AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-02-16
İnsan olmak, cinsiyetimizle varolmaktır. Yeryüzünün son bin yıllar içindeki tarihi boyunca biz insanların bir bölümü, insan olarak varoluşumuzda sorunlar yaşamaktayız. İnsanların önemli bir bölümü varoluş sancıları çekiyorsa, diğer bölümünün bu sıkıntıdan uzak kalması olanaklı değildir. Bu gezegende kadın, kadın olarak cinsiyetiyle varolamıyorsa, erkek erkek olarak cinsiyetiyle nasıl varolabilir? Ezen ezilen ilişkisinde, ezenin de kolayca ezilen konumuna geçebileceğini unutmamak gerekir. Ezen ezilenle birlikte yaşamaya mahkumdur. Erkek ezdiği kadından ayrı yaşayamayacağına göre, ezdiği ile paylaşmak zorunda kalacağından, ezdiğinin yaşam alanına sıkışacak, ezilmiş durumuna düşecektir.
Hegel, Hukuk Felsefesi'nde şöyle diyor: 'Kadınlar eğitilebilir ama bir evrensel yetenek isteyen daha ileri bilimler, belli sanat üretimleri, felsefe gibi etkinlikler için yaratılmamışlardır.'
DİŞİ KUŞ ANLAYIŞI
Kadınların Batı'da aşağı yukarı 19.yüzyıla gelinceye dek erkeklerdeki görünüşleri böyledir: Evin içinde yaşamalı, çocuk bakmalı, evin yönetiminden sorumlu olmalı. Yuvasını yapan, yuvasında kalan dişi kuş olmalı. Meydanlarda, kentin, devletin yönetiminde yer alamazlar. Duygusal, aklını gerektiği gibi kullanamayan bir varlıktır. Biraz eğitim alabilir, konuklarını rahatlatmak için piyano çalabilir, biraz sanattan edebiyattan konuşabilir. Ana olacaktır çünkü, çocuklarının eğitimi için gereklidir, eğitimli bir anne olmak.
Sanatta, bilimde, düşünce alanında yaratıcı, derinlikli çalışmalar onların işi değildir. İnce işlenmiş, derinlemesine dokunmuş kültür yapıtları, doğalarında yaratıcılık bulunan erkeklere özgüdür. Kadının doğurması biyolojik, erkeğin doğurması ise kültüreldir. Düşünce doğurur erkek, sanat yapıtı, bilimsel görüşler, araştırma projeleri doğurur.
YARATICILIĞA DARBE
Kadını böyle gören erkek, salt kendine özgü sandığı kültürel yaratıcılığına da darbe vurmaktadır. Daha aşağı düzeyde bir duyma ve düşünme düzeyine sahip olan kadın, erkeğe hizmet edecek, onun cinsel gereksinimlerini karşılayacak, çocuklarına bakacaktır. Böyle görülen bir varlık, en azından iki temel noktada erkeği sıkıntıya sokmakta, insanlığa zarar vermektedir: İnsan öteki insanla kendini geliştirir, tanır. Erkek küçümsediği, entelektüel düzeyde ilişkiye geçemediği, eleştirilemediği bir varlıkla ilişkisinde kendini tanıyamayacak, geliştiremeyecektir. Böylece insan bu gezegendeki serüveninde kendini varkılışında örselenecek, yara alacaktır. Kadınla eleştirilmeyen, kadın düşüncesiyle çoğalıp zenginleşmeyen, yoksullaşamayan erkek düşüncesi, insanı, yüz yıllardır daha da eksik bir varlık haline dönüştürmektedir. Kadın erkekten farklı bir biyolojik yapı taşımasından dolayı, bu farklılığından kaynaklanan farklı duyarlılık, duyuş, algılama, düşünme, yaratma biçimlerine sahip olabilir. İşte kadını kültür alanından, kamusal alandan çekmek, insanı, sahip olabileceği önemli bir zenginlikten yoksun bırakmaktır. Yüzlerce yıl insan kültürü, çoğunlukla kadın bakışından yoksun kaldığı için hep yarım kalmıştır.
Bundan böyle erkek, kadının kültür alanında kendini gerçekleştirmesine olanak sağlayacak alt yapıyı sağlamakla yükümlüdür. Kadının hukuksal, toplumsal, ekonomik hakları verilmeli; kendini sanat, bilim, düşünce alanında gerçekleştirmek isteyen kadına fırsat tanınmalıdır. Erkek, kendi içindeki kadını; kadın, kendi içindeki erkeği keşfederek, özerk varlıklar olarak insan oluşlarını yaşamaya çabalamalıdır.
İNSAN KENDİNİ ÖĞRENDİ
Yüzlerce yıldır bilgeler çoğunlukla erkeklerden çıktı. İnsan bu bilgelerden kendini öğrendi. Şimdi kadın bilgelerden öğrenme olanağı çıkıyor önümüzde. Kadının anlatacağı bir dünyadan biz erkeklerin öğrenecekleri vardır. Onlardan öğrendikçe onlara söyleyeceğimiz sözler değişecektir. İnsan kadınıyla erkeğiyle dönüşecektir.