AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-02-12

kategori2

Taşra seksüalitesi ve aldatmalarının filozofu JOHN UPDİKE öldü

Büyük yazar hayatı boyunca günde 3 sayfa yazı yazdı. Bu belki çok fazla değildi ama Updike'ı en iyi anlatan özelliğiydi.
O, çok usta bir cümle yaratıcısıydı. Dolayısıyla her romanında, eleştiri yazısında aniden sürpriz bir cümleyle karşılaşıp ayaklarınızın yerden kesildiğini hissedebilirdiniz.

Cümleleriyle sizi uçurabilen Updike, liberal eğilimli, modern, şehirli insan türünün prototipi olmasına rağmen bir gün aniden çok da yakıştığı New York'u terk etti ve daha kuzeyde New England eyaletinin kasabalarında yaşamaya başladı.
Ve ondan sonra Amerikan taşrasının yaşam biçimini yazmaya başladı. O bölgenin taşralısı Protestan beyazlardı.
Lafta aile değerlerine pek değer veriyorlardı ama Updike'ın hayatın hiçbir detayını kaçırmayan gözü, taşrada olağanüstü bir ahlak yoksunluğu olduğunu görmüştü.
Sonra bunu hayatın doğal bir parçası olarak kabul edip, hiçbir ahlak ahkamı kesmeden taşradaki seksüel maceraları ve aldatmaları yazmaya başladı.
Onun için seks, aldatma ve ilişkiler, insanlık durumunu tanımlayan en önemli unsurdu.

Ve yazdı da yazdı. Hiç bıkmadı, yazdı.
Yazı üslubu sanki kendi kendine konuşur gibiydi. Sanki bir centilmen, yabancı olduğu bir dünyanın içine düşmüş de bunu kendi kendine konuşup anlamaya çalışıyor gibiydi.
Ve bence o dünyayı tamamen çözümledi ve geride şaheserler bırakarak ayrıldı aramızdan.
Ölümünü, o gün bana mesaj atan kadın arkadaşımdan öğrendim.
Yani Updike, ölümünde beni mutlu olacağım bir an ile terk etmişti.
Evet; bu hayatta bana Updike'ın öldüğünü haber vermekle yetinen mesajlar atan kadın arkadaşlarım olabildiği için mutlu oldum.
Demek ki hayatta bazı şeyleri doğru yapmayı becerebiliyormuşum.

Sıradan insanın trajedisi
Updike, Balzac gibi hayatı tümüyle ve tüm detaylarıyla anlayıp yazmak amacındaydı. Onun hayatı Amerika olduğundan Walt Whitman'ın 'Leaves of Grass' şiirinden çok etkilenmişti. Amerikan ruh halini çok güzel anlatan bu şiir üzerine Whitman    40 yıl boyunca uğraşmıştı.
Tek bir cümle üzerine neredeyse tüm gün uğraşabilen Updike'a yakışan bir isimdi Whitman.
Updike, ortalama sıradan insanın yaşamını ve trajedisini 'Tavşan' (Rabbit) adını verdiği kahramanı hakkında yazdığı bir dizi romanda irdeledi.
'Rabbit Angstrom' adlı kahramanı Amerikan kanonuna girmiştir. Kahramanının tüm yaşam aşamalarını romanlarında irdeledi ve 'Rabbit at Rest' adlı kitabında onun ölümünü yazdı.
Gözleriniz nemlenmeden okuyamayacağınız o kitaptan sonra, Updike'ın ölüm anında neler düşündüğünü bulabilir, ardından yazan bir eleştirmenin 'Keşke Updike öldükten sonra da yazabilip bize ölümü de anlatabilse' dediği gibi  düşünürsünüz.

Updike ve popüler kültür
Updike, toplumda yaşanan ve kendisinin hoşlanmadığı birçok gelişmenin sorumlusu olarak filmleri ve televizyonu görüyor, klasik roman okumamanın insanı yaraladığını söylüyordu.
Ona göre eski filmlerde insanlık durumu irdeleniyordu ve çeşitli sınıftan insanların hayata bakışını bulmak mümkündü.
Yeni filmler ise bunu aramıyorlardı. Updike'a göre bir tek Woody Allen dikkatle izlenmeye değiyordu. 'Leaving Las Vegas' adlı filmi ele aldığı bir mülakatta, alkol yüzünden ölüme giden adamın hikayesinin anlatılış biçiminin anlamsız olduğunu söyledi. Çünkü adam kapılmış gidiyordu ve onun durmasını irdeleyecek hiçbir şey olmuyordu filmde.
Bunun yanlış olduğunu söyleyen Updike, bu film eskiden yapılsaydı alkolden ölmekte olan adam, aşık olduğu kadınla tanıştığında 'ben kendime ne yapıyorum?' sorusunu sorar ve durmaya çalışırdı.
Ona göre bu tür soruları sorup gereğini yapmak mücadelesi hayata anlam kazandıran şeylerdi

Feministler düşmandı
Updike'a göre yaşadığı New England bölgesi, bir anlamda boşanmış ve yeni maceralar aramakta olan orta yaşlı kadınların yurduydu. Ve onun ele aldığı kadınlar toplumda ahlakın sınırlarını zorlayan ve aldatma maceralarını başlatanlardı.
Updike, bu insanları onlara hiç kızmadan ve ahlak dersleri filan vermeden ele aldığı halde, feministler ona çok kızıyordu.
Updike bu kızgınlık karşısında geri adım atmak yerine, filmi de yapılmış olan 'Eastwick Cadıları' romanını yazdı. O cadılar, boşanmış, seksüel macera arayan, kötülük yapabilen kadınlardı. O cadıların maceraları feministleri iyice çıldırttı.
Ele aldığı en uçuk konuyu bile büyük sakinlikle ve doğallıkla yazan, anlatan Updike bu kızgınlık karşısında memnun oldu gibi geldiydi bana.

(1932-2009) Edebiyatta 'Kötü Seks Ödülü'nü kazandı
'Literary Review' adlı dergi her yıl bir yazara, yazılarında seksi en kötü, en berbat yanıyla verebilme başarısını gösterdiği için ödül veriyor. Bu dergi sonunda John Updike'a 'Yaşam boyu başarı' ödülü verdi.
Çünkü onun hemen her romanında, küçük bir coğrafi alana sıkışmış olan ve seksi kendi oyuncakları, travmaları ve hayata bağlayan zamkı yapan, ölüme karşı kalkanları haline getiren insanların hayatı bütün detayıyla anlatılır.
Updike, bu insanların aslında hayli anlamsız olan yaşama, aldatma yoluyla anlamlar katmaya çalıştıklarını düşünür ve bunu analiz eder.
Bir romanında, kaşından semen lekelerini temizleyen kadının anı müthiş cümlelerle anlatılıyordu.

A and P
Gelecekte yazarın neler yapacağını ve onun nelere yoğunlaşacağını en güçlü anlatan kısa hikayesi     'A and P' adını taşır. Bu bir süpermarket zincirinin adıdır.
Bana çok güçlü ve etkili gelen hikayenin özetini vereyim. Bir kasabada bulunan marketin kasasında duran genç adam, bir gün markete 3 genç kızın üzerlerinde sadece mayoyla alışverişe geldiklerini görür. Ve zaten patlamış olan cinselliği daha da artar, onları izlemekten kafası karışır. Artık hayatında bir amacı olmuştur; o kızların geri gelmesini beklemek.
Bir gün gelirler. Hepsi yine mayoludur. Genç adam onlara bakar ve 'Keşke benim kasama gelseler' diye içinden dua eder. Kızlar onun kasasına gelirler ama genç adama bakmadan çıkıp giderler.
Bunun üzerine bana çok güçlü, çok etkileyici gelen ve beni derinden yaralayan bir final olur. Genç adam üniformasını fırlatıp atar ve anında istifa edip gider. Hayatında belki de bir daha hiç görmeyeceği kızlar uğruna işini bırakır ama çok mutludur.
Bunu okuduğum zaman hikaye benim içime işlemişti. 'Hayatta bazen bunları yapmak gerekir' dediğimi hatırlıyorum.