Yerel seçimleri tamamlayıp, 30 Mart sabahına uyandığımızda siyaset sahnesinin bir numaralı tartışması 'AKP'nin il genel meclisi oranlarındaki performansı' olacaktır.
Siyasetin bütün aktörleri, AKP'nin sandık puanını, son seçimin yüzde 47'siyle karşılaştıracak. Eğer iktidar partisi oylarında 7-8 puanlık bir düşüş yaşanırsa ciddi bir 'erken seçim baskısı' başlayacaktır. Yakın dönem tecrübeleri hep bu gerçeği işaret ediyor. Yerel seçimler tek parti iktidarları için 'uyarı mecrası olarak' görülürler. Özal döneminde yaşanan '1989 sendromu' unutulmasın.
AKP yönetimi 'nerelerde belediye başkanlıklarını kazanabiliriz?' arayışına odaklanmış. İstanbul Belediye Başkanlığı aday seçimi bunun ispatı. 'Belediyeyi elimizde tutar mıyız?' anlayışı hakim olmuş.
Oysa, 'nerelerde belediye başkanlıkları kazanıldığından' ziyade Türkiye ortalamasını yansıtan 'il genel meclisi seçimindeki oy yüzdesi', bu kez her zamankinden daha belirleyici olacak.
Şu anda üzerinde durulmuyor; adeta yokmuş gibi davranılıyor ama gerçekte 'siyasetin oyun alanı oldukça daralmış durumda' ve üstelik 'ekonomik krizin etkileri yayılmaya başladığı' için politik iklimde değişimler kaçınılmaz hale gelebilir.
Ecevit'in yaşadığı tecrübe bize 'seçmen kitlesinin sadakatinin olmadığını' hatırlatıyor. Yüzde 22'lik bir partinin bir anda yüzde bire düşmesi gibi dramatik sonuçlar başka nasıl açıklanabilir ki? Yapılan tüm anketler Türkiye'de yüzde 30-35 bandında bir kararsız seçmen kitlesi olduğunu doğruluyor.
Mahalli seçimler küresel mali krizin etkilerinin hissedildiği bir dönemde yapılacak.
'Gündelik hayatın efendileri' ve 'sandığın efendileri' diye bir kavramsallaştırma yapıldığını duymuş olabilirsiniz. Zengin kesimleri birinci, yoksul ve dar gelirli kesimleri de ikinci grupta değerlendiriyorlar. Tüm etkinliğini ve gücünü seçimlerde hissettiren halk katmanları acaba ekonomik kriz nedeniyle siyasal tercihlerinde bir değişime giderler mi? Üzerinde durulması gereken bir sorudur bu. 2001'e göre şu anda yaşadığımız kriz, daha çok sandığın efendilerinin canını yakıyor. Onlar şu anda seslerini çok duyuramıyor olabilirler ama seçimde ne diyeceklerini kim bilebilir ki?
AK Parti'nin seçmeni günlük hayata bakar
Yapılan araştırmalar, CHP'ye oy veren kesimlerin daha çok ideolojik bir tercihte bulunduklarını gösteriyor. Buna karşılık AKP'yi tercih edenlerin ağırlığının pragmatist oldukları ve gündelik ihtiyaçlarına göre karar verdikleri biliniyor.
Bizim seçmenimiz her seçimde farklı partilere yönelebilen bir özellik taşıyor. Siyasi partileri sürekli deneyen, test eden bir seçmen yapımız var.
AKP'nin sadece yüzde 8-9, CHP'nin yüzde 15-16 civarındaki bir tabanı ideolojik yaklaşıyor. 29 Mart'ta ise bu yaklaşım üzerinden oy verilmeyeceği çok açık. Seçmen, soyut tartışmalara bakarak karar vermeyecek. 22 Temmuz bunun kanıtıydı. Semboller ve kimlikler üzerinden söylemlerle siyasetin içeriği doldurulamıyor. Son seçimde AKP geçmişe değil geleceğe, korkuya değil umuda yönelik söylem uyguladığı için başarılı olmuştu. Peki şimdi bunu nasıl yapacak?
Kararsız seçmen grubu ve oynak tercihler, aynı zamanda çizgileri belirsiz bir siyaset üretiminin sebebi.
Gelenek oluşmuyor, kurumsallaşma sağlanamıyor. Demokrasi kültürü yerel iktidarlardan beslenerek gelişir, biz bu şansa sahip değiliz. Aday seçimleri bunu yine doğruluyor.
Hep vitrin dizaynı, hep popüler isim arayışı. Yerel teşkilatlardan gelmeyen, tepeden inme atamalar.
Halk seçim yapmaktan ziyade, zorunluluklara mahkûm.
Oysa yerele iyi hitap eden, yöre halkıyla yoğun ilişki ve iletişim kurabilen yapılar sağlıklı ve güçlüdür. Ancak böyle bir etkileşim sonucunda 'yüksek siyaset katına' çıkılabilir.
AKP'nin şu anda aşağı yukarı yüzde kaç oy alabileceğini bilebilecek durumdayız. Siyasetteki normalleşmeyle birlikte makul oranlı bir kaybın AKP'ye de Türkiye'ye de 'hayırlı' olacağına inanırız.
Ayrıca unutmayalım, 'AKP yerel seçim başarısıyla iktidara geldi.' Başarıyı getiren büyü bozulursa, hesapta olmayan sonuçlar doğabilir. Bizden söylemesi...
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.