AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-03-11
Sosyal devleti oluşturma ihtimalini yıllar süren bilinçli ideolojik bir taarruz sonucunda tamamen kaybetmiş olan ABD, kapitalist gelişmiş ülkeler içinde kendi halkını krizin darbesine en fazla açık bırakan ülke haline geldi.
İşlerini kaybetmiş olanlar hızlandırılmış bir acımasızlık süreciyle kısa süre içinde evsiz insanlar olarak derme çatma çadırlarda yaşar hale geliyor.
Bu ortamın ciddi bir sosyal patlama yaratacağı da kesin gibi.
Amerika derin devletinin krizi ve sosyal patlamaları önceden tahmin edip hazırlık yaptığı yolunda işaretler de var. Kısa zaman önce ülkenin birçok yöresinde gizli tutulan, etrafı yüksek duvarlarla çevrilmiş olan toplama kampları ortaya çıkarılmıştı. Bunların vatandaşlar tarafından çekilen fotoğrafları internet ortamında bile yer aldı. Kimse anlayamamıştı o hazırlığın ne için olduğunu.
Anladığım kadarıyla, o karmaşık ülkenin en iyi biçimde, yazar Naomi Wolf'un ortaya attığı kavram olan 'şok terapisi' ile yönetileceği hala daha Amerikan derin devletinin resmi ideolojisi halinde tutuluyor.
Bakalım yeni Başkan'ın derin devletin ideolojisini değiştirmeye gücü yetecek mi?.. Topluma şok terapileri uygulayanlar karar süreçlerinde etkili oluyorsa (ki Bush dönemi bunun için son derece uygundu) ekonomik krizin de bu boyutta patlaması/patlatılmasının planlanmış bir politika olduğunu düşünenler de çıkacaktır.
Kriz biçimindeki şok terapisinin sonucu sosyal patlama olacağı hesaplanıp toplama kampları da bu yüzden önceden inşa edilmiş olabilir.
Birçok insan Amerika'da sosyal patlama ve direnme geleneğinin pek olmadığını düşünür. Oysaki bu bakış tamamen yanlıştır. Büyük depresyon döneminde işini kaybedip evinden atılanların sokağa bırakılan ev eşyaları mahalle içinde örgütlenen direnme komiteleri tarafından tekrar eve geri sokulup yerleştirilmiştir. Bu tür bir direniş Marksist geleneği hayli sağlam olan ülkelerde bile ender görülmüş türde eylemdir.
Amerika şu anda, adeta bir korku filmine benzeyen koşullara sahip olduğu 1970'li yıllara geri döndürülmektedir. Sokak çetelerinin, vahşetin hakim olduğu bir New York geri getirilmektedir. Bu insanların aç oldukları takdirde toplu halde neler yapabilecekleri hiç belli değildir.
Anlaşılan bunlar harekete geçtikleri zaman toplama kamplarını devreye sokmayı düşünüyorlar.
Amerika'da durum vahimleşirken Avrupa'da da görüntü hiç iyi değildir. Sosyal devlet uygulamaları ve Marksist gelenekleri nedeniyle bu ülkelerde bilinçli ve talepkar halkın toplu ayaklanma tarihleri de zengindir.
Eğer devletler şirketlere yardım yanında fakirine de aktif yardımları bir an önce devreye sokmazsa, çatışmalar içeren toplu ayaklanmalar Avrupa'nın kısa vadeli gündemindedir.
Türkiye'de feodal kökenlerle bağlantıların hala daha kuvvetli olması ve aile dayanışması geleneğinin bulunması, ülkeyi bu açıdan da dünyada avantajlı hale getirmektedir.
Tabii biz Marksistlerin tamamen ezilmiş ve sadece kültürel solcular haline getirilmiş olmamız da devlet açısından büyük bir avantajdır.
Ortaya direnmek isteyenler çıksa da bunlara anlamlı laf edecek insan pek yoktur ortada.
Türkiye'de bazen çok da tehlikeli olabilen bireysel patlamalar dışında büyük sosyal hareketlenmeler olması ihtimali pek yok. Dini duyarlılıklar ve yardımlaşma, olabilecek tepkisel hareketleri erkenden engellemektedir.
Bu bağlamda, eğer söylendiği gibi Obama Türkiye'ye gerçekten gelecekse onunla konuşulurken çok dikkatli olunmasında da yarar vardır. Zira Amerika'nın sosyal iç koşulları yukarıda tanımladığım şekilde olduğundan, Amerika'nın çok yakında Irak'ın yerine ikame edebileceği bir dış savaşa ihtiyacı olacaktır.
Ancak bir savaşın, iç karışıklığı erteleyeceği düşünülüyordur mutlaka. Türkiye etrafına babalanırken bir de illa ABD'nin stratejik ortağı olacağım diyerek Amerika'nın yeni açacağı kesin olan savaş cephesinde aktif olarak rol almak durumunda kalabilir, aman dikkat... Çünkü bizlerin artık şok terapisini kaldıracak halimiz pek kalmadı. Yeni bir terapi bizi yola sokmak yerine öldürebilir...