Oray Eğin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Bu iki Türk'ün diğerlerinden farkı ne?

Geçen haftadan aklımda kalan, Berlin'de kent kültürünün alışıldık sınırları zorlayan bir biçim aldığı. Mesela bugüne kadar gittiğim en iyi Fransız brasserie'si Berlin'de, adı Paris Bar. Her ne kadar son yıllarda işletme problemleri yaşasa, üç yıl önce kapanmanın eşiğine gelse de yıllardır oraya giden sanatçılar ve müdavimleriyle bir vazgeçilmez.

Yine şaşkınlık verici bir durum, Berlin'in en iyi İtalyan lokantasının sahibi de -adından da anlaşılacağı gibi - bir Türk. Wallpaper'dan Taschen'in rehberlerine kadar Berlin'in ilk beşi arasında gösterilen Adnan restoranın sahibi Adnan Oral. Kayseri'den Berlin'e 70'lerin başında gelmiş, pek çok mekandan sonra beş yıl önce açtığı Adnan'la asıl patlamayı yapmış.
'Batı Berlin'de iki cadde vardı, biri yeni araba alsa hemen fark edilirdi, herkes birbirini tanırdı' diye anlatıyor Duvarlı yılları.

Adnan Oral, çok ilginç bir kişilik. Onunla Duvar sonrası Berlin'in yeniden inşasından bahsediyoruz. Pek çok yerel Berlinli gibi Potsdamer Platz'dan nefret ediyor mesela. Ama oralarda eserleri bulunan Helmut Jahn ve Renzo Piano gibi mimarlara hakim... Berlinli fotoğraf sanatçısı Helmut Newton'dan konu açılıyor, 'Zamanında çok provokatifti' diyor. Aniden Julian Schnabel diyor...
İki kişilik Smart marka arabası var; Berlin'de arabayla dolaşmanın görgüsüzlük olduğunu düşünüyor. 'Bir yere S-Bahn'la gitmek şık bir hareket' diyor, 'Aman kimseye Mercedes'iniz olduğunu falan söylemeyin, ayıplarlar.'

Berlin'deki Türkler'i, 60'larda, 70'lerde gelenleri düşününce Adnan Oral'ın onlardan belirgin bir şekilde ayrıldığı ortaya çıkıyor.
Ne acı ki Türkiye'nin kırsalında bile göremeyeceğimiz kadar geri kalmış durumda Berlin'in Türkleri. Adnan Oral da yaşam kültürü ve yaptığı işler ister istemez kendisini Türk 'mahallesi'nden ayrıştırıyor.
Zaten Ku'Damm'ın yakınlarında Adnan'ın pek 'Almancı' müşterisi de yok.
Adnan'a üç kişi bir perşembe akşamı gittik. Epey kalabalıktı, neyse ki birkaç gün önceden yer ayırttığımız için harika bir masaya yerleştik. Ben özel olarak Adnan Oral'ı ve restoranını merak ettiğim için onunla sohbet etmek istedim. Restoranda hiç kimse kalmadığında da biz hala sohbetin en keyifli anındaydık...
Yemeklere gelince: Hakikaten şöhretinin hakkını veriyor. Coquille St. Jacques muhteşemdi mesela; bir İtalyan restoranında bu kadar iyi olabileceğini hiç tahmin etmezdim.

Adnan'da o akşam Alman medyasından önemli şahsiyetler de vardı. Bir arka masamızda, artık Türk Basını'nda da meşhur olan Kai Diekmann'ın yardımcısı oturuyordu. Diekmann'ın başında olduğu Bild'i çıkaran Axel Springer grubunun Adnan'ın hayatındaki yeri büyük.
Mesela restoranın isim babası Axel Springer'in efsane CEO'su Peter Bönsch'müş. Alman medyasında devrim yapan adam olarak bilinen Bönsch, eski restoranlarından tanıdığı Adnan Oral'a 'Artık senin adın bir marka, Adnan koyacaksın' demiş...

Adnan'da o akşam bir de Almanya'nın hükümet sözcüsü vardı. Türk medyasından olduğumuzu öğrenince çok ilgilendi bizimle de.
Görünen o ki Adnan, Berlin'in iktidar yemekhanelerinden biri. Ne garip değil mi, Almanya'daki hemen hemen bütün Türkler yerinde sayarken bir tanesi içlerinden patlama yapıyor.

İlginç bir karşılaşma daha yaşadım Berlin'de.
Alexanderplatz'da bir işhanının 12. katında bir film şirketinin verdiği partide oyuncu Fadik Sevin Atasoy'u gördüm. O da benim gibi 'Lunch Break' adlı korkunç filmi izlemiş, dert yanıyordu.
'Sen bir yerin davetlisi misin, bir amaçla mı geldin buraya' dedim.
'Hayır' dedi, 'Tamamen kendi kendime geldim. Merak ediyorum, dünyada film sektörü nereye gidiyor, Berlin Film Festivali nasıl bir yer, sinemada trendler nedir diye ve kendi kendim atladım, filmlere bilet aldım ve çok hoşuma gidiyor.'
Türk sinemasında ünlü oyuncuların Batı'da takdir gören Türk yönetmenleri tanımadığını, filmlerini merak etmediğini, adlarını dahi duymadığına tanık olmuşumdur. Maalesef onlar çoğunlukta. Ama bir de Fadik Sevin Atasoy gibi kendi mesleğinde sürekli arayış halinde olan birileri var.
Berlinale'ye kendi cebinden para verip sırf meraktan gelen kaç oyuncu var acaba? Çok iyi bir şey yapmış Fadik. Tıpkı Adnan gibi o da herkes geriye giderken ilerlemeyi seçmiş.

Canına tak ettirdiler!
ÖNCEKİ gün Erhan Göksel'i aradım, 'Sık sık televizyonlardaydınız, rating patlamaları yapardınız ama artık sizi göremiyorum' dedim. Acaba korkuyor mu? Gözaltına alındığı için çekiniyor mu? Ya da birileri ona 'Sus' mu dedi?
Meğerse hiçbiri değilmiş sebebi. Hala televizyon teklifleri, söyleşi talepleri geliyormuş. Ama Göksel artık bıkmış. Anlatmaktan, haklı çıkmaktan ve sürekli kendini tekrar etmekten yorulmuş.
'Anlamıyorlar dediğimi, her seferinde uyarıyorum, dinlemiyorlar ve benim dediğim çıkınca akılları başlarına geliyor' dedi.
Bırakmış konuşmayı, canına tak etmiş. 'Artık hiç kimseyi aydınlatmayacağım, hiç kimseyi uyarmayacağım, kendi kendilerine fark etsinler, yeter' diye devam etti.
Göksel bu bıkkınlığı devam ederse Türkiye'yi bile terk edeceğini söyleyerek kapattı telefonu.
Her şey bir yana, televizyonlar bir rating makinesini kaybetti.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3