Serdar Turgut serdarturgut@superonline.com

kategori2

OSCAR TÖRENiNiN ARTIK TADI YOK

Oray bana yine kızacak ama ben artık iyi film yapılmadığını ve Oscar ödül töreninin de eski heyecanının kalmamış olduÄŸunu düÅŸünüyorum...
Tabii ki 'Åžu film ÅŸu açıdan iyi' denilebilir ama benim demek istediÄŸim; sinemada artık ışıklar söndüÄŸünde içimde kabaran o heyecanı artık yakalamıyorum.
Özetle demek istediÄŸim ÅŸu: Bir 'Godfather'ı ilk kez New York'ta sinemada izlemeye gittiÄŸimde ışıklar sönünce ve o yürek parçalayan müzik baÅŸladığında içimde kopan fırtınayı 'Slumdog Millionaire' adındaki filmi izlerken de hissedebilmem mümkün deÄŸil.
Bugün yine 'Acaba sorun bende mi yoksa objektif nedenler de var mı?' arayışında olacağız. Biliyorum son zamanlarda sayısı arttı bu tür yazılarımın. Ama bendeki arayışlar yoÄŸunlaÅŸmış durumda, ne yapayım...
BaÅŸtan söyleyeyim; bu bir 'film tarihi' çalışması deÄŸil. Her filmi her yönetmeni ele alıyor olmak iddiası yok bu yazının. Sadece 1970'li yıllarda o kadar fazla önemli film yapılmış olmasının ve daha sonra bu yılların sinemanın 'Altın Çağı' olarak nitelendirilmesine yol açan kültürel ve sosyolojik faktörleri kısaca ele almaya çalışacağım.
Bu yazı sadece çok daha kapsamlı ve uzun bir çalışmanın giriÅŸ bölümüne hazırlık olarak görülürse sevinirim.

Fransız 'New Wave'I

O dönemin başında Fransa ve İtalya'da alışıldık film dilinden sıkılmış, yeni film çekme yöntemlerini denemek ve yeni bir sinema dili oluÅŸturmak isteyen insanlar ortaya çıkmıştı.
Bunlar hiçbir zaman organize bir ÅŸekilde çalışmadı. Sadece bazı isimler birbirlerine paralel çalışırlarken aynı film teknikleri ve diliyle deneyler yapmaya baÅŸladılar. Bu da ekolü oluÅŸturdu. Jean Luc Godard, François Truffaut, Claude Chabrol ve Louis Malle'nin ortaya çıktığı ve 'ÅŸaheser' diye adlandırılabilecek filmler yapmaya baÅŸladıkları dönemdi o.
Bir de tabii ki yapılanları anlamlandırıp anlatmaya adanmış bir dergi de yayınlanmaya baÅŸladı o dönemde: Cahiers du Cinema. Yayınlandığı anda klasikleÅŸen ve tarihe geçen bu dergi, sinemada 'Auteur teorisi' denilen film teorisinin savunucusu oldu. 'Auteur teorisi' film yönetmenine bir roman yazarı olarak bakılmasını ve ürününü roman eleÅŸtirisi tekniÄŸiyle eleÅŸtirilmesi gerektiÄŸini söyleyen bir film eleÅŸtirisi ekolüydü.

'New Wave' Amerika'da

Aynı zamanda Hollywood'un geleneksel olan sinema dilinden artık sıkılmış olan ve yeni bir dil yaratmak, yaratıcı olmak isteyen bazı gençler vardı New York'ta. Hepsi de ÅŸehrin 'Little İtaly' adlı bölümünün sokak kültürüyle yetiÅŸmiÅŸ olan bu gençler Harvey Keitel, Martin Scorsese, Robert de Niro ve Francis Ford Coppola adlarını taşıyorlardı.
Arayış içindeydiler ama ne aradıklarını da tam bilmiyorlardı. Bu arada ÅŸehrin etkili haftalık gazetesi olan 'Village Voice'ta yazmakta olan Andrew Sarris adlı eleÅŸtirmen, İngilizce'ye 'Author teorisi' olarak çevrilmiÅŸ olan 'Auteur teorisi'ni anlatmaya ve savunmaya baÅŸladı.
Bundan sonra gençlerin ilgisi 'New Wawe' sinemasının önemli filmlerine çevrilmiÅŸti. Onlardan yeni bir dil öÄŸrendiler ve uygulamaya soktular. 1970'li yılların başında bir patlama yaÅŸandı ve 'Mean Streets' ve 'Taxi Driver' (Scorsese iki filminde de Keitel ile Niro'yu oynatmıştı) gösterime girmiÅŸti. O iki filmin yarattığı dalgalanma sürerken birden 'Godfather' filmi geldi. 'Upper West Side'daki filmin ilk gösterildiÄŸi sinemadan çıktığımda gerçeÄŸe dönebilmekte çok zorlandığımı hatırlıyorum. O gün bende bir sinema bağımlılığı baÅŸlamıştı.

Jules ve Jim'in önemi

Truffaut'un bu filmi, kullandığı teknik ve içeriÄŸi ile elbette hak ederek sinema tarihine geçmiÅŸtir ama filmin sinema tarihi açısından bir baÅŸka önemli yanı da vardı. Truffaut, çeÅŸitli sinema dillerini ve kamera tekniklerini birbiri ardına kullanmıştır filmde. Bu açıdan 'Jules and Jim' bir anlamda sinema dili hakkında bir tür ansiklopedik bilgi kaynağı gibidir.
Filmin kameramanı Raoul Coutard kamerası ile 'Yeni dalga' filmciliÄŸin yeni dilini arar gibidir. O kameraman daha sonra 'Yeni dalga' akımının bir baÅŸka büyük yönetmeni Jean Luc Godard ile de çalıştı. Bu bile filmde sadece direktörlere merkezi önem veren 'Auteur teorisi'nin yanlış olduÄŸunu gösterecek önemde bir hatırlatmadır.

Kael-Sarris kavgası

O dönemde New Yorker dergisinin film eleÅŸtirmeni olan Pauline Kael, 'Cahiers du Cinema' dergisi tarafından ortaya atılan ve Amerika'da 'Village Voice' haftalık gazetesinde yazmakta olan Andrew Sarris tarafından öÄŸretilmiÅŸ olan olan 'Auteur teorisi'ne karşı büyük bir savaÅŸ açtı.
Kael, dergideki  bir yazısında 'Auteur teorisi'ne verdi veriÅŸtirdi. Sarris bu düello çaÄŸrısını kabul etti.
Benim hatırladığım kadarıyla eleÅŸtiri tarihinin en kanlı canlı tartışmalarından bir tanesi de böylece baÅŸladı.
Çok öÄŸretici ve yazılar tekniÄŸi ve keyfi açısından çok da şık bir tartışmaydı bu. Sonunda bence büyük eleÅŸtirmen Pauline Kael kazandı tartışmayı. Çünkü filmler gerçekten de kolektif bir çabanın ürünüydü. Sadece yazar gibi algılanan yönetmene prim verilirse yanlış yapılmış olabilirdi.
O tartışmadan sinema teorisi açısından çok ÅŸey de öÄŸrenildi.
Hatırlıyorum, o dönemde New York kafelerinde 'Sarrisçiler' ve 'Kaelciler' birbirlerine yakın masalarda bile oturmazlardı.

Filmlerin adı bile yeter

Ben birkaç 'Magnum Opus' sayılabilecek filmin ismini vermiÅŸ olabilirim ama döneme 'Altın ÇaÄŸ' dememin nedenini hala daha sorgulayanlar varsa 1970'lere ait birkaç filmin daha adını yazarsam bana yorumumda hak verirsiniz sanıyorum. Onların sadece adı bile yeter bu yorumun yayılmasına:
'Taxi Driver' ve 'Godfather' filmleri dışında 1970'li yıllarda birbiri ardına gösterime giren bazı filmler ÅŸöyleydi:
'Last Tango in Paris' (1972), 'The Last Picture Show' (1971), 'Sleeper' (1973), 'All That Jazz' (1979), 'Annie Hall' (1977) 'Marathon Man' (1976), 'Saturday Night Fever' (1977), 'The Conversation' (1974), say say bitmez. Daha çok film var. ÖrneÄŸin 'Star Wars', 'Chinatown', 'Catch-22', 'Jaws', 'Network'...
Aslında ben haksızlık yapıyor olabilirim. Bu filmlerle bugünün filmlerini karşılaÅŸtırmak haksızlık olabilir.

Bence Oscar artık kaldırılmalı

Çünkü Oscar'a layık en son film bence Robert de Niro'nun oynadığı ve Scorsese'nin çektiÄŸi 'Raging Bull' filmiydi. Yani sinemanın 'Altın Çağı' 1980 yılında kapanmıştı.
Siz istiyorsanız 'Slumdog Millionaire'i sevin, alkışlayın, ben almayayım teÅŸekkür ederim. Ben baÅŸka tür sinemaya alışık olarak yaÅŸamışım ve yenisine alışamıyorum, ne yapayım?
Oscar ve sinema heyecanını gençliÄŸimde benim yaÅŸadığım ÅŸekilde yaÅŸamakta olan Oray EÄŸin 1970'lerde New York'ta olabilseydi eminim ki heyecandan çoktan ölmüÅŸtü bile ve o da bugün film seyretmekte zorlanıyor olabilirdi.



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3