AKŞAM GAZETESİ | Mehmet Kenan Kaya | 2009-03-08

kategori2

'İhtiyar diktatörlerle tanışmayın çünkü onları sevebilirsiniz!'

18 yıldır Marmaris'te yaşıyordu. Geçen yıl sonu 'sayfiye sıkıntı'ndan bunaldığını ima edip İzmir'e taşındı. Tebdili mekandaki ferahlığın asıl gerekçesi 'güvenlik'ti ama... Paşa'mız böyle bilinmesini istemedi. 'İzmir'de akrabalarım ve arkadaşlarım var' deyip geçiştirdi.
Şimdi, bir askeri lojmanda aşçısı ve hemşiresiyle mutlu bir hayat sürüyor.
Ara sıra gazetelerde göğsüne kadar çektiği pantolonuyla karikatürleşen fotoğrafları yayımlanıyor. '7'nci Cumhurbaşkanı' sıfatıyla ülke meseleleri hakkında ahkam kesiyor. Cici muhabir kızlar da bu sözleri ciddiye alıp haber yapıyor.
Tabii bir de, 'Evren'sel ölçülerdeki ressamlığı var ki... Ferik Tevfik, Şeker Ahmet, Hüseyin Zekai gibi asker-ressamlar mezarlarında ters dönmesin diye bu bahsi pas geçiyorum.
Sadece pazar neşesi diye şunu yazayım.
Kenan Paşa, 2006 yılının 6 Haziran gecesi sahnede Sibel Can'ı izlemiş ve müllahhamlıktan obezite sınırına geçmeye hazırlanan assoliste 'Tam olmuşsun Sibel, bravo. Senin resmini yapmak lazım' demişti.
Ama... Ultra-geç andropoz krizindeyken dudaklarından dökülen bu laf, Picasso'nun bir tablosuna bakıp söylediği 'Ne var, bunu ben de yaparım' başyapıtının gölgesinde kaldı.
Bir de 'Gazinocu Fahrettin Aslan, Emel Sayın'ı bir Paşa'ya götürdü' dedikodusu vardı ki, en eğlencelisi oydu.
'O paşa, siz misiniz?' sorusuna öfkelenen 'Tonton Amca' aynen şunları söylemişti: Yıllarca bizi yakıştırdılar. 'Bir paşa' denince akla niye ben geliyorum. Başka paşa mı yok Türkiye'de? İfrit oluyorum artık Emel Sayın konusuna. Çileden çıkıyorum!
Evet, haksızlık ettiğimin farkındayım.
Çünkü Marmaris Şövalyesi, Paşa Ressam, Çapkın İhtiyar, Tonton Amca gibi sıfatlarla sevdiğimiz bu şahsiyet, makaraya sarılamayacak kadar ciddi işler de yaptı bu ülkede.
Mesela, bir sabah erkenden kalktı, tıraşını oldu, üniformasını giydi ve ülke yönetimine el koyduğunu açıkladı. 
Ve ne yazık ki askeri darbesi, resimlerindeki fırça darbeleri kadar dandik değildi.
Birkaç ayda 1 milyon 683 bin kişiyi fişledi. 650 bin kişiyi gözaltına aldırdı. O kadar çevikti ki, işkence odalarında ölenlerin, sakat kalanların, cesetleri gizlice gömülenlerin hesabı bile tutulamadı.
Sonrası malum. 'Beşibiryerde'sini bozmaya karar verince 7 yıl Köşk'te takıldı. Emekli olunca da Marmaris'teki villasına çekildi.
Ama vefakar Türk halkı onu hiç unutmadı. Paşa'sına olan minnet borcunu okullara, kültür merkezlerine ismini vererek gösterdi. İstedi ki, 'Cumhuriyet tarihinin en azgın darbecisi'nin adı sonsuza dek yaşasın!
Şimdi, tek iyi haber şu:
İzmir İl Genel Meclisi geçen salı günü oybirliğiyle bir 'temenni kararı' aldı ve Türkiye'ye 'Evrenpaşa İlköğretim Okulu ile Kenan Evren Anadolu Lisesi'nin adları değiştirilsin' çağrısında bulundu.
Ve böylece 'darbeci general'i 'tonton dede'ye dönüştüren akıl tutulması sona erdi.
Biri söyledi ve Kral'ın çıplak olduğu görüldü işte...
Değiştirirsiniz, değiştirmezsiniz ben bilmem.
Sadece şunu merak ediyorum: O okullarda okuyan çocuklar, 'Evren Paşa kim?' diye sorunca  öğretmenleri ne anlatıyor?
Selimiye'deki işkence odalarını mı?
'Tam olmuşsun Sibel' diyen ihtiyar çapkını mı?

One Minute iç sakinleş!

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile eşi Ahsen Hanım, perşembe günü ABD'den döndü. 5 damarı değiştirilen Bakan Bey, havaalanında bandoyla karşılandı. Ahsen Hanım, mistik bir şov yaparak 'Bizi Cleveland'daki hastaneye Allah yönlendirdi' dedi. Ama bütün bunlara rağmen haftanın en formda Unakıtan'ı, oğul Abdullah oldu. Davos krizini bile ticarete uyarlayan Abdullah Bey, Başbakan'ın 'One Minute' sözünün marka tescili için başvuruda bulundu.
Ancak müstakbel markasıyla piyasaya ne süreceğini açıklamadı. Ama ben birkaç ürün buldum:
n Prezervatif: 'Erken boşalanlar için 'Van Minüt, kalk git' sloganıyla piyasaya sürülebilir.
n Antidepresan: Yeşil reçeteyle satılan ve etkisini bir dakikada gösteren mucizevi ilaç. Öfke nöbetindeki siyasetçilere 'Gazlamadan önce One Minute yutun, hapı yutmayın' sloganıyla pazarlanabilir.
n Saat: Ancak bunun için 60 saniyeyi 7 dakikada tamamlayan bir mekanizma icat etmek gerekiyor. Hedef kitle: 'Bana yeterli süre vermediniz' diye moderatörlere sinirlenen konuşmacılar. Sloğanı: 7 dakika konuş, One Minute göstersin. Bir de sınırlı sayıda üretilmeli ve pahalı olmalı. Sonra Zekeriya Beyaz Hoca da falan da alır, aman diyeyim!

Türk'ün  yeni buluşu: Çaya çorbaya Avea

'66 TL'ye her yöne konuş' sloganıyla abone çekmeye çalışan Avea, haftanın mağduru oldu. Türk'ün pratik zekasına yenik düşen şirket, 'ticari amaçlara alet edildiği' gerekçesiyle kampanyayı durduğunu açıkladı.
Süreç şöyle işledi:
l Kampanyadaki açığı bir lokantacı buldu. (Türk olduğu için 'İyi çorba nasıl yapılır?' diye değil, 'Kötü çorba nasıl yutturulur?' diye düşünüyordu çünkü.)...
l Zihnindeki ilk şimşek 'Madem bedava, 24 saat konuşabilirim'le çaktı. Ardından ikincisi geldi: Hatta başkaları da konuşabilir!
l Üçüncü şimşekten '1 çorba iç, 10 dakika bedava cepten konuş' sloganı çıktı. Bez afişe yazdırıp dükkanına astı. Çorba kazanı 5 dakikada boşalınca komşular da uyandı.
l Afişler yurdun dört bir yanına yayıldı. Çaresiz kalan Avea, kampanyayı durdurdu.
l Elimde lokantacının afiş önünde çekilmiş bir fotoğrafı var. Teferruatını anlatmayayım ama... O kafada bu kadar şimşek, bence asıl mesele bu!

SONUNDA OLDU:

Cumhuriyet Halk Piyesleri (CHP okunuyor) bu hafta da sürdü. Bağcılar'da açılan çadır tiyatrosunda yine komedi sahnelendi. İşte iki perdelik oyunun özeti:
1. PERDE
'Yeşil açılım'a alışamayan partililer, Kemal Kılıçdar-oğlu'nun Bağcılar'daki seçim gezisine katılan çarşaflı bir kadını 'provokatörlük'le suçlayarak tartaklar. Kavga sırasında kadının üzerindeki çarşaf parçalanır ve siyaseten fiyaskoya dönüşen 'aç'ılım, kumaşın yırtılmasıyla fiziken gerçekleşir. Çarşaf açılır, açılım yerini bulur!
2. PERDE
Mağdur kadın yeniden sahneye çıkar ve kendisine acıyarak bakan kalabalığa aslında çarşaf giymediğini, daha önce 3 kez CHP'den aday olduğunu, açılımın samimiyetsizliğini ispat etmek için 'çarşaf testi' yaptığını söyler.
Final sahnesi Genel Merkez'de geçer ve üzgün görünen Deniz El Baykal, gülmekten çene kasları ağrıyan seyirciden özür diler.

Sen de çök ama kalkma olur mu!

Mikail Göleli'yi 1995 seçimlerinin MHP Iğdır adayı olarak tanıyoruz. Bir de Abdullah Çatlı'nın kankası sıfatıyla... Göleli, salı günü MHP'nin Iğdır Belediye Başkan Adayı Ali Ekber Yeşil'e destek vermek için memleketine gitti ve kent merkezinde bir konuşma yaptı.
Söylediklerinde belagatten başka bir şey olmadığı için alıntılamıyorum.
Ama miting alanında yaptığı utanç verici şov, galiba yıllarca hafızamdan silinmeyecek.
O da şu:
Göleli bir elinde mikrofon, öteki eliyle birtakım işaretler yaparak Iğdırlılara 'Çök' diye komut veriyor.
Meydanı dolduran 1000 Iğdırlı çöküyor.
Göleli 'Kalk' diyor, Iğdırlılar kalkıyor.
Ve neredeyse ayinselleştirilen bu sahne 3 kez tekrarlanıyor:  Çök kalk, çök kalk, çök kalk!
Her 'Çök kalk' için bir soru  sorsak:
1 Halkı çöktürüp kaldırmanın bir anlamı, yan anlamı, mecazı, mantığı var mı?.
2Hadi hazret eğleniyor diyelim... Çöküp kalkanların aklı yok mu? 1000 kişiden bir teki bile 'Yahu biz niye çöküp kalkıyoruz' demiyor?
3Bir de... Yazmak can sıkıcı ama...  Bir atasözü vardır hani: Deveye 'Neren eğri?' diye sormuşlar... 'Hepimiz bir fidanız abi' demiş!