AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-02-12
Aman da ne güzel damat olmuş! Üzerindeki smokin kurallara uygun, hiçbir nüansa izin vermeyecek kadar klasik. Brioni mi acaba? Milano'da özel olarak mı diktirildi yoksa? Tek bir eleştirim var: Papyon elle bağlanmamış gibi görünüyor. Lastikli papyon smokinde eğreti durur.
Gecenin tek smokini damatta. Nikah şahidi ise hayatı boyunca smokin giymemiş biri. Büyük ihtimalle de giymeyecek.
O yüzden mi bu mahcubiyet ifadesi? 'Hayatının en mutlu günü'nde eller birleştirilmiş ve iki bacağın arasına sokulmuş Başbakan şahitlik imzasını atarken. Muzip bir küçük çocuk ifadesiyle, sınavda kopya çekmeye çalışan bir sıra arkadaşı gibi, yukarıdan bir göz süzmeyle ne yazdığına bakıyor sanki...
Ne yazabilir ki oysa, Başbakan imza atıyor işte alt tarafı.
Ama hep bir merak, bir kuşku, bir şüphe yüzünde... Hep 'Ne gibi bir bit yeniği var acaba?' sorusu. Üzerinden bir türlü atamadığı çocukluk.
Bir dakika durun! Adam 30'una geldi.
Ya gelin? Muhafazakar beğenilere uygun gelinliği parıldıyor: Sadece omuzlar açıkta, onlar da tülle kapatılmış.
Bu arada, gördünüz mü işte, Merve Terim'le evlenmedi.
Pembe ve mor renklerin hakim olduğu bir salon...
Japonların yaptığı Swissotel'de...
Zeytinburnu'nda doğup Milano ve İngiltere'de yaşamış bir damat... Trenle idmana gidilen günler maziden bir gazete haberi sadece.
Popüler kültürümüzdeki en büyük İtalyan modasına Adana sosu katan bir şahit... Bakıyorum da siyah pantolon-kahverengi ayakkabı modası terk edilmiş...
Bir de Rize'den yola çıkan, devletin ikinci adamlığına uzanırken yolu hapishaneden de geçmiş bir diğer şahit...
Nikahı da kıyan ilahiyat eğitimi alıp geçimini muhallebi satmaktan kazanan bir mimar; şimdi biz ona belediye başkanı diyoruz.
Kuşkusuz en çok düğüne gelemeyenler yad edildi o gece... Bol bol kulakları çınlamıştır.
'Ah keşke burada olsaydı' diye kimler anılmadı ki...
Galatasaray kulübündeki futbolcuların 'Abi' dedikleri Korkut Eken'in orada olmasını istemez miydi gönül?
'Sedat Abi içeride olmasaydı keşke!' Sedat Peker futbolcu düğünlerinde adeti olduğu üzere bir Rolex takıverirdi damadın koluna.
'Mehmet Abi' nerede peki? Bir zamanlar kimsenin yediği-içtiği ayrı gitmeyen
Mehmet Ağar davet edilmedi mi? Mazeret mi bildirdi? Fotoğraflarda görünmüyordu, belki de bir köşede saklanmıştı. Ne zamandır ön planda değil ya, raconu bozmadı belki de.
Eğer gönüllerdeki yerini dev bir orduyla Mercedes van'inden inerek Swissotel'e giriş yapan Celalettin Cerah'a kaptırdıysa vallahi üzülürüm...
Düğündeki 'aile fotoğrafının' tek eksik unsurun mazereti ise sağlık sebebiydi ama...
Yoksa bu düğünün onur konu oydu...
O gece de kalpler en çok onunla attı...
Hocaefendi, keşke manevi oğlunun bu mutlu gününde orada olabilseydi, hatta zamanında 'Hakan Abi'ye olduğu gibi şahitlik yapabilseydi.
Neyse plan belli... İlk fırsatta, gecikmiş bir balayı Philadelphia'ya... Gelin, Hocaefendi'ye takdim edilecek, eli öpülecek, okunmuş bir altın alınacak...
Emre Belözoğlu ve Tuğba Gürevin çiftine mutluluklar.
***
Hakan Şükür bile içkili düğün yapmıştı.
Emre Belözoğlu'nun düğünü çoktandır konuşulan bir dedikodunun da yerle bir olmasına vesile oldu. Fısıltı gazetesinin iddialarına göre Emre Belözoğlu'nun annesi kapalıydı. Kapalı olup olmamak bir mesele değil elbette, isteyene kalmış. Nitekim, Milli Takım'ın reklamlarından da gördük ki pek çok futbolcunun annesi kapalı. Özellikle futbol dünyasında şaşırılacak bir durum değil.
Türkiye'de İslam'ın dini değil sınıfsal bir mesele olduğu düşünüldüğünde çok da anlaşılır bir durum.
Ancak benim bildiğim Emre'nin annesinin kapalı olmadığıydı. Nitekim dedikodular çokça 'Sonradan kapandı' ekseninde dolaşıyorlardı.
Emre de her zaman ailesini 'Normal, ortalama bir Türk ailesi, çocukla çocuk, büyükle büyük olan iyi insanlar' diye anlatmıştı...
Düğündeki aile fotoğrafı ortaya çıkardı ki Emre'nin annesinin başı açık.
Gelinin de damadın da ailelerinin Türkiye'nin 'makul çoğunluğu'na ait olduğu ortada.
Duruş, kıyafet, beden dili kişinin aidiyetini hemen ele veriyor.
Bir kez daha anladım ki Emre'nin dini duyarlılıkları fazlasıyla 'mahalle baskısı' sonucu. Onun gündelik dilinde 'Kendine iyi bak'tan 'Allah'a emanet ol'a geçişini gözlemlemiştim yıllar önce.
Demek hakikaten de Galatasaray'da takımın bir parçası olmanın sonucuymuş bu yeniden-doğma Müslümanlık.
'Makul çoğunluğun' egemen olduğu böylesi düğünlerde, hele de lüks bir oteldeyse, içki olması beklenir değil mi?
Üzerinden çok da uzun bir zaman geçmeyen Hakan Şükür'ün ikinci evliliğinde içki diye bir gündem yoktu. İsteyen içti, isteyen içmedi, dileyen sarhoş oldu ve eğlendi. Hilton'dan sabah 3'te ayrıldığımı hatırlıyorum düğünü takip edip... Bu mesele haline gelmedi.
Hep Hakan Şükür'ün bu çocukları İslam'ın daha muhafazakar yüzüyle tanıştırdığı söylenir ya... 10 sene önceki düğününde içki var; onun yolunda ilerlediği söylenen Okan Buruk'un geçen seneki ve Emre Belözoğlu'nun şimdiki düğününde içki yok...
'Tersine Darwinism' mi demek lazım buna acaba?
Şimdi basın bile içki olmamasının üzerinde durmuyor; eskiden içki olmasının üzerinde durulmazdı.
Türkiye'nin muhafazakarlaştığına dair pek çok araştırmanın da gözümüzün içine soktuğu bu. Ve en önemlisi 'makulün tanımı' değişiyor.
11 ay içki içip bir ay oruç tutan, cuma namazına da giden ama arkadaşlarıyla rakı sofrasına da oturan insanların Türkiye'si yok ediliyor.