AKŞAM | PAZAR | 23 ŞUBAT 2009, PAZARTESİ

Her insan doğuştan melek, ama...

1974 yılında Şanar Yurdatapan'ın bestesiyle hayat bulan ve Melike Demirağ'ın yorumu ile hafızalara kazanan 'Arkadaş', bir kuşak için çok şey demek... Aradan geçen uzun yıllar içinde etkisini hiç kaybetmeyen bu şarkı Melike Demirağ'ın 11 yıl sonra yaptığı ilk albüm 'Geri Dönüşüm'de de yer alıyor. Hayatta belirli bir misyonu olduğunu anlatan Demirağ'ın yeni albümü, 'Arkadaş'ın mirasını taşımaktan çok öte bir duruş sergiliyor. Bakın o gözlerden uzak kaldığı dönemi ve yeni albümünün enerjisini nasıl anlatıyor...

Uzun zamandır müzik piyasasından uzaktasınız. Bu arada hayatınızda neler olup bittiğini merak ediyoruz...
En son 1997 yılında 'Ruhlar Şehri' isimli bir albüm yaptım. Çok sevdiğim bir albüm olmasına rağmen şanssız oldu, tanıtımı yapılamadı bir türlü. Bunca yıl sonra bir şey yaptım, neden değerlenmiyor diye düşünerek küstüm ben de... Biraz da suçu başkalarına attım. Halbuki niye küsmüşüm! Geçen yıllar içinde kendimi geliştirdiğimde suçu başkalarına atmanın doğru olmadığını anladım. Çünkü insan ne yaparsa kendine yapar. Muhakkak benim bir eksiğim, bir açığım vardı ki olmadı. Ama bu arada başka şeyler de yaptım. Nazım Hikmet'in 'Hoşgeldin Bebek' isimli müzikalinde oyunculuk yapıp, şarkı söyledim. Çok keyifli bir işti, Anadolu ve Avrupa turnesini yaptık. Onun dışında çok fazla festivale gittim...
 

KENDİMİ BU  ALBÜME HAZIRLADIM
Uzak kaldığınız bu dönem, başka şeyler keşfetmenize vesile oldu yani?
Tam da böyle oldu! Yine bu dönem içinde 'Yedi Tepe İstanbul' isimli eli yüzü düzgün bir dizi projesinde yer aldım. Dört-beş bölümden sonra rolüm tam oturmadığı için uzun ömürlü olmadı. Tekrar müzikle devam ettim. Şarkılar toparladım, bir şeyler yazdım ve köşelere attım yani bir şekilde kendimi hazırladım. Seneler geçtikçe daha da olgunlaştım. Kendimi, insani yönümü geliştirmeye çalıştım. 'Ne yapıyorum, neden buralardayım' sorularıyla içsel dünyamı geliştirdim. Geldik 2007'nin sonuna... Bir baktım Ayten Alpman'ın bir 'Best of' albümü çıkmış ve bu albümde 'Arkadaş'ı söylemiş. Biliyorsun Sevinç Tevs ve Ayten Alpman ile annem Rüçhan Çamay Türkiye'nin ilk caz şarkıcılarından. Biz hep onların elinde büyüdük... Ayten ablanın 'Arkadaş' yorumu çok hoşuma gitti ve aranjörünün Sadun Ersönmez olduğunu görünce hemen onu aradım. Sadun benim 1997'de son albümü birlikte yaptığım arkadaşım. İşte her şey birbirine vesile oluyor. Sadun'a dedim ki: 'Bir albüm yapmaya karar verdim ama çok fazla param, pulum yok. Önce iki şarkıdan başlayalım sonra biriktirip 10 şarkıya kadar uzatırız...' Sonra Şanar Yurdatapan'a gittim...

Şanar Bey en eski arkadaşlarınızdan biri aynı zamanda...
Tabii... O çocuklarımın babası, ilk yol arkadaşım. Çok iyi bir besteci ve güfteci. Yeni şarkı istesem benden para almayacağını biliyordum, dedim ki 'çıkar bakalım zulanda neler var'. O da 'Geri Dönüşüm'ün ilk parçası 'Bir Tanemsin A Canım'ı verdi. Çok hoşuma gitti ve macera başladı, 2009'a kadar da sürdü. Müfit Hoca'nın 4-5 tane şarkısı yer aldı. Bu dönemde Aysel Gürel' kaybettik ve onu da anmak istedim. Mehtap'ı aradım ve Aysel ablanın 'Yar Yar' isimli şarkısını söylemek istediğimi söyledim. Sağolsun hiçbir karşılık beklemeden sevgiyle verdi. O şarkıyı her söyleyişimde Aysel ablanın çevremde bir yerlerde olduğunu hissediyorum.

SOLCU DEĞİL HÜMANİSTİM
Spritüel duyguları yoğun bir insansınız değil mi?
Spritüel duygular ve bilinç içinde bir insanım. Geçenlerde Müjdelerin programına katıldığımda 'Sana eski solcu diyebilir miyiz?' dediler ben de 'hiçbir şeyin eskisi yenisi olmaz' dedim. Sol bir zamanlar iyinin, doğrunun, güzelin ve o kavga içinde haklının yanındaydı. Ben de orada yerimi aldım. Ben ne tam solcuyum ne şucu ne de bucuyum... Ben hümanist bir insanım. Hümanist duyguları sol görüşlüler benimsediği için hep onların yanında oldum. Bugünkü Melike bütün insanları kucaklamak isteyen ve bugünkü dünya sisteminin aslında insanların hayrına yapılmış bir sistem olmadığına inanan bir Melike. Kocaman kocaman şirketler ve globalleşme içinde insanoğlunun oyuna geldiğine inanıyorum. Her insanın doğuştan bir melek olduğunu, saf ve masum olduğunu düşünüyorum. Ama sonradan bir güç kavgasına giriyor. Çok güzel bir cümle vardır; 'sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde dünya barışa kavuşacak.'

Yani masum doğan insan global oyunların içinde kendini kaybediyor...
Savaşlar, kan, revan... Hepsi bize dayatılan oyunların bir sonucu. Bu savaşlar güçlerine güç katan devletlere, silah satıcılarına yarıyor. İnsan saf sevgiden doğuyor. Ancak güçlüysen bu dünyada yaşayabilirsin gibi bir kanun oluştu artık. Halbuki açlık kader değil, dünyada herkese yetecek kadar bolluk var. Yeter ki eşit şekilde dağılsın. Bu ütopik bir şey değil çünkü insanlar uyanıyor artık.


KİMSEYE KİN BESLEMEDİM
 Bu düşüncelerin size acı verdiği hatta ülkeden uzaklaşmak durumunda kaldığınız zamanlar oldu. 80 sonrası yurtdışına gidip 11 yıl kaldınız. Haksızlığa uğramış gibi hissettiniz mi?
Bunu haksızlık olarak görmüyorum çünkü bu insanoğlunun cehaletinden geliyor. İnsanlar hep diğerlerine bir şey uğruna zulmedip, savaşıyor. Halbuki dünyanın ve evrenin işleyişini bilseler bunları yapmazlar. Bu darbeler... 12 Eylül darbesinden sonra Türkiye'ye hiç gelmeden yurtdışında yaşadım. Gelmeme tercihini kullandım, 1 sene kadar sonra yurda dön çağrısı yaptılar. O zamanın darbecilerinin yargısının tarafsız olmayacağına inandığım için de dönmedim. Dünyayı gezdim, şarkılarımı söyledim, burada yapılan haksızlıkları anlattım. Bu benim insani görevimdi. Kimseye kin, düşmanlık beslemedim. Biliyordum ki o insanlar kendi insancıl duygularına sahip olabilselerdi, yaptıklarını yapmazlardı. Bunlar hep bir sistemin oyunu. Ben de kendimce bu sistemin insanlar tarafından değiştirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Uğruna savaşılması gereken bir hayat yaşadığımıza inanıyorsunuz yani?
Savaş kelimesini sevmiyorum ama uğruna çaba harcamak gereken bir hayat bu. Esas iş kendi aslımızı bulmak. Bu güç odaklı duygulardan vazgeçmek zorundayız. Dünyanın para sisteminden güç gösterisine kadar insanların nasıl bir oyuna düştüğünü anlatan bir belgesel olan 'Zeitgeist Movie'nin izlenmesini öneriyorum herkese.

Albümde de 'Duyun Beni' isimli şarkı ile günümüzün global sorunlarından birine, küresel ısınmaya dair bir mesaj veriyorsunuz.
Bu insanlık görevimdi. Bu şarkı için Greenpeace ve National Geographic'ten destek aldık. Filiz Kaynak video klibinin montajını yaptı, Şafak Film 3 gün boyunca ücretsiz olarak stüdyolarını bize açtı. Emeği geçen herkes projede doğa aşkına ücretsiz olarak yer aldı. Bu klip Greenpeace Akdeniz'in web sayfasında yer alıyor. Şu anda dünyanın en büyük sorunu bu, ama Türkiye'de hala 47 tane kömürle çalışan termik santral projesi bekliyor. Greenpeace'in internet sitesinde milletvekillerine gidecek şekilde, dönüşebilir enerji kaynaklarına dönülmesine destek vermeleri için imza topluyoruz. Evimizin ampullerini dönüşebilir hale getirmekten, çöp ayrışımı ve suyumuzu tasarruflu kullanmaya kadar bireysel olarak da yapmamız gerekeni yapmalıyız.

Anlattıklarınızla bir mesaj vermek, hayatta bir şeyleri değiştirmek gibi bir misyonunuz olduğunu düşünüyor musunuz?
Kendime 'Neden geldim, niye varım' gibi soruları sorunca; her insanın bedenlenmesinin bir sebebi olduğuna, bu dünyanın bir tekamül yeri olduğuna inanıyorum. Evrene bir borcumuz var ve ne ekersek onu biçeriz.


Yılmaz Güney unutturuldu

'Arkadaş' şarkısı kadar filmi de önemli bir yer edindi bir kuşak için. Bu iki çalışma sizin için ne ifade ediyor?
Arkadaş şarkısına hiç klip çekilmedi, bugünlere kadar geldi... Yılmaz Güney Türkiye'nin yetiştirdiği çok önemli senarist, yönetmen ve oyunculardan biri. Ne yazık ki o da 12 Eylül'den sonra unutturulmaya çalışıldı. Yılmaz Güney'in eşi benim de çok sevgili dostum Fatoş Güney, Güney Film Vakfı aracılığıyla 'Arkadaşın' da 'Sürü'nün de videolarını çıkardı. Çok güzel bir 'Arkadaş' klibi çekelim ve arkada da filmden kareler görünsün istiyorum. Genç kuşaklar da Yılmaz Güney ve bu filmle bağ kursunlar, 'Arkadaş' böyle bir arkadaşlıkla doğdu bunu görsünler...
 

Şarkının 30 küsur senedir bu kadar etkili olmasının sebebi de bu hisler mi sizce?
30 sene daha da etkili olacak. Çünkü toplumlar bir inişe geçti; para kazanmak ve güç gösterileri içinde o insani duygular azaldı. Dostluk kavramı şarkılarda, kitaplarda kaldı. Belki de insanlar artık kaybettikleri duyguları şarkılarda arıyor, birbirlerine şarkılar aracılığıyla sesleniyorlar. Bu albümde hep birbirlerine seslenebilecekleri slogan şarkıları söylemeye çalıştım. Politik, çevre açısından değil aşk açısından da aynı şey geçerli. Albümde benim için çok özel anlamı olan bir şarkı daha var...

Hangi şarkı o?
Annemle düet yaptığım 'Rüzgarlı Bir Akşamüstü'. Bu şarkı annemin 1966 yılında söylediği bir şarkı. Hayalim annem birlikte şarkı söylemekti ama o artık asla şarkı söylemiyor. O yıllardan kalma plaktaki annemin sesine ben eşlik ettim.

'Sen zamanı durdurmuşsun' diyorlar

Küskünlükleriniz oldu, müzik piyasasından uzak kaldınız... Geri dönüşünüzde kaygı, belirsizlik, heyecan yaşadınız mı yoksa ortaya çıkmanın tam zamanı mıydı?
Aynen böyle oldu; tam da kendimi hazır hissettiğim dönemdi. Kendi ruhsal gelişmemi bir noktaya getirmiştim. Artık patlama zamanım gelmişti. Popüler olmak niyetinde değildim. Kendi bildiklerimi, kendi doğrularımı paylaşmak istedim. Hiçbir kaygım yok çünkü kendime güveniyorum, sevgiyle yaklaşıyorum. İnanılmaz enerji doluyum ve hiç olmadığım kadar mutluyum. Şarkıları seçerken hiçbir şey dinlemedim, bugünün müzik tarzına uygun olsun diye düşünmedim.

Doğal güzelliğinizin de sırrı bu enerji mi?
Yüzüme hayatım boyunca sadece krem sürdüm ve sahneye çıktığım zaman hariç makyaj yapmadım. Diyorlar ki 'sen zamanı durdurmuşsun!' E ben yarım yüzyılı geçtim, 52 yaşındayım. Ruhunu eskitmeyip, beslediğin sürece genç kalıyorsun.

Çocuklarınızı da bu düşüncelerle yetiştirdiniz değil mi?
Aynen... Bir yaşında torunum var; Duru. Kızım 29, oğlum 19 yaşında. Ben onları yetiştirdim şimdi onlar kendilerini yetiştiriyor. Bu albüme de katkıları çok. 'Geri Dönüşüm' fikrini oğlum verdi. Hem '11 sene sonra senin geri dönüşün' dedi hem de içeriğinin verdiği mesaj itibarıyla çok uygun olduğunu söyledi.

SELİN ÖZAVCI
selin.ozavci@aksam.com.tr

  • Diğer Haberler

İletişim |  Künye |  Siesta | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3