Yok, artık eminim, CHP bu seçimi de kazanmak istemiyor. Öyle olmasa, yılların 'laik yanılgı'sını tashih edecek bir 'türban açılımı'ndan çarşafa dolaşmadan çıkabilirdi...
Öyle olmasa, Beşiktaş'tan tekrar İsmail Ateş'i, Bakırköy'den Ateş Ünal Erzen'i, Kadıköy'den Selami Öztürk'ü aday göstermezdi...
Hele hele, Şişli'de Mustafa Sarıgül'ün karşısına, Muharrem Sarıgül isimli kimsenin tanımadığı bir adayı yerleştirerek mizah mecmualarını aşacak bir absürd komediye sebebiyet vermezdi...
CHP'nin kerameti isminden menkul adayı diyor ki:
'Niteliklerimiz ve bilgi birikimimiz itibarıyla ben öndeyim. Benim kültürümde Viktor Hugo vardır, Maksim Gorki vardır, Fakir Başkurt vardır (Baykurt'tur herhalde. A.B.), Aziz Nesin vardır. Yaşar ve Orhan Kemal vardır.'
Güleyim mi ağlayayım mı, bilemedim...
Biliyorsunuz, CHP aydınının 100 kitaplık, 50 yazarlık bir kütüphanesi vardır.
CHP'nin kültürlü adayı bu 50 yazarın altısının ismini kültürünün teminatı olarak sayıvermiş...
Oysa, Teşvikiye Mahallesi'nin kafelerinde Derrida, İhsan Oktay Anar, Nilüfer Göle, Halil İbrahim Sebük, Sir James Frazer konuşulur...
Aşşk Kahve'nin masalarında Demir Özlü, Önay Sözer, Aytunç Altındal'ın izi vardır...
Bu ilçe siz ideolojik görüşlerine katılmasanız da, Nobel almış Orhan Pamuk'u çıkartmıştır...
Aydın Uğur'dan, Cemal Bali Akal'a kadar geniş bir yelpazede Türkiye'de en çok yazarın yaşadığı ilçe burasıdır...
Ama ne hikmetse, buranın CHP başkanı adayı, kültürünü 70'li yılların popüler edebiyatçılarının isimlerini sayarak tescil etmeye çalışır.
Hazindir... Çünkü Şişli İlçesi'ndeki kitapçılarda yapılacak bir anket, hazretin saymış olduğu yazarların kitaplarının uzun yıllardır bir tek nüsha bile satmadığını gösterecektir.
Ama CHP aydınının referansları değişmez, değişemez.
Çünkü CHP ideolojik bir 'dar çevre örgütü'dür!
Kimse kusura bakmasın... CHP entelektüel kariyerini 100 kitaba bağlamış, travmatik bir sol kuşağın dayanışma hareketidir.
Bu yüzden Belediye Başkan adaylarının profilleri öyle kolay kolay değişemez.
Bu yüzden bir 'laik yanılgı'yı tashih mecburiyeti olduğu zaman, bunun teroik altyapısını hazırlayabilecek bir entelektüel bu partide yer bulamaz.
Bu yüzden, Şişli'de Mustafa Sarıgül'ün karşısına aday çıkartmak için isim benzerliğinden başka bir vasıf aranmaz.
Bu yüzden, seçim, eğer ancak 'dar çevre'yi aşarak kazanılabiliniyorsa, o seçim kazanılmak istenmez...
Ta ki... O 'dar çevre'ye iktidardan pay verecek bir siyasi konjonktür şekillenene, ülkedeki 'gerilim hattı' keskinleşinceye kadar muhalefete talim etmek istenir.
Yüzde 55 alarmı
Sİyaset Bilimci ve işadamı dostum Ali Hakan Muştu, önceki gün siyasette 'Yüzde 55 alarmı'ndan söz etti. Tezi şöyle:
İki partili siyasal sistemlerde, (biz bunu iki parti ağırlıklı, diye tercüme edelim) 'issue based' (sorun temelli) siyasal vaatlerde bulunulur. Bu vaatlerin hedefi maksimum yüzde 55 oranında bir oy almak üzerine kurulu olmalıdır.
Çünkü yüzde 55'in üzerinde oyu hedefleyen politikalar geliştirmek demek, bir kesimin politik hedeflerini gündeme getirirken, muhakkak surette başka bir kesimin çıkarlarını arka plana atmak anlamına gelir.
Yüzde 55'in üzerinde oy hedefleyen bir söylemin hem kapsayıcı bir niteliği bulunamaz, çünkü sorunlar birbirini öteler...
Hem de iktidar üzerine büyük bir sorumuluk yükler. Sosyolojik olarak yüzde 55'in üzerindeki bir oranda oy vermiş kitlelerin arzularına cevap verebilmek modern toplumlarda mümkün değildir.
Sanırım, AK Parti'nin söylemini kurgularken 'yüzde 55 barajı'ndan çekinmesi gerekiyor.