AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-03-11
Bu toprakların kültüründe Baküs var.
Bağbozumundan sonra başlayan ve günlerce gecelerce süren eğlenceler var.
Bu toprakların kültüründe 'halay' var.
Ekini kaldırdıktan sonra, köyün meydanında bir Kürt'ü, bir Ermeni'yi, bir Türkmen'i, bir Yahudi'yi omzundan tutup coşkuya katmak var.
Bu toprakların tarihinde sevinç var.
Münzevi manyaklar gibi, marazi sevgilerle kendi köşemizden birbirimizi sevmek yok.
Bu bireysel sevgileri bir talep formuna dönüştürüp,
'Ben seni seviyorum, sen de o zaman başını örtme, bacağını açma,' demek yok.
Halayda omzundan tuttuğunun nesebini, dinini, meşrebini araştırmak yok.
Bu toprakların tarihindeki sevinç, bizi birbirimize bağlayan şey.
Sevinç, platonik bir manyak gibi, bir köşede kendi kendine gerçekleştirilebilen bir deneyim değil.
Paylaşılan bir duygu, paylaşılan bir coşku.
Sevinci unuttuk.
Baküs mitolojisi ne anlatıyor bize?
Sevinci paylaşmak için önce bağbozumunu yapmalısın.
Halay ne diyor bize?
Köyün meydanında coşmak için önce ürünü kaldırmalısın.
Üretmeyi bıraktığımızdan beri ortak sevinci de unuttuk.
Geriye bir tek acılar ortak kaldı.
Ulus kalabilmek için acıya muhtaç hale geldik.
Televizyon ekranlarında bir Kürt, Kürtçe konuştu diye dünyanın yıkılmasını bekliyoruz.
Sabahtan akşama kadar, kriz ile yatıp, krizle kalkıyoruz.
Depremde sarılıyoruz birbirimize ancak...
Ramazan Bayramı'nda bile evlerimizin kapılarını kapatır tatile kaçar hale geldik.
Üretim, dolayısıyla sevinç olmadığı için, ortak acıları tükettiğimizde bireysel acıları ekranlarda toplumsallaştırıp, bunu paylaşmaya çalışıyoruz.
Her sabah, 'Kocam dövdü, kaynım kaydı, ben de çocuğumu öldürdüm,' hikayeleri dinliyoruz.
Bir insan, acı veren ilişkisine ne kadar dayanabilirse o kadar tahammül kaldı içimizde artık.
'Kaşının üzerinde gözün var,' demeye başladık.
Oysa, bu fasit daireden çıkmanın bir tek yolu var.
O Baküs ayinlerine geri dönmeli, köy meydanlarında o halayları tekrar çekmeliyiz; bayramlarda koca kazanlarda etler kaynatıp bunları bölüşmek zorundayız...
Hançeremiz yırtılana kadar bağırmalı, ellerimiz patlayana kadar alkışlamalı, önümüze çıkanı omzundan tutup halaya katmalıyız.
Marazi manyaklar gibi uzaktan sevmeyelim birbirimizi artık.
Hep beraber neyi ekecek, neyi biçeceksek bir an önce karar verelim...
Devlet, 'sevinç dağıtan' anlamına böyle kavuşur.