AKŞAM | PAZAR | 15 ŞUBAT 2009, PAZAR

Karayalçın İstanbul'dan, Kılıçdaroğlu Ankara'dan aday olmalıydı

Yıllardır Almanya'da demokratik sol partilere danışmanlık yapan, Liyakat Madalyası ödüllü Gazeteci Nazmi Kavasoğlu, Türkiye'deki sosyal demokratları ve      29 Mart'ta yapılacak yerel seçimleri yorumladı.

DSP, 29 Mart'ta yapılacak yerel seçimlerde İstanbul'da yarışacak Büyükşehir adayının belirlenmesinde yine yeni bir krize sürüklendi. DSP içinde bir türlü dinmeyen tartışmaları, Almanya'da çalışmalarını sürdüren Politika Danışmanı, Gazeteci Nazmi Kavasoğlu ile konuştuk. 1971'den bu yana yaşadığı Almanya'da çok sayıda sosyal demokrat politikacıya danışmanlık hizmeti verdiği için Avrupa'daki sol partileri de çok yakından takip eden Kavasoğlu'na Avrupa solunu, Almanya'da yaşayan Türkleri ve Türkiye'nin AB'ye üyelik için yürüttüğü çalışmaların Avrupa'dan nasıl göründüğünü de sorduk.

DSP'de yaşanan tartışmalardan yola çıkalım istiyorum ama öncelikle Türkiye'de sol partilerin hepsinde, üstelik de çok uzun yıllardır 'birlik' sorunu var. Bu neden yaşanıyor?
Bu tam bir kimlik krizi. Türkiye'de sosyal demokratlar, Türk halkının toplumsal özellikleri nedeniyle, hele bu ekonomik krizde gelişmiş Batı kapitalist halklarının sosyal dayanışmadan koptuğu dünyada, eğer sağlam bir konsept kurulursa yüzde 50'nin üzerinde bir oyla iktidara gelebilir, doğal olarak bu böyledir... Şu anda Türkiye 99. kattan kopmuş bir asansör gibi; içindekiler de postal, türban, çarşaf kavgaları yapıyor.

Gelebilir diyorsunuz ama olmuyor... Neden?
Tabanla, halkla buluşmak istemiyorlar çünkü. Önce, iktidara günde dört kere bağırıp çağırmak yerine kendilerini sorgulamak ve kendi eksiklerini eksiltmek zorundalar. Bunu öğrenemeyen liderler, böyle bu hengame içinde giderler. Bu seçimlerden sonraki tabloyu da görür gibiyim. Yine onlar kazandık demenin argümanını bulup anlatacaklardır.

29 Mart seçimleri için geri sayım başladı; görür gibiyim dediğiniz tabloyu anlatır mısınız?
Bunları konuşarak yine düşman kazanacağım... Bakın, eğer İstanbul'dan aday gösterilen Sayın Kılıçdaroğlu ve Ankara'dan aday gösterilen Sayın Karayalçın konusunda samimi ve objektif değerlendirme yapılarak Karayalçın İstanbul'dan, Kılıçdaroğlu Ankara'dan aday gösterilseydi şansları çok daha yüksek olurdu. Karayalçın, projeci biri, daha önce Ankara'da görev yaptı, prototip belediye başkanlarından olmadı. Zaten halkın istediği de budur. Bu özelliklere sahip biri İstanbul'dan aday olmalıydı. Yaşamının yüzde 99'unu bürokrasi içinde geçirmiş, Ankara'nın nabzını tutan Kılıçdaroğlu'nun da sözlerinden anlayacak Ankaralılara çok daha güzel bir belediye başkanlığı yapacağı kesin.

PİYANGODAN ÇIKAN GENEL BAŞKAN
Ahmet Vefik Alp'in DSP'den aday gösterilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İstanbul gibi Türkiye'nin her konuda kalbi olan bir metropolden aday gösterilecek kişinin kendisini; parti ilkeleri, ufku ve tutarlılığı konularında kanıtlamış olması gerekir. Alp'in doğru bir seçim olmadığı 5 milletvekili tarafından da açıkça beyan edildi...   

DSP içindeki fikir ayrılıklarına ilk örnek bu değil, daha önce Sarıgül'ün katılımıyla ilgili de Rahşan Ecevit'le bir sorun yaşanmıştı.
Rahşan Hanım'ın Zeki Sezer hakkındaki çıkışlarında çok haklı yönler var. Zaten emanet bir şekilde oraya getirildi; piyangodan genel başkanlık çıktı. Bunu kendisi söylemişti, halk da biliyor ve bu nedenle ciddiye almıyor. Kamuoyunun kabul etmediği, kustuğu bir genel başkan...

Almanya'da danışmanlık yapıyorsunuz, Türkiye'de de Bülent Ecevit'le çalıştınız. Siz aktif olarak politikaya atılmayı düşünmediniz mi?
Yeltendim ama sokulmuyorum içeriye. Kapılara kilitler vurulmuş. CHP'de öyle durumlar oldu ki... Çağırıldım; Parlamento'ya sokulacağım söylendi. Deniz Baykal'la Bülent Tanla'nın ofisinde buluştuk, konuştuk. Sonra listeler yapıldı. Baktım; yokum. Arayıp 'Deniz Bey ne oldu?' dedim, 'E, Kemal Derviş seni istemedi' dedi. 'Derviş beni tanımaz' dedim. Sonra beni niye istemesin? Bu böyle kaldı.

Sosyal demokratların yüzde 50'nin üzerinde oy alması gerek diyorsunuz ama Türk halkının lider karizmasına odaklanan siyasi partilere iltifat ettiğini son iki seçimde net bir şekilde gördük...
Halk seçimlerde, kimin hayatını kolaylaştıracağına, kimin geleceğini garanti altına alabileceğine bakar. Bu nedenle sosyal demokratlar önce kendilerine güvensinler. Siyasi parti, genel başkanların komplekslerini gidermek için ruhsal mastürbasyon yapacakları bir yer değildir. Parti, ülkenin ve halkındır; ama böyle bir iddia yok, iddiaları 'benim olsun'.

Cem Özdemir, Almanya'nın Obama'sı olamaz
 Almanya'da çok köklü bir sosyal demokrat gelenek olmasına rağmen, son yıllarda oy oranlarında bir düşüş yaşanıyor aslında bütün Avrupa'da bu böyle. Neden?
Almanya'daki o köklü geleneğin dalları son yıllarda kurumaya başladı. Bu krizin esas nedenlerinden biri, zamanı okuyamamış olmaları. O kadar süratli bir zamanda yaşıyoruz ki, siyasi partilerin anlayışları da değişmek zorunda; toplumu, insanı iyi okuyup siyasi temelini ona göre değiştirmek zorunda.

Almanya'da yaşayan 3 milyon Türk'ün seçimlerdeki eğilimleri ne yönde?
Genellikle Sosyal Demokratlar'a ve Yeşiller'e oy verirlerdi ama Yeşiller'in Türklerle arası bozulmak üzere.

Cem Özdemir'e rağmen mi?
Zaten ondan sonra böyle bir sürece girdi; bu da çok garip bir durum. Yeşiller son yaptıkları aday belirleme toplantılarında bütün Türk adayları liste dışı bıraktılar.

Cem Özdemir Türkiye'de Obama ile kıyaslanmıştı...  
Mübalağalı yaklaşımlardan kaçınmak lazım. Obama Almanya'da olmaz, Amerika'da olur. Amerika'yla Almanya'nın sosyolojik yapısı bir mi?

Almanya'daki Türkler için acil çözüm üretilmeli
Almanya'daki Türklerin başta uyum ve ırkçılık gibi çok sayıda sorunu olduğu artık herkesin malumu. Alman hükümetleri 'vicdan testi' gibi uygulamalarla durumu daha da zorlaştırırken Türkiye'nin de üzerine düşen görevler yok mu?
Laf çok ama iş yok. Oradaki nüfusun yüzde 80'e yakını mutsuz. Avrupa'nın metropollerinde büyük Anadolu köyleri oluştu. Alman tarafını da suçlaya suçlaya kendi eksikliklerimizi görmeme hastalığına tutulduk. 50 yıl oldu hala Anadolu'daki köyündeki gibi yaşıyorsun, üstelik Anadolu'daki köyün ve köylün senin bıraktığın yerden çok daha ilerledi.

Berlin Nüfus ve Kalkınma Enstitüsü'nün bir raporu geçen hafta Türk medyasına da yansıdı. Türkler 3 milyona yakın nüfuslarıyla en kalabalık ikinci göçmen grup olsalar da uyumda sonuncu...
Der Spiegel Dergisi bu araştırmayı 'Ebediyen Yabancı' başlığıyla yayımladı. Uzun yıllardan beri yapılan uyum çalışmalarının bu derece feci sonuçlar vermesi nedeniyle Almanya'da Türklere yeni bir isim buldular; 'Bildungsferne Leute', 'eğitimden uzak insanlar' demek... Ülkemizin Ortaçağ üretim ilişkilerinden çıkan bu insanları karşı taraf çağırdı, bizimkiler de 'eti senin kemiği benim' diyerek gönderdi. İşte 50 yıl olmasına rağmen bu bilimsel veriler ortada... Türkiye'nin süratle acil çözümler üretmesi gerekiyor.

Bu genellemenin dışında olan Türkler de var. Mesela siz, politik çevrenizden faydalanarak bu imajın düzeltilmesi için hatta AB'ne üyelik çalışmalarına destek verecek projeler üretip çalışamaz mısınız?
Elbette ama Türkiye'nin de desteklemesi lazım. Böyle bir istek gelmiyor, gelse... Para da istemiyorum. Avrupa'dan Sorumlu Bakan Egemen Bağış; çağırsın beni... Sayın Bağış'ın ofisine not bıraktım; 'Avrupa Gönüllü Türk Büyükelçileri' projem var. Avrupalı ünlü bilim adamları, medya yöneticileri, kanaat önderleriyle görüştüm, böyle bir projede yer almaya hazırlar.

Adımı duymaktan nefret edenler var
DSP'nin yüzde 22,2 oy aldığı 1999 seçimlerinde Bülent Ecevit'e de danışmanlık yapmıştınız. Sonrasında da 'Solda Lale Devrimi' isimli bir proje üzerinde çalışıyordunuz...
Bu projeyi Rahmetli Bülent Ecevit'e anlattığımda hemen konseptini oluşturmamı istedi. 'Biz, Solda Lale Devrimi ile yeniden iktidara geleceğiz' dedi, buna inandı. Sadece DSP'yi değil sosyal demokrasiyi iktidara getireceğimiz proje üzerinde çalıştım ama Bülent Ecevit'in ömrü yetmedi.

Neden simge olarak laleyi seçtiniz?
Lale, bizden bir çiçek. Halkımızın seveceğini düşündüm. Toplumsal hareketler artık borsadan bile hızlı. O nedenle sloganlar çok önemli.

Bülent Ecevit'in arkasından gelen yönetime sunabilirdiniz. Neden sunmadınız?
Almanya'da düzenlenen bir toplantıda, Bülent Ecevit konuşma yapmak için beni sahneye davet ederken 'Sosyal demokrasiyi benden daha iyi anlatan kişi Nazmi Kavasoğlu'dur' demesiyle ilgili bir video kayıt ortaya çıktığında kendine güvenen birçok arkadaşımız benim adımı duymaktan bile nefret etmeye başladı.

GÜLAY ALTAN

 

  • Diğer Haberler

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3