Cumhuriyetçiler yoksulları ne zaman unuttu? Oturup bir düÅŸünelim, ne zamandır köy çocuklarını birer bakan, birer müsteÅŸar, birer büyükelçi olarak hazırlamıyorduk?
Ne kadar uzun zaman oldu, gecekondu mahallesinden bir çaÄŸdaÅŸ lider çıkmayalı?
Kaç zamandır iÅŸçi çocuklarının doktor, mühendis, atom fizikçisi olma hakkı bizi ilgilendirmiyordu?
Ne zamandan beridir, 'imtiyazsız, sınıfsız, kaynaÅŸmış bir kitleyiz,' sözünü hatırlamıyoruz?
Sahi söyler misiniz, babadan oÄŸula geçen bir dar çevre iktidarına hangi endiÅŸelerle teslim olduk?
Komünizm ve ÅŸeriat tehlikesine karşı aldığımız tutum, tarihin hangi talihsiz noktasında 'yoksulları' unutturdu bize?
Bu soruların cevabını bulmaya çalışırsak, bir yoksulun, bir köylünün, bir iÅŸçinin çocuÄŸunun, neden laik kalarak ve cumhuriyetin ilkelerinden ödün vermeden hayat inÅŸa edemediÄŸinin de sebebini buluruz belki.
Belki artık; bürokraside yükselmek, bir tıp eÄŸitimini finanse edebilmek ve hatta büyükÅŸehirde yaÅŸayabilmek için yoksulların neden cemaatlerin ve tarikatların kapısında yattığını da anlayabiliriz.
Halkevleri kapatılırken sesi çıkmayanlar, Köy Enstitüleri'nin kapısına kilit vurulurken görmezlikten gelenler, Tarım Kooperatifleri iÅŸlevsizleÅŸtirilirken 'iÅŸine bakanlar'; hesap vermeli ÅŸimdi.
Siz sanıyor musunuz ki, o cemaatlere, o tarikatlere intisab edenlerin tümünün beyni bir baÄŸnazlık örtüsüyle kapanmış?..
Siz sanıyor musunuz ki, ÅŸu veya bu cemaate, ÅŸu veya bu tarikata kapağı atanların tümü bir ÅŸeriat devleti özlüyor?..
Denklem aslında bir Analiz'i gerektirmeyecek kadar basit:
Adıyaman'daki Hacı'nın oÄŸlu da, Tarsus'taki çiftçi nenenin gözünün nuru torunu da diplomat olmak istiyor, doktor olmak istiyor, yoksulluÄŸun çilesini çekmeden onurlu bir hayat sürdürmek istiyor.
Cumhuriyet'in kuruluÅŸ felsefesi bu çocuklara 'fırsat eÅŸitliÄŸi' vermek üzerine kuruluydu.
Birkaç fobi ve bazı haklı endiÅŸelerden faydalanan 'Dar Çevre TeÅŸkilatı' bu gerçeÄŸi unutturdu bize.
Biz bu gençlere kaç zamandır, diplomat olma, doktor olma imkanı veremiyoruz.
Cemaatçiler veriyor.
Durum bundan ibarettir.
Aynı insan kaynağından beslenen Silahlı Kuvvetler'de benzeri gelişmeler niye yaşanmıyor, anlamıyor musunuz?
Çünkü Silahlı Kuvvetler, fırsat eÅŸitliÄŸi konusundaki tutumuyla Türkiye'nin en demokratik kurumu da ondan.
Bakın, örneÄŸin CHP denilen partinin marjinalleÅŸmesinden tarikat ve cemaatlerden daha çok Cumhuriyet'in 'fırsat eÅŸitliÄŸi' ilkesini imha eden 'Dar Çevre TeÅŸkilatı' mesuldür.
Çiftçinin çarıklı evladına, iÅŸçinin yoksul kızına cumhuriyet ilkeleri çevrçevesinde eÄŸitim ve iÅŸ fırsatı vermek Türkiye Cumhuriyeti'nde Devlet'in iÅŸidir.
CHP, devlete bu talebi hatırlatan vicdanın partisi değil miydi?
Mustafa Kemal'in mirasına sahip çıkmadan, fırsat eÅŸitliÄŸini yoksula da, çiftçiye de köylüye de, dindara da, dinsize de tam anlamıyla saÄŸlayacak bir hedef koymadan ÅŸikayet etmeye kimsenin hakkı yok.
Sizin yapmanız gerekeni AK Parti yapıyor ve 'sol refleks'i CHP deÄŸil de, AK Parti gösteriyorsa, o yoksulları tarikatlarden devlete AK Parti taşıyorsa...
Bırakın ÅŸimdi afrayı tafrayı da, alın önünüze Halkevleri, Köy Enstitüleri, Tarım Kooperatifleri, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu dosyalarını baÅŸlayın çalışmaya...
DüÅŸtüÄŸünüz durumun, ilgisi olduÄŸu en son konu, 'laiklik'...