AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-03-10
Emre Belözoğlu'na artık herhangi bir saygım yok. Benim için karşımdaki insanı sevmesem de, yaptıklarını onaylamasam da, eğer zekiyse saygı duyarım. Kötülükte de, öfkede de, nefrette de zeka ararım.
Hafta sonu Kayserispor-Fenerbahçe maçında yaptıklarını görünce Emre Belözoğlu'na duyulacak en ufak bir saygı kırıntısının içimde olmadığını fark ettim. Sadece çok ama çok üzüldüm: Kendisini bu hallere düşürdüğü, böylesi nefret edilebilir biri haline geldiği için.Hıncal Abi'ye defalarca karşı çıkmıştım oysa Emre eleştirilerinde...
O maçı gördükten sonra 'Az bile söylemişsin' diyorum, ellerin dert görmesin Hıncal Abi!
Peki bu çocuk eleştirilerden ders alıyor mu? Anlıyor mu? Kendisine çeki düzen veriyor mu?
Hayır, aksine kendisine sadece alkış tutup gaz veren ve yanlış kararlar alanların sözlerini dinliyor... Tayyip Erdoğan gibi... Fatih Terim gibi... Ego içinde öylesine şişmiş ki. Kendisine dışarıdan bakamıyor, başkaları da onun egosundan korktuğundan söyleyemiyor.
Pazar gecesi maçta yaptığı o 'boğaz kesme' hareketi neydi?
Nasıl yorumlanmalı, nasıl bir açıklaması olmalı?
Daha Etiler'de boğazı kesilerek çöp kutusuna atılan genç kızın bedeni soğumamışken o cinayete gönderme yapan bir hareket ne anlama geliyor?
Niyeti bu olmasa bile, bu cinayete bağlanmayacağını nasıl akıl edemedi Emre? Nasıl yorumlanacağını hiç düşünmedi mi?
Aklının ucundan bile geçmediyse şaşırmam.
Kamuoyunun önündeki insanlar anlık tepkilerinin bile nereye çekilebileceğini o saniyenin binde biri kadar sürede düşünüp, hesap etmeli.
Bir süredir şunu gözlemliyorum: Emre futbol kalitesi olarak sürekli düşüşte, bu da onu öfkelendiriyor. Onu destekleyen, seven kitlede de büyük bir azalma var. Bir insanın, görkemli bir kariyerinin ardından, daha o kariyer bitmeden bunu yaşaması elbette kolay değil.
Ama Emre bu öfkeyle mücadele etmek yerine giderek aslına dönüyor: Zeytinburnu varoşundaki bir küçük erkek tavırları edinmeye başlıyor. El kol hareketleri, söylem, kullanılan kelimeler, sonra da bu zavallı sokak çetecisi hareketi? Emre'yi sevmemize sebep olan ne varsa alıp bizden götürdü.
Ve bütün bu öfke, Emre'nin zekasından çalıyor maalesef. İşte bu yüzden de saygı duymuyorum.
Bu 'boğaz kesme' hareketi çok tehlikelidir; Hrant Dink cinayetinin ardından beyaz bere giymeye benzer.
Cinayete, katillere, silaha, şiddete onay vermektir. Provokasyona alet olmaktır. Bir 'mesajdır' bu.
Kaldı ki Emre'nin sicili zaten kirlidir. Bu 'boğaz kesme' hareketi o kirli sicile bir madde daha olarak eklenmiştir.
Asıl acı olan da şu: Emre bu sicille futbolumuzun mucizevi çocuğu olmaktan futbolumuzun en tartışmalı figürlerinden biri olmaya geçişi çok hızlı tamamladı.
28 Şubat'ı bir Andıç'a indirgediler
Bugün 28 Şubat'ın kimi televizyon kanallarında tartışılmasının, köşe yazarlarının yıllar sonra o dönemle ilgili ifşaatlarda bulunmalarının altında artık kodları belli olan 'psikolojik harp' yatıyor. Rüzgar askeri yıpratmaktan yana esiyor ya, bunun çeşitli aşamalarından biri de geçmişin intikamını şimdi almak.
Neden gazeteciler söz gelimi iki sene önce açıklamıyorlardı 28 Şubat'la ilgili bildiklerini de şimdi konuşuyorlar? Neden bir sene sonra değil de şimdi?
Çünkü toplu hareket emri şimdi verildi de ondan.
Ancak bu emri canla başla uygulayanların hevesini anlamak da çok kolay. Kendilerine 'mağdur' rolü biçildi ve bugün koroya ayak uydurmalarının tek sebebi geçmişin intikamını almak. Bu bir ideoloji kavgası falan değil; kısaca askerlere 'Dün bize bunları yaptınız, bugün de biz sizi yıpratıyoruz' mesajı vermek...
O yüzden de koskoca 28 Şubat'ı, tarihimizin en önemli dönemeçlerinden birini, indire indire bir Andıç'a indirgediler. Zaten 28 Şubat'la ilgilenmelerinin tek sebebi bu andıç. Topluma nasıl etkisi olmuş, neleri değiştirmiş, sonuçları neler, Türkiye nasıl bir yere seyrilmiş önemli değil. Oralarda hiç değiller, ilgilenmiyorlar bile.
Varsa yoksa 'Ben Andıç'landım ve işten atıldım' edebiyatı. Çünkü Türk aydını olaylara her zaman kişisel bakar ve bu çerçeveden değerlendirir. Resmin bütününe bakamazlar.
O yüzden de 28 Şubat kararlarının sadece Andıç'tan ibaret olmadığını anlamak istemezler.
Oysaki bu dönemeç Türkiye'de bazı iyi şeylerin olmasına da sebep oldu. Adil bir değerlendirme yapılacaksa Andıç'ın dışına çıkmak da gerek.
Mesela sekiz yıllık temel eğitim 28 Şubat kararları arasındadır. Türk Eğitim Tarihi'nde bir devrimdir bu.
Kuran kurslarının merdiven altlarından, yeraltından çıkartılıp bir düzenlemeye tabi tutulması, dini molla ve tarikatlara bıraktıtılmaması da 28 Şubat kararları arasında yer alır.
Ve bu iki karar da Andıç'tan çok daha önemli, Türkiye açısından çok daha kritik dönüm noktalarıdır.
Andıç'çı gazetecilerin tek özelliği ise mağduriyeti PR'a çevirme becerileridir sadece.
Nihayet 'Milk' görücüye çıkıyor
Bu seneki Oscar ödüllerinde Dustin Lance Black'in ve Sean Penn'in ödül almasına ve de tabii ki o duygusal ödül konuşmalarını yapmalarına sebep olan 'Milk' nihayet beyaz perdeye yansıyor. İstanbul Film Festivali'nin bu yılki programında gösterilecek ve Türk izleyiciyle nihayet buluşacak Gus Van Sant'in filmi... İKSV'nin bu yılki programında 'Milk' başta olmak üzere pek çok ilginç film de var, yeri geldikçe konuşuruz yine. Ama ilk olarak 'Milk'i müjdelemek istedim. Festivalin diğer filmleri bugün açıklanıyor.
Birkaç ipucu daha vereyim: 'Der Baader Meinhof Complex', 'Sunshine Cleaning' ve 'Il Divo' merak ettiğim fimlerin arasında.