AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-02-12
Daha önce yazdığım gibi Davos toplantısına bu yıl özel önem veriyorum. 'Git ve izle' önerilerini, bu yıl Davos'ta eski toplantılarda olduğu gibi güzel partiler, davetler olmayacağını öğrendiğim için reddettim ve toplantıyı Türkiye'den izlemeye karar verdim.
Kaynaklarım, patronları Rupert Murdoch'un da ön planda katıldığı Wall Street Journal gazetesi, onun en büyük global rakibi olan Financial Times, Bloomberg haberleri ve belki de en önemlisi olarak, her üç kaynakta ve New York Times gazetesi internet sitelerinde var olan Davos bloglarıdır.
Blogculuğun çağımızın yeni habercilik sistemi olduğunu bu zirveyi izlerken çok daha iyi anladım. Çünkü yüzlerce blog okudum. Asıl bilgi onlarda var.
Bu yöntemleri kullanarak Davos hakkında edindiğim ilk izlenimler aşağıdadır.
Tabii ki yerinden izlemekle aynı şey değil ama ne yapayım, parti yoksa ben yerinde olamam, özür diliyorum.
ABD Avrupa'ya, Avrupa ise ABD'ye bakıyor
Ana umudun Amerikan tüketim normlarına bağlanmasına rağmen, Amerika da, Avrupa'nın sosyal devlet uygulamalarını incelemeye almış durumda. Bu beraberinde çok ilginç bir zıtlık getiriyor.
Neredeyse sosyalist geleneği bulunan Avrupa tüketim ekonomisini keşfetmeye çıkmışken, tüketim ülkesi olan Amerika da sosyal devleti keşfetmeye çıkmış durumda.
Bu da yeni başkan Obama'nın açıkladığı programlardan kaynaklanıyor. Obama da tüketimin yeniden canlandırılması gerektiğini görüyor ama o yeni bir tüketim normu yaratacak. Eğitime ve sağlık sistemine yatırımlar yapacak, o düzeyde tüketimi sosyal içeriğe kavuşturacak.
Bu arada 'Büyük depresyon' döneminde de denenen büyük altyapı yatırımlarına da ağırlık verecek.
O dönemde başarıyla denenilen 'New Deal' uygulamaları yeniden devreye sokulacak Amerika'da.
Bu nedenle Amerika bu dönemde, Avrupa'nın sosyal devlet uygulamalarını anlamaya özel önem veriyor.
Amerika biraz sosyalleşecek ve daha bilinçli tüketim yapmaya başlayacak.
Avrupa ise sosyal devlet uygulamalarından vazgeçmeden daha fazla bireysel tercihe önem verecek.
Bu bence gerçek bir 'Medeniyetler Buluşması.' Keşke Davos toplantısı başlamadan bir süre önce önce kaybettiğimiz Samuel Huntington bu durumu görebilseydi... Ama o da Davos toplantılarına karşıydı. Hayatta olsaydı o da herhalde benim gibi gitmezdi toplantıya. Katılmama nedenlerimiz gayet tabii ki farklı olurdu ama bu ayrı bir konu.
Umut Amerikalıların para harcamasında
Global dengesizlikle ile ilgili panelde, dünyada var olan en sorunlu dengesizliğin Çin'deki tasarruf fazlası ile ABD'deki aşırı tüketim olduğunun söylenmesine rağmen, bu global sistemi içine düştüğü durumdan ancak ve ancak Amerikan insanının tekrar tüketmeye başlamasının çıkaracağı vurgulanıyor.
Yani bir zamanlar çok eleştirilen hatta protesto edilen Amerikan tüketim alışkanlıkları dünyayı durgunluk tehlikesinden kurtarmanın tek umudu olmuş durumda.
Çin, Hindistan ve hatta Rusya bunu başaracak derecede zengin değiller. Bu potansiyel bir tek Amerika'da bulunuyor. Kapitalist sisteme getirilen eleştirilerin içeriğini de hayli ilginç bir şekilde değiştirecek olan bu tespit bana enteresan geldi.
Yeni tüketici kültürü
Tüketimin tekrar hız kazanması ve ekonominin dönmeye başlaması için tespit yapıldıktan sonra yeni bir tüketim kültürü oluşturulması gereği de tartışılıyor Davos'ta.
Bir katılımcının dediği gibi, yeni tüketim kültürü bir gecede oluşamaz. Bu bir süreç işidir. Ama yeni koşullara uygun tüketici davranış normları mutlaka oluşacaktır. Elindeki kaynakları en verimli şekilde kullanmayı bilen, banka kredisi ile kendi geri ödeme gücü arasındaki dengeyi en iyi bulan ve gerçek ihtiyaçlarını yeniden tanımlayabilen bilinçli tüketici oluşunca, dünya sistemi de yeniden dönmeye başlayacak. Bu iş de esas olarak Amerika'ya düşüyor.
Davos insanı
Davos zirveleri yıllar içinde kendi adıyla anılan bir insan türü yarattı. Davos insanı, işadamı, politikacı ve yatırımcı kişilikleri kendi karakterinde uzlaştırmış ve eklemlemiş insan tipidir.
Bu insan türü kapitalizmin sorunlarını çözmek için elinden geleni yapmak zorundadır çünkü varlık nedeni bu sisteme bağlıdır.
İşte bu yüzden 11 Eylül saldırısı aslında kapitalist sisteme yapılmış bir saldırı olarak yorumlandığından o yılki Davos toplantısı, Davos'ta değil New York'taydı. New York'taki Waldorf Astoria Oteli'nde toplanan katılımcılar, böylece saldırıya uğrayan Amerika'nın yanında durduklarını tüm dünyaya göstermişlerdi.
Ben o otelde ne zaman kalsam mutlaka odama giderken devamlı olarak kaybolurum, çünkü koridorları çok karışık. Otelin temelinde de Washington'a kadar giden gizli bir tren hattı var.
O tarihte bu destek sonucunu vermişti ve daha sonra Amerikan borsaları müthiş tırmanışlar yaşadı.
İlginç bir anekdot da şu: O yıllarda elde edilen kazançların tümü bu krizle birlikte ortadan yok oldu. Bu kez kapitalizme saldırı kendi içinden geliyor ve bu nedenle çözümler o kadar net olamıyor. Çünkü düşmanlar o kadar net değil.
Yıldızlar gelemedi
Geçen yılın Davos yıldızları yatırım bankacılarıydı. Onlar pek rağbetteydiler. En görkemli partileri de onlar verdiler.
Bu yıl yatırım bankacıları ortada yok. Çoğu ya iflas etti ya işten atıldılar veya utançtan gelemediler toplantıya.
Krizden onları sorumlu tutanları bu sevindirse de yine de bu büyük eksiklik. Çünkü yeni tüketici kültürü yaratılacak ya umut Amerikan tüketicisinde ya bunu bankacıların aktif katılımı sağlanmadan başarmak mümkün değil. Kredi sisteminin bir şekilde açılması gerekiyor. Yani yeni tüketici davranış normları kurulurken bankacılık sisteminin de değişmesi gerekiyor.
Toplantıda bu bağlamda 'Küçük Düşünün' sloganı eşliğinde mikrofinansman ve ilişki bankacılığı (Relationship banking) türü kavramlar tartışılıyor. Bu nedenle Davos'ta cuma günü yapılacak 'Dünya finansal sisteminin geleceği' konulu panel bana çok önemli geliyor. Onu da izlemeye çalışacağım ve sizlere aktaracağım. Keşke yatırım bankacıları da kalabalık olarak katılıp katkılarını yapsalardı...
Bu arada genç insanları bankalara yoğun bir şekilde alınmaya başlandığı haberleri de var. Bloomberg ajansı durmadan kötümser haber yapmanın tehlikeleri konusunda alarm verdi ve kendisine ayar yaptı.
Geçen yıl fırsat kaçmış
Şimdi ortaya çıkıyor ki; geçen yıl yapılan Davos toplantısında büyük bir fırsat kaçırılmış. Çünkü katılanlar büyük bir problemin yaklaşmakta olduğunu açıkça söylemişler ama hiçbirisi problemin esas kaynağının ne olduğunu söyleyememiş, çünkü gerçekten bilemiyorlarmış. Yani anlayacağınız kapitalizm oto-pilota takılmış şekilde gidiyormuş.
Bir krizin mutlaka olacağını söyleyenler ise 'küçük problem senaryolarına' takılmış kalmışlar. Yani bir durgunluğun sadece Amerika'da yaşanacağı ve kısa süreceğini söylemekle yetinmişler. Yanıldıklarını ise çok geç olunca anlamışlar.
'Geçen yıl sorunun asıl kaynağı tespit edilebilse ve tartışabilseydi belki kriz global düzeyde böyle olmayabilirdi' diye söylüyor insanlar.
Havyar yokmus
Güzel partiler artık olmadığı gibi bu yıl verilen resmi davetlerde bile tepki almamak için havyar ve ıstakoz ikram edilmeyecekmiş.
Nasıl benim kriz başlarken New York'ta buzlu duble viski içmemin krize katkısı olmadı ise havyar yeseler de krizin gidişatı bundan etkilenmeyecekti herhalde. Ama ne yapacaksınız; sıradan insanlar küçük düşünür ve bu tür popülist gösteriler onlar nezdinde pek önemlidir. Onlar açısından bu tür şeyler neredeyse esas sorundan daha önemlidir.
Bu bağlamda Merrill Lynch'in CEO'sunun firması batarken ofisini yeniden dekore ettirmesinin çok yanlış bir davranış olduğu da tartışıldı Davos'ta.
Toplantıya katılan Ariana Huffington, bu tür insanların çökmekte olan bir sistemi umursamadan davrandıklarını ve bunun bir tür Marie Antoinette sendromu olduğunu söyledi.
Ben de New York'ta Jameson'umu yudumlarken çökmekte olan 'ancien regime' kadeh kaldırıyordum aslında. Bilmem anlatabiliyor muyum?..
Protesto geleneği yıkıldı
Her yıl çeşitli nedenlerle kapitalizme karşı olan gruplar Davos'ta büyük gösteriler yaparlardı. Bu yıl onlar ortada yok. Bir tek, katılan Çin Başbakanı'nı Tibet yüzünden protesto edenler var. O sorun da fazla kimsenin umurunda değil. Sadece film yıldızları boş zamanlarında sıkılmamak için Dalai Lama'yı düşünüyor. Galiba kapitalizmin düşmanları bile bu yıl toplantıya umut bağlamış durumda.
Uçak kazası benzetmesi
'Kapitalizm oto-pilotta gidiyordu' deyince krizlerle uçak kazaları arasında yapılan bir benzetmeyi hatırladım. Toplantıda ortaya atılan bu görüşe göre; bir uçak krizi olduğunda dünya ölçeğinde tüm uçuculuk sistemi buna konsantre olur ve kazanın nedenlerini bulur, o tür bir kazanın bir daha olmaması için bütün tedbirleri de alır. Kapitalist sistem kendi küçük krizlerine hiç konsantre olmadığı, temeldeki nedenlere hiç gitmediğinden kendi büyük krizlerini de hazırlar.
Konuşmacılar diyor ki; 'Keşke uçak kazaları sonrasında sistemin verdiği tepkilerden biz de ders alsaydık.'
Bence de keşke ama geç kalındı bu dersi almak için. Bundan sonra inşallah büyüme başlayınca yine unutulmaz bu düşünceler.
Havyar yokmuş
Güzel partiler artık olmadığı gibi bu yıl verilen resmi davetlerde bile tepki almamak için havyar ve ıstakoz ikram edilmeyecekmiş.
Nasıl benim kriz başlarken New York'ta buzlu duble viski içmemin krize katkısı olmadı ise havyar yeseler de krizin gidişatı bundan etkilenmeyecekti herhalde. Ama ne yapacaksınız; sıradan insanlar küçük düşünür ve bu tür popülist gösteriler onlar nezdinde pek önemlidir. Onlar açısından bu tür şeyler neredeyse esas sorundan daha önemlidir.
Bu bağlamda Merrill Lynch'in CEO'sunun firması batarken ofisini yeniden dekore ettirmesinin çok yanlış bir davranış olduğu da tartışıldı Davos'ta.
Toplantıya katılan Ariana Huffington, bu tür insanların çökmekte olan bir sistemi umursamadan davrandıklarını ve bunun bir tür Marie Antoinette sendromu olduğunu söyledi.
Ben de New York'ta Jameson'umu yudumlarken çökmekte olan 'ancien regime' kadeh kaldırıyordum aslında. Bilmem anlatabiliyor muyum?..
Son söz umut
Tabii ki katılan insanlar bu yıl hayli karamsar. Ama konuşulanların satır aralarını okuduğunuzda, yılın son çeyreğinde bir hareketlenme yaşanacağını ve gelecek yıl için eskiden tahmin edildiği kadar olmasa bile bir büyümenin olacağının düşünüldüğünü görürsünüz.
Türkiye açısından bir başka sevindirici haber de şu: Türk kapitalizmi oto-pilotta değildi ve bankacılık sistemimiz bu krize çok güçlüyken yakalandı.
Bunu bütün dünya görüyor ve bir ihtimalle eski ABD Başkanı Bill Clinton ile aynı otelde kalmakta olan Başbakan Tayyip Erdoğan'a da görüşmelerinde iletilecektir bankacılık sistemimizin yeniden yapılanmış olmasının getirdiği büyük güç konusu...