Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'İddia ediyorum, krizden en az etkilenen ülke biz olacağız' demişti. Bu iddianın arkasında ne gibi güvenceler olduğunu sayın Başbakan'ın Türkiye'ye anlatması gerek. Eğer tablo gerçekten iyiyse bütün Türkiye rahat bir nefes alsın.
Küresel kriz için 'Komünizmin çöküşü kadar tarihi bir olay' tanımlaması yapılıyor. Japonya resesyona girdi, hatta 2009'da ekonomide bir miktar küçülme bekleniyor. Sony 8 bin çalışanını işten çıkardı. Dünyanın büyük firmalarında son 15 günde işsiz kalanların sayısı 100 bine yaklaştı. AB bölgesinde ekonominin motorları neredeyse stop etti. Almanya'da tüketici güven endeksi son 15 yılın en düşük seviyesinde. Krizin doğum yeri Amerika'da yaşananları anlatmaya bile gerek yok. Şu anda Amerika'da insanlar dışarıya yemeğe çıkmıyor. Yerkürenin her yerinde 'proje finansmanı durmuş' halde, yani yatırım yapılmıyor. Bankalar arası güven sarsıldı, piyasa çarkları dönmüyor.
Küresel krizin boyutları ve süresi şu anda kestirilemiyor. 2009 adeta 'kayıp yıl' ilan edildi.
Son günlerde, İstanbul ile Ankara arasında 'krizin algılanışındaki farklılık' fazlaca dikkat çekiyor.
İstanbul iş dünyası çok endişeli. Anadolu sermayesi de aynı karamsar psikolojinin etkisinde. Ankara ise 'kendine çok güven duyan bir görüntü' sergiliyor. 'Panik oluşmasın' düşüncesiyle, soğukkanlı tavır takınmak iyi, neticede ekonominin psikolojik boyutu yönetiliyor. Ancak 'Ankara'nın bir bildiği ve güvendiği varsa bunu da kamuoyuyla daha açık ve net paylaşması' şart. İki ayrı dünyadan mı bahsediyoruz, hepimiz aynı gemide değil miyiz?
Yeni görevime başladığım günden bu yana gelen 'tebrik telefonlarındaki sohbetlerde', Ankara ile İstanbul arasındaki 'açı farkının büyüklüğü' şaşırtıcıydı. Adeta iki ayrı dünya, iki ayrı dil gibi. Bayramda önce İstanbul'daki sonra Ankara'daki görüşmelerimde tablo değişmedi. Bülent Eczacıbaşı, OYAK Genel Müdürü Coşkun Ulusoy, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve İTO Başkanı Murat Yalçıntaş gibi iş dünyasının tanınmış isimleri ve daha niceleri 'işiniz çok zor' derken 2009 için kara bulutlarla dolu tablolar çizdiler. Ulusoy, yaklaşık 45 dakika krizin sebeplerini ve geleceğini anlattı. Onun söyledikleri ayrıca önemliydi çünkü gelen krizi tam 4 yıl önce sezmiş ve grubunu buna göre pozisyonlamıştı.
BAÅžBAKAN ERDOÄžAN'IN KAFASINDA NE VAR?
Ankara'nın yaklaşımını ise anlatmaya çalıştım, şaşırtıcı bir serinkanlılık içindeler. Tek temennim odur ki kriz bize söylendiği gibi teğet geçsin. Sonuçta, sadece iş dünyasının büyüklerini düşünmüyoruz. İstanbul ve Ankara'daki matbaalarımızda bayramlaştığımız işçilerimizin gözlerindeki ifadeler de çok şeyler anlatıyor. İyimser olmak isteyen ama belirsizlikten endişeli o bakışlar herkesin, özellikle de ülkeyi yönetenlerin sorumluluklarını hatırlatıyor.
Bana kalırsa ilk yapılacak iş reel sektörün ve finans dünyasının, Hükümet'le çok daha yakın diyalog yollarını açmasıdır. Ancak böylelikle 'bürokrasi, reel sektör ve finans ayağı' arasında işbirliği ve sinerji yaratılabilir. Ankara'daki temaslarımda hep 'acaba Başbakan Erdoğan'ın kafasında ne var?' sorusunun yanıtını aradım.
Başbakan Erdoğan, kriz ortamında iş dünyasının belli talepleri dile getirmesini doğal karşılıyor. Ancak bunların bir kısmını 'fırsatçılık' olarak görüyor. Erdoğan'da 'Sadece belli kesimleri rahatlatacak reçeteleri kabul etmem, vereceğim her kuruş milletin kesesinden çıkacak' yaklaşımı hâkim. Bunu anlayabilirim ama işçi-işveren, hükümet-muhalefet ayrımının ortadan kalktığı bir noktadayız. İş dünyası ve Erdoğan birbirlerini iki karşıt grup gibi görmekten vazgeçsin. Kriz yönetimini bir iktidar mücadelesinin alanı haline getirmeyelim. Aksi halde faturayı hepimiz ödeyeceğiz.
Ekonomik krizin Türkiye'ye etkilerini 'psikolojik açıdan' analiz eden Erol Göka ile yapılan 16'ncı sayfadaki röportajı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Krizin potansiyel yansımalarını bulacaksınız. Başbakan Erdoğan geçenlerde 'Kriz sosyal dokumuza zarar verebilir' demişti. Hatırlatırım.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.