AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-03-11
Aslında bu yazının başlığı yerelliğe ve onunla birlikte gelen taşralılığa hakaret eden bir laftan oluşacaktı, ancak yerel seçimin orgazmik heyecanına kapılmış Türkiye'de o tür bir başlığın şu aralar pek de popüler olmayacağını düşünerek yerine bu başlığı tercih ettim. Ben tüm yaşamımı vatandaşların ne yaptığını takip etmemek üzerine kurmuş durumdayım. Onlardan mümkün olduğunca uzak durmaya ve birbirimizin hayatına teğet geçmemizi sağlamaya çalışıyorum. Haber bültenlerini hiç izlemesem halkı hiç görmemeyi bile başarabileceğim. Ayrıca halkın ne istediğini, neler yaptığını illa da öğrenmek gibi tuhaf ve açıklanması zor bir arzum olursa da Mustafa Dolu gibi bir arkadaşım olduğu için şanslıyım. Gazeteci arkadaşım, benim için intihar etmekle eşanlama gelebilecek şeyi yaptı ve Beyoğlu İlçesi'nden CHP belediye başkan adayı oldu. Türkiye'de yaşanan yerel seçim muammasının gizemlerini onunla konuşunca çözebiliyorum. Yerel seçim aslında nedir, bu seçimde nasıl başarılı olunur, yerel seçim kimlerin umurunda, bizim de umursamamız gerekiyor mu, ne tür dinamikler rol oynar bu yerel siyasette bunları anlamak için arada bir Mustafa Dolu ile konuşurum ben.
Öğrendiğim ilk ders şu: Anladığım kadarıyla Türkiye nüfusunun yüzde 80'i birbirlerinin yeğeni. Dünya üstünde bu kadar fazla yeğeni olabilen başka nüfus da bulunmuyor. Galiba bu ülkede insanlar, akrabalık bağlarını tam tanımlayamadıkları veya akrabası olmasa da kendilerine yakın gördükleri insanlara otomatik olarak yeğenim diyor.
Yolda ıssız adam edasıyla yürümekte olan işsiz adamlardan herhangi birisini durdurun ve rastgele öteki tarafta tamamen amaçsız bir şekilde durmakta olan başka bir adamı gösterin ve 'Tanıyor musun?' diye sorun. Mutlaka ama mutlaka 'Tanımaz olur muyum o yeğenim olur' cevabını alacaksınızdır. Ben Mustafa Dolu'nun yeğeni olmayan bir insanla tanışmadım bugüne kadar. Yaptığım hesaplamaya göre halkın yüzde 80'i onun yeğeni oluyor. Geri kalan nüfus da yani yüzde 20'si de onun başkanı durumunda. Neyin başkanı diye sakın ha sormayın. Bunun önemi yok ama bir şeyin başkanı işte. Dolu, yeğenim diye hitap etmediği insanlara mutlaka başkanım diye hitap eder ve yeğenim dese de başkanım dese de bugüne kadar olumsuz yanıt aldığını görmedim. Yani insanlar yeğenlik ve başkanlık konumunu çoktan kabul etmiş durumda. 'Bir şeyin başı ol da istersen s....n başı ol' lafını doğrularcasına çok sayıda başkan var Türkiye'de. Gördüğüm kadarıyla bir kuruluşta odacı, çaycı olarak çalışmakta olan insanlar da başkan olarak hitap edilmeyi bekliyor ve buna göre hayata tavırlar filan alıyorlar. (Bunu mutlaka anlatmak zorundayım. Yazımın bu aşamasında Recep İvedik filmindeki başkan muhabbetini hatırlatmalıyım. İvedik otelden kovulacaktır ve müdür ile arasında tartışma çıkar. İvedik 'Sen kim oluyorsun' diye sorar. Müdür de 'Ben otelin müdürüyüm' diye cevap verdikten sonra İvedik'e 'Peki sen kimsin söyle bakalım' der. Bunun üzerine Recep İvedik kendisinin Karabük Ambarcılar ve Nakliyeciler Derneği'nin başı olduğunu açıklar. Müdür gülmeye başlar ama bir kare sonra artık gülmüyordur ve İvedik'e kendisini affetmesi için yalvarıyordur. Kameranın açılımı sürünce biz otelin etrafının eli kazmalı balyozlu adamlarla çevrilmiş olduğunu görürüz. Grubun başındaki adam, Recep İvedik'e yönelik olarak 'Yık de yıkalım başkanım' diye bağırır. Yıkın talimatı gelse oteli hemen yıkacaklardır ama İvedik müdüre sonunda acır ve ondan bir sürü tavizler aldıktan sonra onu affeder. Türkiye'nin başkanlık sorunsalını ve yerel dinamiklerini gösteren güzel bir sahneydi bu.)
Evet yeğenlerden ve başkanlarından oluşan bu dünyada Mustafa Dolu çok da rahat hareket etmektedir. Bu kadar çok tanıdığım benim olsa, onlara sokakta rastlarım diye evimden dışarıya bile çıkamazdım. Bu arada benim gerçekte hiç yeğenim yok. Varsa bile hatırlamıyorum onları. Bir keresinde gazetede yeni bir sekreter işe başlamıştı, sizin isminiz ne diye sorduydum o da bana 'Serdar abi ben senin amcanın kızıyım' demişti. Bu olay, akrabalarına düşkünlüğüyle meşhur olmasam da beni bile hafif utandırmıştı. Akrabalarıyla ilişkileri bu düzeyde olan bir insanın yabancı insanlara sadece aynı ülkenin vatandaşıyız diye iyi davranmasının da beklenmemesi gerekiyor.
Bir de Mustafa Dolu'dan öğrendiğim bir başka yerel politika dersi de şu: Büyük şehirlerin ilçelerinde, o ilçeye tamamen yabancı olan bir topluluk yaşıyor mutlaka. Beyoğlu İlçesi'nin sınırları içinde Alucralılar yaşıyor ve belki de onların toplam nüfusu İstanbul'un tümünün nüfusundan bile fazla durumda şu anda. Halkın çoğunluğuyla akraba olan, diğer bölümüyle de başkanlık ilişkisi içinde olan Alucralı dostumun seçilme şansı da hayli yüksek bu seçimde.
Yine de onun yaşamı bana çok zor olmalıymış gibi geliyor. O kadar insanı ben tanısam ya da onlarla konuşmak zorunda kalsam veya CHP'li olsaydım ya da yerel seçimde başkan adayı olsaydım diye düşünüp panik ataklar falan geçiriyorum arada bir. Bu arada yerel seçimlerle ilgili haberleri okudukça, izledikçe halkla zaten zayıf durumda bulunan ilişkilerimi seçim sonrasında tamamen koparmaya karar verdim.
Gerekirse, halk ile bilgi ihtiyacım olursa, onu yine Mustafa Dolu'dan almayı sürdürürüm.