Türkiye, gelişen demokrasi kültürü içerisinde son günlerde bazı yeni açılımlara sahne oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmaya dönük eleştiriler, medya sorumluluğu ile özgürlüğü arasındaki çelişik konumlanma, İlker Başbuğ'un sert açıklamaları ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın net bir biçimde, güçlü vurgularla TSK'nın yanında yer almasının ardından tarihte bir ilk gerçekleşti. Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Bakanlar Kurulu'na terörle mücadelede gelinen nokta hakkında brifing vererek, sivil otoriteyi bilgilendirdi. Tüm bu yaşananların yalnızca demokratikleşme süreçleri çerçevesinde açıklanamayacağını, aksine temelde tarihsel kırılma noktasına gelen Kürt meselesi konusunda bir anlamı olduğunu düşünüyorum.
Kürt sorunu içeriğinin ciddi bir değişime uğraması devletin terörle mücadele stratejilerinde nitelik değişimini kaçınılmaz hale getirdi. Bugün gelinen noktada, karşılaştığımız sıkıntılar esasen sürpriz değil, köklü dönüşümlerin sancıları hissediliyor. Şartlar değişiyor ve doğal olarak olması gereken, hayata geçiriliyor. Eski oyunu sürdürmek mümkün değil. Artık karşımızda yeni bir kurgu var ve geçmişte kullanılan yöntemlerin başarı şansı yok. İşin iyi tarafı, oyunun kurallarını devlet aygıtı anlamış durumda. Kasparov'a karşı yeni başlayanların acemiliğiyle davranılmayacağı açıkça görülüyor. Karşı hamleler tek tek bertaraf ediliyor. Üstelik artık atağı bertaraf etmek kadar oyunun kurgusunu belirleme çabaları da var ve bir kaç hamle sonrasının hesapları yapılmakta.
Kürt satrancında en son hamleleri hep birlikte analiz edelim. Önce durum değerlendirmesi... Kürt sorunu üç bacaklı olarak hareketlenmiş durumda. Olayın şiddet içeren boyutunda ciddi tırmanma var. Doğal olarak kayıplarımız artıyor ve onun yarattığı iç etkilerin değerlendirilmesi gerekiyor. İkinci boyutta, yani DTP cephesinde giderek tansiyonu yükselten açıklamalar ve kapatılma davasının gölgesinde gelişen tartışmalar gündemde. Üçüncü boyut ise şehirlerde meydana gelen kalkışma çabaları ve gerginlik ortamını içeriyor. Çok kalabalık gruplardan söz edilemese bile, geniş kitleleri de etkileyebilen bir negatif atmosfer yaratılmış durumda. DTP'nin kapatılması halinde seçimlerin boykot edilmesi olasılığı da gündeme gelebilir gibi görünüyor. DTP sandık mücadelesinden çekiniyor. Kısaca durum, çok yönlü olarak geliştirilen Kürt problemini, yalnızca bir terör sorunu olmaktan çıkararak, uluslararası politik proje şeklinde önümüze getiriyor.
ErdoÄŸan'la BaÅŸbuÄŸ'un hedef birliÄŸi
Görünen detaylar, olayın özünü zaman zaman saptırabileceğinden, öncelikle bazı satır aralarını okumaya çalışmak gerektiğini düşünüyorum. Ne PKK, ne DTP, ne de Kürt hareketi tek tip bir davranış modelini ve idealini içeriyor. PKK ikili bir yapı halinde gelişiyor. Bir tarafı uluslararası destekle Suriye, K.Irak ve İran'dan katılımla ve dış istihbarat desteğiyle yürürken, diğer bölümü ise içyapıdan beslenmeye devam ediyor. Eski yapılarından çok farklılaşmış oldukları gibi, tek merkezden kontrol edilmedikleri de ortada. Barzani'nin verdiği destek, Türkiye'den kaynaklanan ve iç destekle büyüyen tarafa değil, uluslararası yapıya yönelik. Aksi halde PKK'nın ideolojisi ile Barzani'nin aynı kefede tutulması son derece yanlış bir yaklaşım olur. Bu ikilem DTP için de söz konusu. Uluslararası yapılara yani Barzani'ye yakın duran kesimle, Öcalan'a yakın duranlar arasında bir ayrışma var. Bazıları Öcalan'ı etkin kılmaya çalışırken, birileri de bolca provokasyonla tamamen bertaraf edilmesini sağlamaya çalışıyor. Oldukça karmaşık bir satranç oynanıyor.
Türkiye'nin konuyu çok boyutlu olarak görmeye başlaması bu anlamda önemli. Yalnızca Barzani ile yakınlaşmak sorunu çözmez. Bu, çözümün küçük bir parçası. Diplomasi, eli silahlı teröriste kısmi bir darbe vurmayı mümkün kılabilir ama içerideki hareketlenmeyi engellemez. İçerinin sesini dinlemek diğerinden daha da önemli. Bağıran çağıranların değil, sessiz çoğunluğun sesine kulak verilmesi gerekir. Bunu sağlamanın yolu ise seçim sath-ı mailine girmiş olan ülkemizde ancak meşru siyasal zeminlerden geçiyor.
Terörle mücadele bağlamında Başbakan Erdoğan'ın İlker Başbuğ'la her geçen gün daha da yakınlaşan anlayış birliği, Kürt sorununun geleceği açısından Türkiye için bir şans ve fırsata dönüşüyor. Böyle bir mücadelede birlik ve bütünlük sergilemenin, başka her türlü ideolojik farklılaşmanın önünde anlam taşıdığı ortada. Söz konusu, vatanın bölünmezliği olunca, diğer her şey teferruat kalıyor.
Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.