AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-03-10

kategori2

Faşizme karşı omuz omuza

İslamcılara sorarsanız, türbanı üniversitelerde serbest bırakmayanlar 'faşist.'
Ulusalcılara sorarsanız, 'darbe planı bir düşünce suçudur' ve dolayısıyla darbe düşüncesini cezalandıranlar, 'faşist.'
Irkçılara sorarsanız, devleti ırk değil de ulus esasına göre tanzim edenler, 'faşist.'
Demokratlara sorarsanız, hem ulusalcılar, hem İslamcılar, hem milliyetçiler, hem de ırkçılar 'faşist.'
Türkiye, tarihi boyunca faşizme karşı direnişte böyle geniş bir mutabakat yaşamadı.
Artık herkesin hayali bir düşmanı var ve o düşmanın adı muhakkak surette faşist.
(Tabii bu arada, Türkiye'deki her ideolojinin faşistleşmiş olabileceğini iddia edebilecek donanımda entelektüeller de vardır muhakkak, ama şimdilik onlar bir kenarda dursun, biz 'sıradan adam'ın serencamına bakalım...)
Maksat üzüm yemek mi, bağcı dövmek mi?
Maksat, nerede kalmışsak, oradan oturup ağlayalım halimize mi yoksa bunalımdan fırsat çıkartmak mı?
Bana entelektüeller ağlaşırken, Türk milleti fırsattan istifade ediyor gibi geliyor.
Bakın bütün Türkiye; İslamcısı, ulusalcısı, milliyetçisi, ırkçısı, demokratı kapitalisti, aynı anda 'Faşizme karşı omuz omuza,' sloganı atıyor.
İktidar, bir faşizm tehlikesine karşı direniyor; muhalefet iktidarı faşistleşmekle suçluyor.
Demek ki artık şeytanımızın ortak adını koyduk. Mesele şeytanın yerini bulmakta...
Herkes umutsuz, herkes mutsuz, herkes endişeli... Bense bilakis, hemen her politik cenahın ağzından 'faşizm'e karşı direniş sözleri duydukça seviniyorum.
Bu ortaklık şunu gösteriyor bize:
Hem İslamcılar, hem demokratlar, hem ulusalcılar, hem ırkçılar... Yani herkes ötekine göre, faşist olabiliyor ise..
Faşizm bu topraklarda bir ideolojiye değil, öfkeli ruhları dışavurum biçimlerine verdiğimiz isim, demektir..
Bu, faşizmi bir ideoloji olarak değil, bir tutum olarak da algılıyoruz ve artık kesinlikle ayıplıyoruz anlamına da geliyor.
Bir adım sonra, şeytanın yerini tespit edebileceğimize, her birimizin içinde birer 'küçük faşist' dolaştığını fark edeceğimize inanıyorum.
Her satır başında, her gazete köşesinde, her televizyon konuşmasında 'faşizm,' sözcüğünü duyuyorsak...
Toplum, ruhundaki faşizmi tasfiye ediyor, kalbindeki kirleri temizliyor gibi geliyor bana...
Üzerine konuştuğumuz şey, 'gelen' değil, 'geçen şey'dir aslında.
Biz Türkler;
Komünizm tehlikesini konuşup, komünizmi tasfiye ettik...
Şeriat Devleti tehlikesini konuşup, Şeriat Devleti tehlikesini tasfiye ettik...
Faşizm'i konuşup faşizm tehlikesini tasfiye ediyoruz şimdi...
İktidardan muhalefete; her kesimin endişesi faşizm ise bugün, demokrasi kurumsallaşıyor olmasın sakın?

E, ne oldu şimdi?
Biz boşuna mı buraya, Amerika'nın değişen politikasını okuyamadan Amerikancılık yapmaktan vazgeçin, 'Türkiye, cehaletten Amerikan karşıtlığına düşmüş samimi Amerikancılar ile doldu,' diye yazdık?
Biz boşuna mı bu sütuna, 'Filistin sorununu İsrail'e çözdürülecek,' tezini koyduk?
Biz boşuna mı, 'Tayyip Erdoğan'ın Davos çıkışı ile dalga geçmeyin, dünya konjonktürüyle uyumludur, diye boğazımızı yırttık? Biz boşuna mı, 'Modası geçmiş İsrailcilik yapmayın, İsrail artık o İsrail değil,' dedik?
Biz boşuna mı...
Her neyse.
Alın işte Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı, hani 2000 yılında, 'Ben İsrail'in kuvvetli bir müttefikiyim,' diyen Hillary Clinton'ın dünkü açıklamasını:
'TAM BAĞIMSIZ FİLİSTİN DEVLETİ'NİN KURULUŞU KAÇINILMAZDIR.'
Peki iki gün önce ne yapmıştı?
Filistin'e yardımların hızlandırılması için İsrail'e ayar çekmişti.
Şimdi, işkembe-i kübra'dan atan, 'eyvah, eyvah, Tayyip Erdoğan başımızı belaya soktu, bu İsrail, bu Amerika bizi iflah etmez, diye eteklerini döven 'uzman'lardan bir ses bekliyorum, desem yalan olur...
Bir yazar, illa muhalefet edeceğim, 'karşıyım karşı Tayyip'e karşı' diye hiç bilmediği, hiç okumadığı, hiç takip etmediği konulara kolbastı oynar gibi atlayarak kendisini böyle komik durumlara düşürmez ki...