AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-03-11

kategori2

365. gün

On yıl önce Suriye'nin çölünde dolaşıyordum. Beni bir Bedevi çadırına götürdüler. İçeride bir kadın ve iki çocuk vardı. Kadına 'Kocan nerede?' diye sordum. Karnının acıktığından bahseder gibi doğal bir sesle 'Öbür eşine gitti. Bir bebekleri oldu, ona para götürdü, birkaç aya gelir' dedi. Sanırım 'Doğu'nun ezilen kadını' imajının gözümdeki ilk canlı kanıtıydı. Sayılarını az zannettiğim, oryantalizmin en alasını yaparak, 'birkaç ötekiden biri' olarak etiketlediğim... Onlardan milyonlarca olduğunu, üstelik sadece Doğu'da olmadığını ileriki yıllardaki seyahatlerimde öğrenecektim.

Dört yıl önce Arjantin'den yürüyerek Bolivya'ya geçtim. Sınır kasabası Villazom dünyanın en tehlikeli uyuşturucu hatlarından biri. Orada erkekler koka yaprağını fazla çiğnedikleri için genellikle 'yukarıda' dolaşıyorlar. Kentin geçim kaynağı olan dinamit ve koka yaprağı ticaretini kadınlar yapıyor. Villazom'dan sonra ulaştığım Potosi kentinde konuştuğum kadınlar ise kocalarının gümüş madeninde çalışırken kötü koşullardan öldüklerini ya da hastalandıklarını söylediler. Geçinme mücadelesini tek başlarına veriyorlardı. Kutsal kabul edilen lama iskeleti, alkol ve koka satıyorlardı. Ve bu şekilde para kazanabildikleri için tanrıya lama kanı içerek dua ediyorlardı.

Geçen yıl yolum Etiyopya-Kenya sınırına düştü. Orada Omorate diye bir şehir var. O şehrin ortasından bir nehir geçiyor. Karşıdan karşıya geçmek için ya yüzmeniz ya da ağaçtan oyulmuş bir kayığa binip ellerinizi kürek yapmanız gerek. Ben ikinci seçeneği tercih ettim ve karşıdaki Desenach kabilesinin köyüne gittim. O köydeki kadınlar sünnet ediliyorlardı. Yaklaşık 12-13 yaşlarında çalı çırpıdan yaptıkları kulübe bozması evlerin içine yatırılıyorlardı. Köyün en yaşlı kadını kör bir makasla kızların klitorislerini kesiyor, kanamayı durdurmak için ağaç dallarıyla bacaklarını birbirine bağlıyordu. Sonuç bir felaketti: sünnet edilenlerin yarısından fazlası ölüyordu. Orada 'hayatta kalmayı başarmış' kadınlarla tanıştım. Bütün gün tarlaya ve çocuklara bakıp ev işi yaptıklarını söylediler. Erkekler ise köyü düşmandan korumak için karşıdaki ormanda oturup bekliyorlarmış!

Birkaç hafta önce Baltık ülkeleri gezisine çıktım. Karayoluyla Litvanya'dan Letonya'ya geçiyorduk. Yolda 'ihtiyaç molası' vermek için durduk ve o bölgenin 'Mc Donald's'ı olan Hess Burger'e girdik. Burgercide iki tuvalet vardı. Biri erkekler diğeri ise kadınlar ve özürlüler için!

31 yıl önce Türkiye'de doğdum. Kendimi hatırladığımdan beri bana bu ülkenin kadın hakları konusunda ne kadar mükemmel olduğu anlatılıyor. Anlatılanlara uzun süre inandım.
Etrafımdaki şanslı 'numuneler'i görünce herkesi onlar gibi sandım. Ancak daha sonra Doğu ve Güneydoğu seyahatlerim başladı. 15 yaşında üç kere doğum yapmış 'çocuk kadın'lar ve koca dayağından kaçan 'sığınma evciler'le tanıştım. İstanbul'da bekaretlerini kaybettikleri için intihar etmeyi düşünen üniversite öğrencilerine rastladım.

Bugün 8 Mart. Yukarıda saydığım ve sayamadığım tüm kadınların günü. Tuvaletleri ayırdıkları gibi günleri de ayırmışlar. Geri kalanları boş verin canım, koskoca bir gün bizim! Daha ne istiyoruz? Tadını çıkaralım!