AKŞAM GAZETESİ | YASAM | 07 MART 2009, CUMARTESİ
Seni Tayyip amcana veririm!
GÜLÜM DAĞLI
gulumdagli@gmail.com
Hani küçük çocukları korkutur ya anneler... Yemeğini yemezsen, bir daha altına kaçırırsan, benden izin almadan dışarı çıkarsan diye uzayıp giden şart cümlelerinin sonu genelde, “seni polis amcaya veririm” diye biter. Hiç olmadı doktor teyze yahut bakkal amca da işimizi görebilir. Türkiye’de çocuk eğitmenin herhalde yüzyıllardır değişmeyen bir yöntemidir bu. Son zamanlarda bir psikiyatr modası baş gösterdiğinden, anne babalar çocukları sorun çıkardığında, çat, bir bakıyorsun koşa koşa bu doktorlara gitmiş. Onlar da ne diyecek, Amerikan dizilerinde sık sık duyduğumuz klişe cümleleri bizim gariban sosyete Türk ebeveynlerine ezberden döktürüyorlar. Hayattaki bütün gerçekleri çocuklarla paylaşmamız gerektiğini, her şeyi onlara sabırla anlatmamızın şart olduğunu filan söylüyorlar. Ki bu da bilen bilir, çocuğun yönelttiği sonsuz zincirleme sorular ve eleştirilerle baş başa kalacağınız manasına gelir. Neden öyle olmuş, niçin öyle demiş, kim demiş, ne yapmış, bence öyle yapmasaymış, niye böyle yapmamış… Eyvahlar olsun. Bence yüzyılımızın en büyük problemi bu kadar çok soru soran ve böylesine eleştiren çocuklar yetiştirmemizdir. Eminim ki başbakanımız da benimle aynı fikirde. Kendisinin sorular ve sorgulamalardan nefret ettiğini artık bilmeyen kalmadı.
Eğer çocuklarımız bu kadar çok soru sormasaydı, her şeyin nedenini bu kadar merak etmeseydi, ülkemiz bu hale gelmezdi. Mesela Melih Gökçek’in kapısında bağırıp duran ODTÜ’lüler, mesela metrobüs açılışında “Belediye bursları öde!” pankartı açan üniversiteli (sonra çabucak gözaltına alındı tabii) ya da “Ampul Tayyip” sloganı attığı için 11 ay hapishanede yatmak zorunda kalan liseli genç.
Şimdi ben psikiyatri bölümündeki sayın profesörlerimizden veya doktorlardan da olabilir, artık kimin bu tür boş konuşmalarla harcayacağı vakti varsa, ileride çocuğuma bu durumları nasıl açıklamam gerektiğini bana anlatmalarını rica ediyorum. Bana ‘neden’ diye sorduğunda, “Evladım biz gençliğimizde faşizmle yönetiliyorduk, öyle her şeyin nedenini soramadığımız için bilemiyorum” mu demem gerekiyor?
Bu soruyu laf olsun diye sordum; zira psikiyatriye olan inancım başbakanımıza olan inancımla aynı seviyededir. Neyse ki atalarımız ve onların geliştirdiği eski yöntemler var. Bu atalar da olmasa ne halt ederdik bilmiyorum. Düşünsenize, ya atalarımızdan biri “bekara karı boşamak kolay” diye bir laf etmemiş olsaydı? O zaman başbakanımız hangi sözü 587 kez tekrarlayarak, “kendimi bundan daha iyi ifade edemiyorum! Allahım çok şükür hamd olsun ki atalarım böyle bir şey demişler!” imajı verirdi?
Nihayetinde, bekara karı boşamak kolay deyince milletimiz “Vay anasını, nasıl koydu lafı ama!” tepkisi vermeye alıştı. Çok yaratıcı bir şey söyledi sanıyorsanız, bir daha sanmayın diye söylüyorum; aslında kendisi “kolaysa gel de sen yap” demeye getiriyor. Yukarıda bahsettiğimiz varsayımsal çocuğum ileride böyle bir atasözüyle karşıma çıkarsa poposuna şaplağı yer.
Neyse, bunlar beni alakadar etmiyor pek. Ben yukarıda bahsettiğim ODTÜ’lü arkadaşlarıma, “Ampul Tayyip” diye bağıran liselilere ve son olarak “Belediye bursları öde!” pankartı açan cesur kardeşime bir çift laf edeceğim.
Size bayılıyorum.
Kompleks diz boyu Çocuklarımızı, “Seni Tayyip amcaya veririm!” diye rahatlıkla korkutabileceğimiz bir başbakana sahibiz. Ben hayatımda bu kadar kızgın bir adam görmedim şahsen. Gördüğüm en öfkeli adam, rahmetli dayımdı; kendisinin de en çok kızdığı şey adaletsizlik ve tutsaklıktı. Bir de başbakanımızın sebeplerine bakalım: Çocuklara kızdım bana ampul dediler (başbakan ciddi ciddi şikayetçi olmuş bu olaydan), medyaya kızdım bana beceriksiz dediler, karikatüristlere kızdım beni oyuncak ettiler, CHP’ye kızdım beni maganda diyerek aşağıladılar. Vay kafirler, neler neler yapmışlar! Böyle eleştirilen başbakan hangi ülkede görülmüş?
Bilmesem inanacağım yani… Öyle de inandırıcı bir konuşma tarzı…
Demirel’i, Özal’ı, Ecevit’i hatırlıyorum da; üzerlerinden yapılmadık mizah, hiciv kalmamıştı. Bilakis Turgut Özal, geçen gün Hakkı Devrim’in yazısından okuduğum kadarıyla, çok da severmiş kendisini çizerek mizah yapanları. Odasının duvarlarına astırırmış karikatürlerini.
Şimdiki başbakanımızın hakkı yeniyormuş, çok hakaret ediliyormuş, bu yüzden kendini savunuyor ve adalete sığınıyormuş. Eh tabii, bekara karı boşamak kolay. Burs parası kesildiği için zor durumda kalan arkadaşımızın protesto hakkı nerede kaldı? Ya “akbilim boş, ne metrobüsü!” diye bağıran vatandaşın protestosu? “Adalet” kelimesini sakız gibi çiğneyip durmasak diyorum. Ayıp yahu. Göz göre göre üstelik…