AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-02-12

kategori2

Merkez Bankası ve bankalar üzerine....

Uğur Gürses, Merkez Bankası'nda ve birçok bankada çalışmış değerli ve uzman bir yorumcudur. Ayrıca da dostumdur.
7 Ocak 2009 Çarşamba günü Radikal gazetesindeki köşesinde 2008 yılı sonu itibarıyla Merkez Bankası bilançosuna bir yorum getirdi. Yorumu üç adımdan oluşuyor. Son bölümüne yani üçüncüsüne katılmıyorum.
Birincisi, yıl başı, yıl sonu karşılaştırıldığında Merkez Bankası bilançosu yüzde 6.4 büyümüştü, bu dönemde yüzde 10 kadar yani daha büyük enflasyon olduğundan bilançoda reel daralma vardı.
İkincisi, iç varlıklar da küçülmüştü, dolayısıyla döviz satın alarak YTL yaratma durmuştu, dolayısı ile Merkez Bankası parası büyüklüğü de 2001 sonrasında ilk defa küçülmüş olmuştu.
Üçüncüsü, para talebinin ölçütü olan rezerv para büyüklüğü ise yüzde 35 artmıştı. Merkez Bankası da 2001 yılından bu yana ilk defa likidite vermeye başlamıştı. Bunun arkasında bankaların Merkez Bankası'nda tuttukları mevduatın yüzde 63 artışı vardı. Bu da bankaların yılbaşı gecesi makyajı idi. Uğura göre bir gün öncesine baksak, rezerv paradaki yıllık artış sadece yüzde 14 olacaktı.Yani rezerv parada kayda değer artış olmadığı söylenebilirdi.
Uğur bütün bunlara bakarak 2009 yılında para politikasında yeni bir dönemin başladığı sonucuna varıyordu.
Biz Uğur Gürses'in yılbaşından bir gün öncesine bakın sözünü abarttık. Bir ay öncesine baktık. Kasımdan kasıma değişikliği inceledik. 28 Kasım 2008 bilançosu ile 30 Kasım 2007 bilançosunu karşılaştırdık. Uğur ile ayni  değişkenlerde yıllık analizi yaptık.
Birincisi bilanço büyüklüğü 106.7 değerinden 119.3 milyar değerine gitmiş. Bu yüzde 11.8 artış demek, yani enflasyondan hafifçe büyük bir artış. Yani çok büyüme yok!
İkincisi, Merkez Bankası parası büyüklüğü 2007 Kasım ayında 51.8 milyar YTL iken 30 Kasım 2008 tarihinde gene 51.8 civarında kalmış. Nominal artış yok, yani enflasyon göz önüne alınırsa reel daralma var demektir. Bu daralma aslında (nominal ve reel olarak)  Merkez Bankası para politikasının değiştiği Mayıs 2008 ayından bu yana sürmektedir. Burada da parasal büyüme yok!
Ancak üçüncü olarak rezerv paraya bakıyoruz. Burada 38.8 milyardan 56.9 milyara büyüme var. Yani yüzde 46.6 büyüme. Bu piyasadaki likiditede ciddi boyutta reel artış demek. Bankaların mevduatı ise 12 milyar YTL'den 23.5 YTL değerine yükselmiş. Bu da yüzde 96 artış. 2007- 2008 yıl sonu  karşılaştırmasından çok daha yüksek bir Kasım 2007-Kasım 2008  bankalar mevduatı artışı. Yani rezerv parada çok kayda değer bir artış mevcut!    
Yani eğer bankalar bilançolarında bir yılbaşı makyajı yapmışlarsa, bu makyaj, Merkez Bankası'ndaki mevduatı Aralık 2008 sonunda artırarak yapılmamış. Tersine Merkez Bankası'ndaki mevduat altıncı ve yedinci ayda 19 milyardan yüksekmiş. Ekim ve kasım aylarında da 23 milyardan yüksekmiş. Yani bu en az altı aydır gerçekleşen bir değişiklik. Yılbaşı makyajı olarak mevduatı yüksek gösterme yok. Tersine yıl sonuna doğru birkaç ay peş peşe bankaların Merkez Bankası'ndaki  mevduatı yüksek durmuş. 
Değişen, esas vurgulanması gereken, 2007 Kasım ayında artı 13 milyar olan açık piyasa işlemlerinin Kasım 2008 tarihinde geldiği boyut. Yılbaşından mayıs ayına kadar açık piyasa işlemleri 5 milyar civarında dalgalanan pozitif değerler sergilemiş. Yani Merkez Bankası likidite çekiyormuş. Mayıs sonrasında açık piyasa işlemleri sürekli eksi olmuş ve kasım sonunda eksi 5 milyar YTl değerine varmış. Yani açık piyasa işlemleri piyasaya kabaca net bakılırsa son bir yılda 10 milyar YTL boyutunda likidite enjeksiyonu yapmış. Ancak kamu mevduatı hep pozitif olduğundan, yani likiditeyi geri içeri soktuğundan, diğer rezerv para büyüklüğü esas piyasa likiditesi ölçüsü olarak alınmalıdır. Kasım 2007 tarihinde 13 milyar olan diğer rezerv para büyüklüğü, Kasım 2008 tarihinde eksi 5 milyar YTL'dir. Bu da çok büyük bir tersine dönüştür.
Özetle, bankalar yılbaşı makyajı olarak Merkez Bankası mevduatı tutmamaktadırlar. Tersine, bu tabir kullanılabilirse, yılbaşında makyaj silmişlerdir.
Merkez Bankası ise kontrolu dışındaki dinamikler bilançoyu ve Merkez Bankası parasını genişletmese de, rezerv parayı önemli ölçüde gevşetmiştir, piyasaya likiditeyi sağlamıştır.
Esas ilginç olan Merkez Bankası'nın iç talep zayıf ve enflasyon riski düşük olduğu ortamda, sermaye çıkışı olduğu halde, son dönemde güçlü faiz indirimleri yapmış olmasıdır. Yani Merkez enflasyon düşecek durumda olduğu zaman faizi düşürmektedir, sermaye çıkışı olan ortamda bile!
Uğur Gürses'ten bunu vurgulamasını, yani 'yüksek faiz düşük kur' politikası olmadığının kanıtını vitrine çıkarmasını beklerdim.