AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-02-16

kategori2

Toryum (2)

İki gün evvel bu köşede ülkemizin mevcut ama kullanılmayan potansiyel enerji kaynağı toryum konusunda bir derlemeyi, uzman bir arkadaşımın yardımı ile kamuoyuna sunmuştum.

Bu derlemeye iki adet bilinçli ve uzman okur mektubu geldi. Enerji bağımlılığının dünyanın hemen her ülkesini tehdit ettiği bugünlerde kullanmadığımız bir potansiyel enerji kaynağının varlığı beni rahatsız etmişti. Okurlar da aynı noktadan hareket etmişler. 

Birinci okurum, yazımda eksik olan bazı şeyleri eklemiş. Dedikleri aşağıda!
'Toryumla ilgili yazınızı büyük bir memnuniyetle okudum. Yazdığınız bilgiler gayet doğru. Türkiye'nin  toryum cevherlerinin değerlendirilmesi konusunda yazınızda eksik kalan yerleri doldurmak isterim.

1) Türkiye'deki toryumlu cevherin özelliği, kompleks yapıda olmasıdır. Yani cevherin içinde barit, fluorit gibi sanayide kullanılan 'majör' minerallerin yanı sıra,  nadir toprak (rare earth) mineralleri denen bir grup mineral vardır ve bunların oranı toryumun yaklaşık 25-30 katıdır. Bu mineral grubu, içinde cerium, praseodym, neodym, lanthan, europium, ve benzeri  13 elementten oluşan bir gruptur.Bu elementler ayrı ayrı veya ikili üçlü gruplar halinde, başta elektronik sanayii olmak üzere birçok yerde (minik flash memory'leri, mp3 çalarlarımızın  minyatür kulaklıkları, cep telefonlarının  birçok parçası, NiMH denen bataryalarda 'M' ile gösterilen elementler gibi yerlerde) hep bu 'nadir toprak grubu' elementler devreye girer. Ayrıca katalitik egzozlardaki 'katalizör' cerium'dur).
Bu elementlerin inanılamayacak kadar ileri teknolojik ürünlerde kullanım yeri bulunmaktadır. Şimdi bizim toryum cevheri dediğimiz cevherde, bu elementlerin  toplam rezervi yaklaşık 7 ila 10 milyon ton kadardır.


2) Söz konusu cevher yatağı yasa gereği 'Eti Maden İşletmeleri Gen. Müdürlüğü'ne' aittir. Onlar da bu cevheri değerlendirebilmek için bir şeyler yapmak istiyorlar. Tek başına toryumun çıkarılması yeterli olmuyor, çünkü bugün toryumun ne Türkiye'de ne de dünyada bir alıcısı vardır. Onun için bu cevher, yıllardır, değerlendirmeyi bekler.


3) 2002'den sonra bu cevherin içindeki toryum dışı mineralleri (yukarda zikrettiğim, barit, fluorit ve özellikle nadir toprak elementler) kazanmayı öncelikli hedef olarak alan, bu arada toryumu da 'yan ürün' olarak çıkaran bir proje gündeme geldi. Bu öneri  uygun bulunarak TAEK, Eti Maden ve MTA arasında 'toryumlu kompozit cevherin değerlendirilmesi' başlığı altında ortak bir projeye dönüştürüldü.


4) Bir ekip 2.5 yıl çalışarak  (MTA barit ve fluoriti ayırmıştı) nadir toprak elementlerin bir kısmını ve 'TORYUMU' gayet verimli ve saf olarak ayırmayı başardı. Esas ticari değeri olan nadir toprak elementler satılabildiği takdirde, toryumun maliyeti de inanılmaz derecede düşük oluyordu.


5) Projenin birinci aşaması tamamlandı (2005), ön fizibilite raporu da çıktı. Ancak 2. aşama olan pilot tesis aşamasındaki çalışmaya bir türlü geçilemedi!


6) Bir başka önemli bilgi de Norveç'in de kendisinde bulunan toryum rezervinden dolayı 'toryum kullanan nükleer güç programına' hazırlandığıdır.

İkinci okurum da önemli bir bakış açısından hareket etmiş! O da ne diyor?
'Size toryum makaleniz için  teşekkürlerimizi sunarız. Toryum ve nükleer hakkında yazı kaleme alırken bilimsel içerikli tercihinizden dolayı sizi ayrıca kutlarız. Ülkemizin nükleer enerjiye geçişinde yaşanan gecikmeden ve kamuoyunda biriken 'nükleer karşıtlığından' dolayı en çok üzüntü duyan kesim elbette konunun birinci dereceden sorumluları olan fizik ve nükleer mühendisleridir. Yıllardır medyada yaşanan konu hakkındaki pek doğru olmayan haberler, sade vatandaşta, nükleer enerji ve radyasyona karşı ciddi bir kararsızlık doğurmuştur.

Nükleer teknoloji konusunda birinci dereceden sorumlu fizikçi ve nükleer mühendisler yerine genelde ikinci ve üçüncü dereceden sorumlu mühendislik dalındaki kişilerin medyada hakim olmaları, böyle 'bilimsel' bir konuya 'ideolojik' ya da 'duygusal' açıdan yaklaşanların prim yapması, bizlerin yıllarca etkin olmasını maalesef engellemiştir. Bu durum ise halkımız üzerinde kuvvetli bir 'mahalle baskısı' misali, anti-nükleer hareketin doğmasına, hatta konu uzmanlarının ifadesi ile bir nükleer enerji ve radyasyon paranoyasının oluşumuna neden olmuştur. Ocak 2006 tarihinde 100'ün üzeri fizikçi ve nükleer mühendisin katılımı ile başlayan hareket daha sonra üniversitelerimizdeki birçok Prof., Doç., asistan ve öğrencinin katılımı ile genişlemiştir. Böylece ülkemizin ilk nükleer bilgi platformu olan 'NükTe - Nükleer Teknoloji Bilgi Platformu' oluşmuş ve birçok farklı kesimlerden uzmanların katılımı ile büyümüştür. Ancak unutulmamalıdır ki 92 karşıt grubun mevcut olduğu bu alanda çalışmak hiçte kolay değildir.

Bu amaca uygun olarak www.nukkte.org adresinde halkımızı anlaşılabilir düzeyde bilgilendirmek amacı ile, bir WEB sitesini devreye alarak konuyu bilimsel olarak anlatmayı sürdürmekteyiz. WEB sitemizde, nükleer makaleler menüsünde üyelerimizin küçük bir kısmını tanıma ve onlara ait makaleleri ve bazı aydınlatıcı kitapları okuma imkanı da mevcuttur.' 
Konunun önemli olduğunu düşündüğüm için bu sütuna aktardım. Ek bilgi elime geçtiği takdirde de yayınlayacağım.