AKŞAM | PAZAR | 23 ŞUBAT 2009, PAZARTESİ
Doktorlarının inadı yüzünden bugün hayatta ve sağlıklı olduğunu belirten Esra İslam, bu sürecin kendisi için yenilenme ve güçlenme anlamı taşıdığını söylüyor...
Göğsünde bir kitle şikayetiyle Medicana International Hastanesi'ne başvuran Esra İslam, çektirdiği mamografinin temiz çıkmasının ardından hastaneden ayrılır. Ancak her akşam günlük tetkikleri tekrar inceleyen genel cerrahi ile radyoloji uzmanları bir terslik fark eder. Kesin teşhis ultrason ile konulabilecektir. Genel Cerrah Op. Dr. Sevim Kuşlu Çiçek bizzat arar, 'Esra Hanım tekrar gelmelisiniz' der. Ancak Esra Hanım'ı ikna etmek kolay olmaz. Telefon görüşmeleri tekrarlanır. Esra İslam'a telefonda 'kanser şüphesinden' de bahsedemeyen Op. Dr. Çiçek son olarak 'ultrasonunuz olmadığı için dosyanızı tamamlayamıyoruz' der vetatil dönüşü görüşmek üzere Esra Hanım'ı ikna etmeyi başarır.
Çekilen ultrason ve meme MR'ında Esra İslam'ın eline gelen kitle temizdir ancak arkasına gizlenmiş iki küçük sinsi kanser hücresi tespit edilir. Bu arada yapılan ileri tetkiklerde akciğerde de kanser hücreleri görülür. Meme için yapılan telaş akciğerin de fark edilmesine yol açmıştır.
Esra İslam duyunca önce şoke olur... Ancak karşısındaki doktorlar öyle güven verici ve ikna edici konuşur ki, grip tedavisine başlar gibi tedavisi başlar.
Tümör Konseyi toplanır, bir yol haritası tespit edilir. 6 aylık sıkı bir tedavide kanser hücreleri başlarını kaldırır kaldırmaz yok edildiği için bugün Esra İslam hayata güvenle, umutla, sevgiyle bakabiliyor.
Doktorlarının inadı yüzünden bugün hayatta ve sağlıklı olduğunu belirten Esra İslam, bu sürecin kendisi için yenilenme ve güçlenme anlamı taşıdığını söylüyor...
Sızlanmadan, şikayet etmeden hastalığıyla baş edebildiğini anlatan Esra İslam ile hayatını kurtaran süreci konuştuk...
GRİPMİŞİM GİBİ KANSERSİN DEDİLER
Tedavinizde erken teşhisin avantajını hissettiniz mi?
Radyoloji uzmanı Doğan Selçuk'a teşhisinin ne olduğunu sorduğumda bana çok doğal bir şekilde 'kanser' dedi... 'Ne güzel söylüyorsunuz' dedim. Onların kanseri gripmiş gibi anlatmaları, panikletmeden, çok doğal bir şekilde karşılamamı sağlayıcı konuşmaları beni çok etkiledi. Başlangıçta tabii, 'yandık, bittik, mahvolduk' diye düşünüyordum. Hatta, 'doktor bey, ne kadar yaşayacağım' diye sordum. Cevap aynen şu oldu: 'Bize bu evrede gelen hiçbir hastanın ölüm sebebi kanser olmaz'... Karşınızda bu kadar kendinize güvenen bir ekip varsa şayet, içinizdeki korku azalıyor. Ölümü bu kadar yakın düşünmüyorsunuz. Ben bu yüzden hayatımı borçluyum bu doktorlara...
Tedavi sürecinde de bu yaklaşımı hissettiniz mi?
Akciğerimin bir parçası alındı. İnanılmaz acı çektim. Ama her gözümü açtığımda başucumda halimi hatırımı soran doktorları gördüm. Sadece bana özel de değil, herkese büyük bir ihtimam gösteriyorlardı. Bu beni çok etkiledi. Benim başımda Muzaffer Sarıyar da vardı, Nur Hemşire de... Temizlik yapan ekip de, 'canım günaydın bugün ne kadar tatlısın' diyerek odamı temizliyordu. Bir de şu çok önemli; mamografi çekilmesinden psikiyatr görüşmesine, ultrasondan kemoterapiye, ileri tetkiklerden radyoterapiye kadar hastalıkla ilgili her teşhis ve tedavi aşamasını her adımı aynı hastanede attım. Bu büyük bir konfor. Çünkü insan kanser hastasıysa oradan oraya savrulmak istemiyor.
Sadece tedavi süreci değil, çevrenin de desteği çok önemli siz bunu nasıl yaşadınız?
Ailem benim en büyük desteğim. Onlarsız ne yaparım bilmiyorum. Erkek arkadaşım yanımdan hiç ayrılmadı. İncinmemem, tedavi sürecini en iyi şekilde atlatmam için elinden geleni yaptı. Yine dostlarımın yardımını aldım. İşyerinden büyük bir ilgi gördüm. İnsan bu mücadelede tek başına, ancak arkanızda büyük bir desteğe ihtiyacınız var. Hastanede Psikiyatr Hülya Bingöl ile görüştüğümde bana 'Siz işinize, ailenize, sevdiklerinize karşı o kadar verici olmuşsunuz ki, vücudunuz 'Esra ben de buradayım benimle de ilgilen' diye alarm vermiş' dedi. Başkasına yapmıyorsun, kendine hainlik yapma... Benim hayatım gerçekten böyle geçiyordu. O da yıkıldın, bittin diye yaklaşmadı.
Peki, bu tespitlerden sonra kendinize dönmeye, kendinizle ilgilenmeye başladınız mı?
Öncelik sıralamalarım değişti. Çok keskin çizgiler olmasa da... Örneğin beni iple bağlasanız raporlu da olsam durmam, işimin başına giderdim. Ama şimdi gitmiyorum. Her gün bir çekmecemi düzelttim evde. Evimi sevdim. Annemi daha iyi tanıdım. Kuzenlerimle daha çok vakit geçirebildim. Birazcık yaşantımın bana ait yanlarına döndüm. Sevgilimin ne kadar komik bir adam olduğunu fark ettim. Karadenizli zaten, yanımda durması yeterli.
YENİLENMİŞ KARTAL GİBİYİM
Bu süreç insanın kendisini sorgulayacağı bir süreç midir?
Ben eskiden ayağım taşa takılsa niye bu iş benim başıma geldi diye kendimi sorgulardım. Prof. Dr. Bülent Berkarda, tedavimin çok önemli bir parçası oldu. Kemoterapi kolay atlatılan bir süreç değil... Bütün damarlar geriliyor. Saçlar, kaşlar dökülüyor, kilo alıyorsunuz, gittikçe kötüleşiyorsunuz. Bu hastalığı neden yaşadığımla ilgili bir hikayeyi paylaştığımda oturup benimle ağladı...
Bizimle de paylaşır mısınız?
Kartallar çok avlandıkları zaman yorulurlar. Ve 6 aylık nevalelerini -ki bakın aynı süre- toplayıp kayaların üst kısımlarına yerleşirler. Önce tüylerini yolar, tırnaklarını sökerler. Kayalara kafalarını vura vura da gagalarını. Getirdiği nevaleyle beslenir. 6 ay sonra tüyleri, tırnakları, gagası yeniden çıkar. Kendisini yenilemiş olarak doğaya döner. Ben de bu hastalığımı buraya bağladım. Biraz kendimi yenilemem, biraz kendimi dinlemem gerekiyordu. Allah bana da bir mesaj verdi; 'Sen de hastalanabiliyorsun, biraz dinlen'...
TÜRKAN YILMAZER