Küresel krize karşı Hükümet'in yaklaşımını sağlıklı, soğukkanlı ve objektif biçimde değerlendirmek durumundayız. Sorunun Türkiye ayağının derinleşmesi, etkisinin artması veya süresinin uzaması, izlenen politikalarla doğrudan ilişkili. Bu da alınması gereken tedbirleri gündeme getiriyor. 'Yatırım ve istihdama ağırlık verecek bir yaklaşıma' şiddetle ihtiyaç var. Bu, belki de her zamankinden çok şu an lazım. O halde Hükümet'in ekonomi yönetimi performansının iyi analiz edilmesi gerek.
Hükümet, 'acil' kodlu eylemlerine olması gerekenden hayli geç başladı. Son bir haftadaki çalışmaları adeta 'wake up call' (uyandırma çağrısı/alarm zili) olarak tanımlayabiliriz. Ekonomiyle ilgili bakanlar devreye girdiler, özel sektörle, bankalarla, ilgili bütün taraflarla görüştüler. Yasal birtakım düzenlemelere hız verdiler. İyi ama biraz geç kalınmadı mı?
Doğrusu şu ana kadar finans sektörünün kriz hasarı diğer ülkelerle karşılaştırıldığında küçük. Türkiye, yakın tarihte bankacılık krizi yaşadığı için, artık bir gecede kâbus tablolarıyla karşılaşmayacağız. Bankalar batmayacak, borçların ödenebilmesinde derin açmazlar yaşanmayacak. Ama ekonominin çarkları yavaşlayacak, piyasa daralacak, işsizlik artacak, özel sektör büyük dış borçları nedeniyle sıkıntı yaşayacak, projelerine yeni finansman bulmakta zorlanacak.
Hükümet çok daha etkin önlemleri, en az bir yıl önce alabilirdi. Böylece hasar minimuma indirilirdi. Son iki yıldır bakanlarda, 'IMF'ye ihtiyacımız kalmadı. İstersek bir defada tüm borçlarımızı öderiz' söylemi dikkat çekiyordu. Aşırı özgüven her zaman tehlikelidir. Türkiye gibi ekonomik yapılara sahip ülkelerde ekonomik politikalara güven adeta pamuk ipliğine bağlıdır.
Kemal Derviş döneminde başlayan ve hükümetin ilk döneminde büyük bir kararlılıkla ve başarıyla uyguladığı programın devamını sağlamak gerekiyordu. Pekala IMF ile bir anlaşmaya gidilebilirdi. Bu şans hâlâ var, keşke otoyoldan hiç çıkmadan aynı süratle yola devam edilseydi. Şimdi yeni bir bilet parası ödeyerek aynı otobana döneceğiz. Unutmayalım, bu kriz henüz tam manasıyla kendisini göstermeden varlığını, daha doğrusu ayak seslerini hissettiriyordu.
Sihirli iki sözcük: Yatırım ve istihdam
Artık dillerden hiç düşürmeyeceğimiz iki sihirli sözcük var: Yatırım ve istihdam. Başka bir şansımız yok. Bakın, iş dünyası daralmanın etkisini hissediyor ve işçi çıkarmalar başladı bile. 2009 hiç parlak geçmeyecek. Mademki biz finans krizinden çok reel sektörümüzün darbe yiyeceğini konuşuyoruz o halde çok çeşitli teşvikleri devreye sokarak, her türlü finansman modelini kullanarak yatırım yapmak zorundayız. Ulusal üretimimizi artırmanın yollarını bulalım. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'la Libya'dan dönerken, küresel krizi konuşuyorduk. 'Siz ekonomiden sorumlu bakan değilsiniz ama krizi çok yakından takip ediyorsunuz' dediğimde anahtar bir cümleyle karşılaştım. Bakan, 'çünkü kriz asıl bana zarar verecek, yatırımları vuracak' dedi. Yıldırım, reçetesini şöyle ortaya koydu: 'Kriz ne kadar derinleşirse derinleşsin kamu yatırımlarına devam etmek zorundayız. Durursak düşeriz.'
Libya'dan Ankara'ya indik, hemen havaalanında uçak değiştirip Diyarbakır'a geçtik. Turkcell, Diyarbakır'da bin kişiye istihdam sağlayacak çağrı merkezini, Başbakan Erdoğan ve altı bakanın katıldığı bir törenle hizmete soktu. Bölgede görüştüğümüz bütün işadamları 'işsizliğe çözüm söyleminde' birleşiyordu.
Bir süredir dikkatlerinizi çekmeye çalışıyorum, işadamlarımızın Doğu ve Güneydoğu'ya yatırım yapma konusunda gayretleri artıyor. Devletin onları teşvik edecek mekanizmaları işletmesi gerek, tam zamanı.
Gerginliğin ardında yerel seçim kapışması yatıyor
Diyarbakır'da hava çok gergindi. Bu, PKK ve uzantılarının bilinçli bir tercihi. Sorun şu an itibarıyla büyük bir kalkışmanın ayak sesleri gibi sunulmaya çalışılsa da arka planda yerel seçim kavgası yatıyor. Hükümet'in yerel seçimlere Güneydoğu'da ve özellikle Diyarbakır'da çok iddialı hazırlanmasına karşı, PKK ve DTP gerginlik istiyor. Yatırımlara engel olmaya çalışıyorlar. Çünkü askerin yeni yaklaşımları, hükümetin yatırımları, iş dünyasının artık bölgede iş ve proje geliştirmesi içeride, dışarıda birilerinin oyununu fena halde bozuyor.
Ekonomi, Güneydoğu'ya yönelik politikaların da temeline oturmalıdır ve bir süredir böyle bir güzergahtayız. Bölgenin de anahtarı yatırımdır, işsizliği azaltmaktır. Bütün Türkiye'de küçük ve orta ölçekli işletmeler ihmal edilmiştir. Tarım ve hayvancılıkta büyük atılım fırsatları kaçırılmıştır. Sıcak paranın etkisiyle, ithalata dayalı büyüme modelinin zararlarını görüyoruz. İhracat azalacak, turizm gelirleri düşecek. O halde yeni tarım politikaları geliştirmeli, sanayicilere çok çeşitli teşvikler vermeliydik. Ulusal üretim stratejisine ihtiyaç var. Yepyeni bir ekonomik modele ulaşabiliriz.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.