AKŞAM GAZETESİ | Gürkan Hacır | 2009-02-23
Başbakan Erdoğan'ın Davos'taki 'One minute' çıkışının yankıları, aradan binlerce minute geçse de, diplomasi tarihimizden silinmeyecek gibi... Peki, bu söz uluslararası ilişkilerde ilk kez mi kullanılıyor? Hayır! MOSSAD ajanı Peter Zvi Malkin, 6 milyon Yahudi'nin katili Eichmann'ı Arjantin'de yakalarken, sırtına dokunup 'Uno mumo senotito senior' (Bir dakika senyör) demişti. Yani, bu sözü ilk kez bir Yahudi söylemişti
İsterseniz Eichmann ile başlayıp, MOSSAD ajanı Peter Zvi Malkin'e dönelim... Asıl adı Otto Eichmann'dı. 1906 yılında Solingen'de dünyaya geldi. Yarım kalan tahsil hayatının ardından değişik işlerde çalıştı. 1932'de Alman Nazi Partisi'ne kaydoldu.
Kısa sürede sivrilmeye başladı. Aldığı bir yıllık askeri eğitimin ardından önce güvenlik servisine ardından da Herman Göring'in kurduğu Alman Gizli Servis Teşkilatı (Die Geheime Staatpolizei) Gestapo'ya girmeyi başardı.
Çalıştığı birim 'Yahudi Problemi'yle ilgileniyordu. Almanya ve Avusturya'daki Yahudiler toplama kamplarına götürülüyorlardı. Eichmann bu sevkıyat sırasında önemli görevler üstlendi. Kısa sürede 200 bine yakın Musevi, kamplara doluşturulmuştu.
Eichmann yıllar sonra yaptığı savunmada Yahudilere bir soykırımı asla düşünmediklerini söyledi. 'Amacımız sadece onları bu topraklardan uzaklaştırmaktı. Ve onların da bir yurt edinmelerini sağlamaktı' dedi. Bunun için de önce Madagaskar projesini düşündüklerini söyledi.
Madagaskar projesi şuydu: Giderek Avrupa'nın tek hakimi olmaya başlayan Almanya, kıta Avrupası'nda yaşayan tüm
Musevileri Afrika'nın güneydoğusundaki Madagaskar adasına göndermeyi ve böylelikle Avrupa'yı Yahudilerden arındırmayı öngörüyordu. Bunun için de Yahudi nüfusun önce tespit edilmesi ardından da bir arada toplanması gerekiyordu. Eichmann toplama kamplarında yalnızca bunu yaptıklarını iddia ediyordu. Yani 'Soykırım yapmadık, tehcir planladık' diyordu.
Ama Eichmann'ın (birazdan anlatacağımız mahkeme sürecinde) önemli bir tezi daha vardı. Yahudilere toprak kazandırma-yurt edindirme fikrinin, kendisinin değil siyonistlerin olduğunu ekliyordu.
Bunun için Madagaskar projesi olmayınca Filistin'i düşündüklerini, bunun dünya siyonizmi tarafından da desteklendiğini açık açık söylüyordu.
Kafanız karıştı değil mi?
Nazi kasabı olarak anılan bir kişi aslında Hitler'in Yahudilerin yurt edinmesi için Filistin'le bir pazarlığa giriştiğini ve Yahudilerin kendi kutsal topraklarına göçünü gerçekleştirdiklerini söylüyordu.
Otto Eichmann -bu arada Alman Gizli Servisi'ne girdiği yıllarda Hitler'e öykünerek isminin başına Adolf ismini de eklediğini unutmayalım- mahkeme boyunca soykırım iddialarını hiç kabul etmedi. Sadece 'Biz tehcir yaptık, bu sırada kötü koşullardan dolayı ölenler olmuştur' dedi.
Peki Naziler Yahudileri Filistin'e yerleştirmek için kiminle pazarlığa oturmuşlardı dersiniz? Şimdi sıkı durun! Filistin Kurtuluş Hareketi'nin kurucusu Hacı Emin El Hüseyn-i'yle... Evet, El Hüseyn-i Kudüs Müftüsü'ydü. Ve bir Osmanlı askeriydi. Daha da ileri gidelim. Bir Teşkilat-ı Mahsusa üyesiydi. Çanakkale cephesinde savaşmış daha sonra Arap yarımadasında Teşkilat-ı Mahsusa adına faaliyetlerde bulunmuştu.
Ama bu gizemli müftünün bir başka özelliği de vardı. Yaser Arafat'ın akrabasıydı.
Emin El Hüseyni sık sık Eichmann'la bir araya geldi. Eichmann ona kampları gezdirdi, ağırladı. Nazi Partisi'nin birçok etkinliğine müftü kıyafetiyle katıldı. Toplantılarında konuşmalar yaptı. Adolf Hitler tarafından kabul edildi. Nazilere göre 'Yahudi belası'nı Avrupa'dan o temizleyecekti.
Peki El Hüseyn-i Nazilerden para aldı mı? Eichmann mahkemede vermediklerini söyledi. 'En azından benim bilgim doğrultusunda verilmedi' dedi. Ama bugün Filistin'de buna kimse inanmıyor. Emin El Hüseyn-i Filistin'de topraklarını Yahudilere sattığı için lanetli adam olarak anılıyor. Yani yıllardır bitmek bilmeyen İsrail-Arap kanlı kavgasının başlangıcında bir Filistinli liderin Nazilerle pazarlığı vardır!
Biz yine konumuza dönelim.
Eichmann (kendi tezine göre tehcir, Yahudilere göre soykırım) çok sayıda Yahudinin ölümünden sorumluydu. Savaş Almanların kesin mağlubiyetiyle sonuçlanınca gözaltına alındı. Ancak hapislik hayatı uzun sürmedi. Alman Nazilerini kurtarmak amaçlı kurulan Odessa örgütü tarafından kaçırıldı. 1946 yılında diğer birçok Nazi savaş suçlusu gibi o da Arjantin'in yolunu tuttu. En güvenli liman orasıydı.
Buenos Aires'e yerleşti. Karısı ile beraber kentin hemen dışında bahçeli iki katlı bir ev tuttu. Mercedes firmasında işe girdi. Bir dönem dünya siyasetinin en kudretli adamı mütevazı bir işçi gibi her sabah işine gidip akşam olunca evine geliyordu.
Bu arada Odessa örgütü Eichmann'a yeni bir isim ve kimlik de ayarlamıştı. Richardo Clements! Çalıştığı Mercedes firmasının da Nazilere yardım eden bir firma olduğunu, yıllar içerisinde Yahudi sermayesinin eline geçtiğini de ekleyelim...
Peki II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan İsrail'de neler oldu?
En büyük hedefleri Nazi savaş suçlularını yakalamaktı. Gizli Servis Teşkilatları'nda buna özel bir birim ayırdılar. İsser Harel bu birimin başındaydı. Tam 15 yıl boyunca Nazilerin peşinde sürek avı yürüttü. Arjantin asıl çalışma sahasıydı. Çünkü Odessa'nın birçok Nazi savaş suçlusunu bu Latin ülkesine gönderdiğini biliyordu.
Arjantin'e gönderdiği ilk ajanın ismi Abba Eban'dı. Eban, Eichmann'ın Richardo Clements sahte kimliğiyle dolaştığını tespit etti. Eichmann'ın kaldığı evin hemen bitişiğindeki evin kapısını yine Eban çaldı. Bir İngiliz dikiş makinesi firmasından geldiğini, evin kiralık olup olmadığını sordu. Ev sahibi kadın şaşkınlıkla 'Nereden çıktı, kiralamak? Burada biz oturuyoruz' dedi.
Eban ısrarla sordu: 'Peki yandaki ev?'
Komşu kadın başından savmak ister gibi konuştu: 'Gidin onlara sorun.'
Eban bu sefer Eichmann'ın evinin kapısını çaldı. Eichmann'ın eşi açtı. Eichmann'ın evde olmadığını söyledi. Artık evi tespit edilmişti. Eichmann, akşam eve geldiğinde karısı gündüz gelen ziyaretçiden söz edince canı sıkıldı. 'Ne işi var İngiliz dikiş firmasının' diye mırıldandı. 'Bir işin içine İngiliz girerse bir fenalık muhakkaktır' dedi.
Eichmann artık iyice huzursuzdu. Ertesi gün iş dönüşü otobüsten indiğinde bir el sırtına dokundu. Ve seslendi: 'Uno mumo senotito senior! (Bir dakika senyör!)'
Seslenen ve omzuna dokunan kişi İsrail Gizli Servis elemanı Peter Zvi Malkin'di. Çalıların arasında Malkin'in bu hareketini bekleyen 10 İsrail ajanı hemen Eichmann'ın üstüne çullandılar. Takvimler 11 Mayıs 1960'ı gösteriyordu. Ama Eichmann'ın yakalandığı, dünyaya tam 12 gün sonra duyuruldu. 23 Mayıs'a kadar Arjantin'de bilinmeyen bir adreste Eichmann sorgulandı. İsrail Havayolu şirketi El-Al'ın uçağı ile İsrail'e getirilecekti. Önce uyuşturucu iğne vuruldu ardından havayolu personel kıyafeti giydirildi. Uçağa öyle bindirildi.
Eichmann'ın yargılaması iki yıl sürdü. Mahkemede özel güvenlik tedbirleri alındı. Gerek mahkeme gerekse savunması sırasında soğukkanlılığını korudu. 'Ben sadece bana verilen görevi yerine getirdim' dedi. Ve soykırım iddialarını reddetti. Emin El Hüseyn-i ile ilişki kurduklarını kabul etti. 'Suçun sıradanlığı' tanımı Eichmann'ın bu ünlü savunmasından sonra literatüre girdi.
'One Minute'in kahramanı Peter Zvi Malkin ise 'o an' ne hissettiği sorulduğunda 'Bir dakika senyör deyip omzuna dokunduğumda 6 milyon çift göz benimleydi. Soykırımda ölenler benimleydi' dedi.
Eichmann, yargılamanın ardından idama mahkum edildi. Ve cezası 31 Mayıs 1962'de İsrail'deki Ramleh Hapishanesi'nde sabaha karşı infaz edildi.