Para politikası ülkemizde en az anlaşılan ekonomi konularından biri. Bazılarımız yıllarca 'Basalım parayı, ödeyelim iç borcu, düşsün faiz!' diye ahkâm kesti. Para basmak kurutuluş olsa, en çok ormanı olan, en çok kağıt üretir, para yapar ve dünyanın en zengini olurdu. Bazılarımız ise 'Nereden çıktı bu yüksek faiz düşük kur?' tiradları attı, dalgalı kurdan da şikâyet etti. Halbuki yüksek faiz diye bir politika yok!
Kafalarımız gerçekten çok karışık. Çünkü para politikası denen şeyin esaslarını anlama çabamız yok. Halbuki öğrenmenin sonu yok. Akademisyenler arasında bile '2003 yılında yapılan para politikası hataları' gibi masallar, 'Merkez Bankası'nın piyasaya verdiği likiditenin ölçüsünü Merkez Bankası parası sanmak' gibi yanılgılar veya medyadaki bir üstat dostumuz gibi, 'emisyonu Merkez Bankası bilançosunun aktifine yerleştirmek' nefasetleri var.
Bugün dünyada krizi baÅŸlatan ABDÃde, para politikası krize karşı en önemli silahlardan biri olarak kullanılıyor. Bu baÄŸlamda likiditeyi saÄŸlama çabası çerçevesinde Merkez Bankası faizi sıfır ile 0.25 aralığına indirildi. Ama gerçekleÅŸen faiz sıfıra çok yakın (bu arada gözlemlemeyi de unutmayın, faiz AvrupaÃda daha yüksek olduÄŸu için dolar yeniden deÄŸer kaybetme yönüne gitmeye baÅŸladı).
Bu sıfır faiz durumunda normal vatandaş Merkez Bankası'nın faizi düşürüp, bankalara borç likidite aktarma şansı kalmadığını düşünebilir. Gerçekten, artık ABD Merkez Bankası FED hiçbir şey yapamayacak hale mi geldi?
Önümüzde, JaponyaÃnın faizi 2001 yılı ÅŸubat ayında sıfıra indirdikten sonra 2006 yılına kadar uyguladığı sıfır faiz ve 'quantitative easing' adı verilen, fiyatın sıfıra dayandığı (ve doÄŸal olarak eksi olamayacağı) bir ortamda uygulanan, sistemdeki fiziki likiditeyi sıfır faizde bile artırma önlemleri uygulaması var. Bu uygulama fiyat sıfırsa, para miktarını borç vermek deÄŸil, menkul kıymet satın alarak artırmak adımını içeriyor. Peki Merkez Bankası bunu nasıl yapıyor?
Klasik açık piyasa iÅŸlemleri, HazineÃnin çıkardığı menkul kıymetlerin, önce Merkez Bankası bilançosuna girdikten sonra, kısa vadeli repo ve ters repo ile piyasadan alınıp, piyasaya satılması esasına dayanıyor. Genelde Merkez Bankası burada mülkiyeti almaz, sadece geçici alım veya satış yapar.
Eğer Merkez Bankası'nın elinde geçici de olsa satacak Hazine kağıdı kalmamışsa da, bizim Merkez Bankamız'ın son dönemde yaptığı gibi M.Bankası kendi borç senetlerini çıkartır ve açık piyasa işlemlerini, yani sistemdeki likiditeyi kontrolu onların alım satımı üzerinden yapar.
Faiz sıfır olduğu ortamda Merkez Bankası FED, mesela Fannie Mae veya Freddie Mac gibi yarı devlet, ipotek kurumlarının elindeki ipotek kredisi kökenli menkul kıymetleri veya bankaların elindeki kamu kağıtlarını kesin alım yolu ile alır, bunlara karşılık ödediği nakit de likiditeyi artırır.
Hatta 1997 Asya krizinde Hong Kong Merkez Bankası'nın yaptığı gibi, Merkez Bankası borsanın çökmesini engellemek için hisse senetlerini bile satın alır, talep yaratır.
Bu tür işlemler Merkez Bankası'nın bilançosunda pasifte yaratılan likiditeyi ve aktifte de menkul varlıkları artırdığı için bilanço büyüklüğünü arttırır. Ama bilanço büyüklüğünün bugünkü gibi likidite ve kredi sıkıntısı olan ortamlarda hızla büyümesinin enflasyonist bir zararı, en azından bugün olamaz ama ileride olabilir!
Bu iş yapılırken Merkez Bankası para politikası komitesi ne kadar likidite enjeksiyonu yapılacağına dair bir politika kararı verir ve sonra da banka sistemindeki likidite toplamı (banka rezervleri deniyor) miktarını hedefleyerek, faiz ile likiditeyi ayarlamak yerine, fiziki miktar hedeflerini gündeme getirerek sistemi canlandırmaya çalışır.
FED BaÅŸkanı Ben Bernanke geçtiÄŸimiz günlerde bu önlemi gündeme getirdi ve uygulamaya baÅŸladı. Bu politikanın geçmiÅŸte JaponyaÃda pek baÅŸarılı olamadığı da söyleniyor. Nedeni ise ilginç.
Bugün FED kamu kağıdı veya diğer tür faizli menkul kıymet kağıdı piyasasında alım yaptığı zaman ortalığa likidite veriyor. Tabii kağıt talebi artırıldığı zaman faizler düşüyor ve düşmüş bulunan menkul kıymet fiyatları yani değerleri yükseliyor. Ortalığa da likidite çıkmış oluyor. FED hem kısa vadeli hem de uzun vadeli kağıt aldığı zaman da verim eğrisinin her vadesinde etkili şekilde likidite sağlamış oluyor. Ve bu miktar artırma operasyonunda ısrar edilirse, bu sefer de değer artışları nedeni ile bir menkul kıymet balonu gündeme geliyor. İşte risk burada. Risk bir tahvil (bond) piyasası balonu gerçekleşmesi tehlikesinde!
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.