Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'le önceki gün öğle yemeğindeydik. Bakan'dan aldığımız bilgiler birinci elden Türkiye fotoğrafını gösteriyor. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidara geldiği günden beri vatandaşın da kafasını karıştıran bir tartışma sürüyor: 'Ekonomik durum iyi mi kötü mü?'
Ekonomistler, akademisyenler, gazeteciler ve siyasetçiler bu konuda ikiye bölündüler. Bitmek bilmeyen tartışma, küresel krizin bütün dünyayı sarstığı bu günlerde bile aynı eksende gidiyor. Kendi adıma, samimiyetle konuşan Faruk Çelik'i dikkatlice dinlerken son altı yılda nereden nereye geldiğimizi daha iyi anladım.
Öncelikle, haber değeri de taşıyan, Bakan'ın söylediği bir gelişmeyi aktarayım. İşte, sağlık sistemindeki suiistimallerle ilgili en son haber: Aynı kurumdan tam 225 kişiye öldükten sonra ilaç yazılmış.
Bakan'la sohbetimizin daha ilk dakikalarında Katar konusu açıldı. Çelik, 'Katar ile işgücü anlaşması yapıyoruz' deyince doğal olarak gazeteciler dikkat kesildiler, özellikle Sabah Grubu'nun temsilcisi meslektaşımız. Türkiye ile Katar arasında işgücü anlaşması imzalanacakmış. Ne getirecek, göreceğiz.
Sonra söz terörle mücadeleye geldi. Bakan, şehitlerimizle ilgili 'sözün bittiği yerdeyiz' derken, Ramazan ayında memleketi Bursa'da şehit ailelerine verdiği iftarı hatırlattı. '256'sı asker, 40'ı polis olmak üzere 296 şehit ailesi iftardaydı. Düşünün sadece Bursa'daki şehitlerimiz. İnsan şehit ailelerine söyleyecek söz bile bulamıyor' diyerek hislerini anlatan Bakan, ABD'ye yaptığı bir gezide muhataplarına 'bir iktidar partisi olarak bazen şehit cenazelerine bile katılamıyoruz' dediğini aktardı. Çelik, İlker Başbuğ döneminde Genelkurmay Başkanlığı'nın yeni yaklaşımlar sergilemeye çalıştığını ve bunu çok önemsediğini söyledi. 'Medya ile ilişkiler haliyle çok zordur ama eninde sonunda dengeye oturur' sözünü de ekledi.
//c
Dört yılda kentlere 1.5 milyon kişi göç etti
Çelik, 'mesleksizliğin büyük sorun olduğu Türkiye'de' ilk olarak bu konuda 500 trilyon liralık bir kaynak ayrıldığını söyledi. İşkur meslek edindirme kurslarında bu kaynağı kullanacakmış. Aynı konuyla ilgili kadın girişimciliği için AB fonlarından 26 milyon Euro ve 17 milyon Euroluk iki ayrı kaynaktan bahsetti. Ve önceki gün açıklanan işsizlik rakamlarına değindi. Rakamlar şöyle:
'Temmuz ayındaki işsizlik rakamı yüzde 9.4, bu son dört yılın temmuz aylarının en yükseği. Geçen temmuzda 8.8'di. 2002'de (iktidara geldikleri yıl) yüzde 10.2 işsizlik vardı.'
Peki bunun yorumu nasıl? Bakan'ın sözleriyle:
'Ekonomideki yapısal dönüşüm bu rakamları açıklıyor. Toplam istihdam içinde tarımın oranı yüzde 38 iken yüzde 26'ya düştü. Dört yıl içinde 1.5 milyon insan büyük kentlere göç etti. İşsizlik rakamlarını bu dönüşüm etkiliyor.' Bakan'ı dinlerken aklıma şu soru geliyor: 'Acaba Türkiye, Avrupa ülkeleri gibi tarımda çalışan nüfusun yüzde 10'ların altına düştüğü bir ülkeye dönüşebilir mi?' Bakan'ın yanıtı: 'Yüzde 10 hayalci bir hedef olur. Hedef yüzde 10 ile 20 arasında bir yer.'
Sosyal Güvenlik tablosuyla devam edelim.
Şu anda Türkiye'de 15.5 milyon sigortalı var. 7 milyonun üzerinde emekli. Yani rakam yaklaşık 1'e 2. Bunun ideali 1'e 4 imiş. Ama biz her üç çalışanın bir emekliye bakmasını amaçlıyormuşuz.
Size karşılaştırma için bir rakam vereyim. 2002'de sigortaya kayıtlı işçi sayısı 12.2 milyonmuş. Altı yılda 3.3 milyon insan sigortalı olmuş. Ne kadarı yeni işçi, ne kadarı kayıtdışından kayıt altına alınan, bilmiyorum.
//c
Bir yılda 210 milyon ayakta tedavi
Bakan Çelik, dört ilde başlayan aile hekimliği uygulamasını Türkiye geneline yaygınlaştırmayı hedeflediklerini söyledi. Pilot uygulamanın sonuçlarını inceleyecekler. Her bir doktor en çok dört aileye bakacak. Ülke genelinde son bir yılda 210 milyon ayakta tedavi yapılmış. Bunların çoğunun ilaç yazdırmak için olduğu düşünülüyor. Etkili bir sistemle rakamların çok aşağıya düşeceği hesaplanıyor. Bakan uzun uzun sosyal güvenlik sisteminin gelir gider tablosunu anlattı. Rakamlar pozitif bir çizgiye doğru ilerlemeye başlamış. Elbette bugünün tedbirleri yıllar sonra etkisini gösterecek. Ama güzergah doğru. Bir ara 'olan biz gazetecilere olmuş. Yıpranma payımızı elimizden aldınız' diye espri yaptım. Bakan, 'popülist bir bakanlık da yapabilirdim. Milletvekillerinin de fiili hizmet zamlarını kaldırdık' diye yanıt verdi.
Sohbetin son bölümünde nüfusumuzun yaşlanmasını konuştuk. Büyük bir tehlike kapıda, nüfus başka ülkelere göre çok daha hızlı yaşlanıyor. Şu anda nüfusumuz içinde 65 yaş üstündekilerin oranı yüzde 5.5. Yani dört milyona yakın yaşlı nüfus var. Ama dikkat, 4 yıl sonra bu rakam yüzde 7'ye fırlayacak. 2039'da ise yüzde 14 olacak. Nüfusumuz genç ama hızla yaşlanıyor. Büyük avantajımızı iyi değerlendiremedik. 'O halde Başbakan
3 çocuk isterken haklı' diyorum; Bakan, 'gelecek için haklı' yanıtını veriyor.
Çalışma Bakanı'nın ağzından rakamlarla işte böyle bir Türkiye fotoğrafı ortaya çıkıyor.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.