların ilgili kurumları güçlendireceğine inanırım. En üst düzeyde tavizsiz politikalar izlenirse o kurumlar daha güvenilir hale gelir, hatalar azalır. Görevini iyi yapanlarla suiistimal edenler arasındaki ayrıma ilişkin bir farkındalık gelişir. Bakanı kutluyorum.
Terörle mücadelenin yeni safhası
Terör zirvesi, birtakım somut kararların alındığı önemli bir dönüşümü gündeme getirdi. Konunun bütün boyutlarının değerlendirileceği koordinasyon kurulunun oluşturulma kararı kamuoyuna yansıyandan çok daha kapsayıcı. Askerler, 'adı, nerede kurulacağı, kimlerden oluşacağı, başkanının kim olacağı önemli değil, yeter ki terörle mücadelenin ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik alt başlıklarında uzmanlar istihdam edilsin. Güvenlik güçleri arasında uyum ve eşgüdüm sağlansın. İstihbarat paylaşımı yapılsın' diyorlardı. Hükümetle bu anlamda bir uzlaşmaya varıldığı anlaşılıyor.
'Sivil otoriteye devir' diye sunulan değişiklikler terörle mücadelede asker ve sivillerin ellerini beraberce taşın altına sokma gerektiğinin altını çiziyor. Kimse günah keçisi ilan edilmeden, hiç kimsenin kaçak güreşmesine izin vermeden, kolektif sorumluluk anlayışının gereği yerine getirilecek. Çağa uygun değişiklikler yapılıyor, anladığım budur.
Bin kere daha yazmak gerekirse yazalım, terörle mücadelede askerin yeni bir yaklaşım sergilediği, hükümetin bölgede etnik milliyetçilik yapanlara karşı avantajlı olduğu bir dönemdeyiz. Uluslararası boyutta desteğimiz hiç olmadığı kadar yüksek. Bir süredir dikkatlerinize getirmeye çalışıyorum; devlet kaynak aktarımını hızlandırdı; özel sektörün de devreye girmesiyle bölgede yatırımlara hız verildi. Bu trendi tersine çevirmek isteyenler var. Terör saldırganlığını ve sonrasındaki psikolojik operasyonları işte bu açıdan değerlendiriyorum. Terör zirvesinin kararlarını bu bağlamda çok ama çok önemsiyorum. Pes etmemek, psikolojik savaşa yenilmemek lazım. Girilen doğru güzergâhta devam etme zorunluluğu var.
İlker Başbuğ neden sertleşti?
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ dün, uzun yıllardır hiç kimsede görmediğimiz kadar sert bir üslupta açıklama yaptı. Dikkatlice izledim, besbelli çok planlı ve bilinçli bir tonlama kullandı. İçeriğe dair detaya girmedi ama 'yanlış bilgilerle saldırılıyor' diyerek tepkisini ortaya koydu. İddiaları yalanlamadı diyenler var ya, tam tersine apaçık bir yalanlama var orada.
Detaya girmeyişi en son tartışmaların ve spekülasyonların onun tarafından ne kadar ciddiye alındığını gösteriyor. Yoksa en küçük konular hakkında bile bilgilendirmeye önem veren bir iletişimci tavrı sergiliyor. Kızgındı, bunu anlayabiliyorum. İddia şu mu: 'Genelkurmay, Aktütün'e saldırı yapılacağını biliyordu, hiçbir şey yapmadı.' Bu iddiaya Türkiye'de kaç kişinin inandığını çok merak ediyorum.
Gelelim medyanın günahına:
Hasan Iğsız'ın Aktütün'le ilgili basın toplantısını hiçbir şekilde özüne, ruhuna ve içeriğine uygun biçimde kamuoyuna yansıtamadık. Bambaşka bir hava oluşturuldu.
Bir süredir TSK karşıtı bir kampanya yürütülüyor. Bu, ülkenin tarihinde benzeri yaşanmamış bir kampanya. Ne oldu da son altı ayda böyle bir furya başladı, bunu anlamalıyız. Kurumları eleştirmek adına adeta yıkım politikası yürütülüyor. Ordusuz bir devlet acaba neye benzer?
İlker Başbuğ çok sertti, çünkü yaşanılanları Türkiye devletine yönelik bir istihbarat operasyonu olarak değerlendiriyorlar. Medyanın, uluslararası bir operasyonda kullanıldığını ve nihai amacın Türkiye'yi zayıflatmak olduğunu düşünüyorlar. Mesele Türkiye'den çok Ortadoğu'ya ait bir planlamadır ve yön tayin edicilik amaçlanmaktadır. Askerler bunu da net olarak dillendiremiyorlar. Hissedilen şey, büyük bir tehlike. Tepkileri buna. Soru şu: O belgeleri hangi güç elde edebilir, hangi güç sızdırabilir?
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.