AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-02-16

kategori2

Körler görsün niyetine!

Toplumumuzun artık bazı şeyleri anlaması gerek. Geçmişte kurların sabit olduğu 1980 öncesi dönemlerde, vatandaş kurların oynamasından korkar, devalüasyon geliyor, gebereceğiz diye, fena halde, kur hareketine karşı çıkardı.
1980 sonrasında yavaş yavaş kurların bir fiyat olduğu, oynayabileceğine alıştık, ihracat  130 milyar dolar oldu ama elemlerimiz geçmişe endeksli kaldı. Bu ortamda saçma sapan bir tez vatandaşa hoş geldi. Ege Cansen klişesi olan 'yüksek faiz düşük kur'.
Bu teze göre Merkez Bankası kurlar oynadı mı faizi yükseltip kurları frenliyordu, çünkü enflasyonu düşürmek istiyordu. Tabii üç beş yıl içinde 50-60 milyar dolar satın alan Merkez Bankası'nın aslında bu alımla dövizi değerlendirdiğini göremiyordu. Merkez Bankası o dolarları alıp YTL likidite vermese ortalıkta aşırı döviz ve çok daha kıt YTL olacaktı, kimse bunu düşünmüyordu. Ha bire Merkez Bankası faizi ile piyasa faizi arasındaki reel faize takılıyorduk. Bunun risk algılamasından ve likidite sorunlarından kaynaklandığını göremiyorduk. Kurların bazı kesimlere iyi, bazı dış ticaret konusu olmayan şeyler üretenlere (ve de enflasyona) olan  kötü etkisini ise hiç mi hiç düşünmüyorduk. Çünkü kafalar tek bir boyuttan fazlasını düşünemiyordu.
Ancak Merkez Bankası son birkaç ayda ezberleri bozacak adımlar attı. Önce 0.5, sonra, 1.25, sonra da 2 puan faiz indirimi yaptı. Ezberciler burada da ne olduğunu anlamadı. Halbuki iş gayet açıktı. Merkez Bankası faizi indirirken düşen enflasyon beklentilerine cevap veriyordu. Ama bu süreçte kurlar da yukarı doğru oynamıştı. Hala da yüksek! Ama düşük talep ortamında kurlardan enflasyona geçişlilik düşük olur. Bu süreçte Merkez Bankası iç ve dış talebin düşük olduğunu ve daha da düşük olacağını düşünüyordu. Bu nedenle de ve hem de dünyada enerji, gıda ve emtia piyasalarında fiyatların düşüş trendini de göz önüne alarak  faizleri hızla düşürdü. Hani kurlar yükselince Merkez Bankası faizleri yükseltiyordu? Şu anda kurlar yüksek ve risk algılaması yüksek ve ezbere göre Merkez Bankası faizleri artırmak zorunda değil mi? Ama ne acayip: Düşürüyor!
Aşağıda anlamaya niyeti olanlar için bir grafik veriyoruz. Aşağıdaki grafik bir eksende 2006'nın başından bu yana Merkez Bankası politika faizleri ile piyasa faizleri arasındaki farkı, diğer eksende de ortalama döviz kurlarının (Dolar ve Euro'nun ortalaması) gelişimini gösteriyor. İki grafik arasında şaşırtıcı bir paralellik var. Genelde, döviz kurlarında bir artış görüldüğünde, piyasa faizleri ile Merkez Bankası faizleri arasındaki fark da yükselmiş. Eğer Merkez Bankası döviz kurunu düşürmek için yüksek faiz politikası uygulasaydı, bu farkın yükselmesi değil, azalması gerekiyordu. Ama grafik Ocak 2009 tarihinde bunun tam tersini gösteriyor.
Döviz kurları yükselirken Merkez Bankası faizleri piyasaya göre düşük kalıyor, bunun sonucunda aradaki fark da yükseliyor. İki grafiğin paralellik göstermesinin gerisinde, Merkez Bankası dışındaki etkenlerin etkisi yer alıyor. Hem küresel şartlar, hem ülkenin içinde bulunduğu politik durum, siyasi çekişmeler ve gerilim hem de ekonomik belirsizlikler hem döviz kurlarını hem de piyasa faizlerini doğrudan etkiliyor. Bu faktörler Merkez Bankası'nın kontrolü dışında.
Türkiye'nin bugün içinde olduğu ortamda temel ekonomi politikası çerçevesinde enflasyona karşı faizle Merkez Bankası savaşacak. Buna karşılık reel büyüme zafiyeti olduğu zaman veya piyasanın sorunlu olduğu dönemlerde de bütçe yani maliye politikası yardıma koşacak.
Peki bugünkü ortamda bütçe açığının biraz artması, iyi mi kötü mü? Bizce biraz daha artması bile gerek! Tabii bu ortamda dış alemde risklilik algılamasını  azaltmak için IMF ile anlaşmak gerekli. Bunu yapmamız gerek! Diğer taraftan bütçe açığında da mesela GSYİH oranı olarak, ölçülü bir yüzde bir puanlık açık artışı hazmedilebilir olur. Büyümeyi de destekler. Kur ise dalgalı kalacak ki döviz çöküşü olmasın, rezerv kaçmasın.
Yarın Merkez Bankası'nın son açıklamaları ve senaryolarını tartışacağız!