1970 doğumlu genç bir kadın olan Naomi Klein'ın, 30 yıl kadar önce Noam Chomsky'nin Amerikan solu ve sosyal direnmeci hareketi için anlamı neydiyse, bugün o rolü ciddi bir şekilde üstlenmiş olmasını dikkat ve hayranlıkla izliyorum. Naomi Klein'ın 'Şok Doktrini' adlı kitabını okuduktan sonra onun önemli bir düşünür olarak kabul göreceğini zaten biliyordum. Ama oluşmaya başlayan sosyal muhalefetin liderliği konumuna bu kadar hızla yerleşeceğini tahmin etmiyordum. Konuyla çok ilgiliyim çünkü gençliğimde içinde bizzat yer aldığım hareketlerin yeni kuşağı bunlar.
İç kavgalarını düşünme biçimlerini, fraksiyon çatışmalarını birinci el tecrübeden bildiğim için, bizim zamanımızdakilerin ancak torunları olabilecek insanların bir sosyal muhalefet oluşturma mücadelelerini izlemek de hoşuma gidiyor.
Sosyal patlama olasılıklarının hızla arttığı bir döneme girildiğinden muhalif hareketlerin neler yaptığını izlemek bir anlamda kaçınılmaz oldu.
Ben onları izler ve adeta kendi gençliğimi tekrar yaşarken bir yandan da o zamanlar okuduğum, şimdi cildi toz tutmuş bazı kitaplarıma tekrar göz atma ihtiyacını duydum.
Klasikler dışında, bizi o yıllarda çok etkilemiş olan 'Frankfurt ekolü'ne dahil insanların kitaplarına başvurmak ihtiyacı hissettim bu aralar. Çünkü Marksizm ile psikanalizi birleştirmeye çalışmış olan 'Frankfurt ekolü'nün teorik perspektifinin içinde yaşadığımız dönemi anlayıp anlamlandırmamıza çok yardımcı olacağına inanıyorum.
Theodore Adorno ve arkadaşları çalışma süreçlerinin bir aşamasında, 'Otoriter kişilik' diye adlandırdıkları kişilik tipinin ana özelliklerini ortaya çıkarmışlardı.
'Otoriter kişilik' tipik olarak şu bilimsel özellikleri sergiliyor:
Hoşgörüsüzlük, resmi otoriteye ve geleneklere katı bir bağlılık, ait olduğu grubu kayırıp diğer gruplara karşı önyargılı olma, üstlerine körü körüne botun eğerken astlarına karşı tahakkümcü olma, belirsizliğe tahammül edememe, cinsel serbesti karşıtlığı, bilinçaltı içtepkileri dışa yansıtma...
Evet bu bilimsel ve daha sonra büyük tartışmalar yaratmış olan kişilik türünün temel özellikleri, konuyla ilgili her bilimsel yazıda bu şekilde sıralanıyor.
Otoriter kişiliğin özelliklerini okurken elimden olmadan; 'Ben bunu iyi tanıyorum, bu bizim Başbakan' dedim...
Başbakan'ın hızlı sinirlenmelerini, sert çıkışlarını ve kamuoyu önünde sergilediği bazı davranış kalıplarını tekrar düşününce onun da otoriter kişiliğe sahip olduğu sonucuna varıyorum.
Her kişilik gibi otoriter kişiliğin oluşmasında çocukluk yılları çok önemli.
Yani hepimizin gözlerimizle gördüğümüz davranışlar nedeniyle 'Kasımpaşalılık, yiğitlik ve cesaret' diye nitelendirdiğimiz bazı gelişmeler aslında Başbakan'ın elinde olmadan ortaya koyduğu davranış normları. Çocukluk yıllarında oluşan kişiliğinin bastıramayacağı bir parçası onlar.
'Ne var; ülkenin Başbakanı değil mi? Biraz da otoriter olsun' diyenler de çıkacaktır biliyorum ama bu dediğim sizin sandığınız otoriter olmakla alakası bulunmayan bir şey.
Bu, faşizm öncesi bir kişilik tipi. Yani, bu otoriter kişilik özelikleri, faşistik davranış biçimleri sergileyen bir insanın o duruma gelmeden bir önceki aşamada sergilediği kişilik normlarıdır.
Dolayısıyla hem o kişiliğe sahip olan insan hem de yönettiği ülke açısından potansiyel tehlikeli olabilecek kişilik türüdür.
Bu kişilik türünden çok iyi liderler çıkabilir. Bu çok da normaldir ama liderliğini yaptıkları toplumu ya da ülkeyi nerelere sürükleyecekleri de pek belli olmaz.
Bu kişilik tipinin ayrılmaz parçası olarak bilimsel açıdan tespit edilmiş bazı parçaları, örneğin; ait olduğu grubu kayırıp diğer gruplara karşı önyargılı olma, cinsel serbesti karşıtlığı gibi bölümleri otoriter kişiliğin bilinçli olarak baskı altında tutması sağlanabilirse onlardan hem iyi lider olabilir hem yönettikleri toplumu çok iyi yerlere de götürebilirler. Bu olasılık da vardır açıkçası...
Ama ben Başbakan Erdoğan'ın yaptığı son konuşmaları dinlediğimde veya davranışlarını izlediğimde, o önemli parçaları bilinçli olarak baskı altına alma girişimi hiç görmediğim gibi bilakis, bilinçaltının daha da fazla patlamalar halinde olduğunu ve kişiliğinin ayrılmaz bölümünü oluşturan bazı parçaları baskı altına almayıp tersine onları tamamen özgür bırakmış olduğunu görüyorum..
Açıkça söylemek gerekiyor; Adorno ve arkadaşları bu otoriter kişilik araştırmasını, anti-semitizmin faşizme nasıl yol açtığını anlamak için yapmışlardı.
Dolayısıyla Başbakan'ın Davos'taki patlaması ben de dahil birçok insanı geçici bir tatmine ve gurura ittiyse de, orada sergilenen kişilik patlamasının, 'Otoriter kişilik' araştırmalarının tarihi kökenini bilen insanlarca nasıl algılandığını da kolayca tahmin edebiliyorsunuzdur.
O patlamanın faşist bir ruh hali olarak damgalanması ihtimali hayli de büyüktü. Bence Başbakan da bu tehlikeyi gördüğünden birkaç gün sonra 'Yahudi vatandaşlarımızı hedef almaya niyetli olanlar karşılarında beni bulur' türünden çıkış yapma ihtiyacını hissetmiş olmalı.
Bu otoriter kişilik çok karmaşık boyutlar içerir ve bazen kişiliğin sahibini bile çok yorabilir.
Ben Başbakan'ın da kendi kişiliğini kontrol etmekteki zorluğunu bazen yüzünden okuyorum. Sanki o yanlış olduğunu bildiği bazı adımları kendini tutamayarak atıyormuş gibi davranıyor.
Hem memlekete hem de Başbakan'ın kendisine yazık oluyor. O otoriter kişilik nedeniyle hepimiz çok yoruluyoruz.
Eğer Başbakan'ın saygı duyduğu bir büyüğü varsa o, Başbakan'ın otoriter kişiliğinin bazı yönlerini törpüleyecek tavsiyeleri bir an önce vermelidir...
Bu sanıldığı kadar zor ve imkansız bir iş değil.
Eğer varsa, o saygı duyulan büyüğün yapacağı tek iş sadece söylemek. Çünkü daha önce belirttiğim gibi otoriter kişiliğin temel özelliklerinden biri de üstlerine körü körüne boyun eğmedir. Otoriter kişilik çok rahat emir alabilir ve itaat eder.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.