AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-02-12

kategori2

Çözüme herkes katkı yapmak zorunda!

Singapur bundan tam üç hafta evvel 2009 yılı için reel büyüme sayısını artı % 1 ile eksi % 3 arasında tahmin etmiş ve yayınlamıştı. Singapur üç hafta sonra ocak ayının 21'inde gelecek tahminlerini değiştirdi, Yeni ve berbat revize tahminlere göre Singapur ekonomisinin 2009 yılında reel %2 ile % 5 arasında daralması bekleniyor. Bu yeni ve kötümser tahminlerin arkasında, elektronik ürünlerinde ve kimyasal ürünlerde aniden ortaya çıkan sert talep daralması olduğu açıklandı. Singapur bilindiği gibi tamamen dış talep ve dış ticarete endeksli bir ülke ve en büyük reel daralma dış ticarette olmakta. Japonya ve Çin'den gelen haberler de Singapur'dan gelen haberlerden farklı değil. Ne oluyor oralarda?

Bu sorunun cevabı global bir bakış açısı ile verilmek zorunda! Teorik bakıldığında dünyanın sorunsuz olması için toplam arz ile toplam talep birbirine eşit olmak zorunda.
Ancak Martin Wolf ve diğer analizcilere göre dünya bugün dengesi şaşmış iki temel kampa ayrılmakta. Bir yanda kronik talep fazlası olan ülkeler ile diğer tarafta kronik arz fazlası olan ülkeler var. Başka bir deyişle de, bir yanda çok esnek tüketim finansmanı ve yüksek tüketimi olan ülkeler, diğer yanda da  yüksek tasarruf ve yüksek yatırımı olan ülkeler. 
Birinci tür ülkenin en tipik örneği ABD. Başka ABD benzeri talep fazlası olan  ülke örnekleri vermek gerekirse de İngiltere, Avustralya, İspanya gibi ülkeler sayılabilir.
İkinci tür yani arz fazlası olan ülkenin en tipik örneği ise Çin. Diğer Çin'e benzer şekilde arz fazlası olan örnek ülkeler olarak ise, Japonya ve Almanya sayılabilir.

Bu klasifikasyondan sonra birçok kimse 'Bu krizi kronik talep fazlası olan ABD çıkardı, Obama direksiyona geçsin, ABD faturayı ödesin ve sorunları çözsün!' diyebilir. Ama bir de madalyonun tersi var.
Çin (ve benzeri ülkeler mesela Japonya) döviz kurunu piyasaya bırakmayıp yöneterek, dev döviz rezervleri toplayarak ve döviz girişlerinin parasal sonuçlarını sterilize ederek yani ortadan kaldırarak ve sıkı bütçe uygulaması ile ulusal tasarruf/GSYİH oranlarını yüzde 50 ve cari denge fazlalarını da GSYİH oranı olarak yüzde 10 oranının üstüne çıkarmışlardı. 2002 yılında Çin'in ihracatı GSYİH oranı olarak yüzde 38 iken 2007 yılında yüzde 67 oranına yükselmişti.

Bugün ABD gibi ülkelerin talep fazlası ve Çin gibi ülkelerin arz fazlası, ya arz kısılarak ya da talep kısılarak, ya da her ikisi ile oynanılarak ortadan kaldırılabilir.
Eğer yapılacak olan arz kısılması ise Çin ve benzeri ülkeler tehlike altında. Yok eğer yapılacak olan talep kısılması ise, ABD ve benzeri ülkeler tehdit altında.

Bu nedenle en iyi çözüm global talebin arttırılması olarak görülüyor ve bu noktada tüm dünya da çözümün ABD'den gelmesini bekliyor. Ama sanıyoruz ki ABD çok uzun süre GSYİH oranı olarak yüzde 10 düzeyinde bütçe açıkları vermeyi sürdürebilir, yıllarca para pompalamayı devam ettirebilir. Bu aslında hiç mi hiç  mümkün değil.
Bu nedenle arz fazlası olan ülkeler de global talep artışına katkı yapmak mecburiyetindeler. Sadece ABD değişmek zorunda değil. Çin, Japonya, Almanya gibi ülkeler de cari denge fazlalarını azaltmak ve bütçeleri açarak harcama yapmak  zorundalar. Bunu gelişen ülkelere yatırım yaparak da gerçekleştirebilirler!    

Her ülke aslında ayni gemide yolcu. Bu nedenle ya işbirliği olacak ya da olmayacak. İşbirliği olmazsa 1929 sonrası gibi her ülke kabuğuna çekilir ve durgunluğunu başkasına ihraç etmeye çalışır, global ekonomi küçülür, dünya ticareti daralır ve tüm dünya hırpalanır. Global ekonominin küçülmesinin, ticaretin durmasının, içine kapanmanın  kimseye faydası olacağını söylemek mümkün değil.       
Bu nedenle işbirliği olması gerekli! Çözüme herkes katkı yapacak!