AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-03-11

kategori2

Bir bankacının kriz tarifi

Belirsizlik en kötüsüdür. Hele ekonomik hayatta öngörü yapamaz, tahminde bulunamaz hale gelindiyse hayat çok zorlaşır. Pilot kabinindesiniz ve görüş mesafeniz kısalmış. Otomatik pilota bağlısınız ama göstergeler kötü. Tastamam böyle bir durum.
Geçtiğimiz hafta görüştüğüm bir özel banka genel müdürü, yaşanılan ekonomik krizin Türkiye'ye yönelik etkilerini şu çarpıcı sözlerle anlatmıştı:
'Şu anda piyasaların durumu sağlıksız. Finans ayağında ciddi sorun görünmüyor ama reel sektör bazlı büyük bir darboğaz yaşanıyor. Buna rağmen bana, önümüzdeki beş yıl şu andaki tablonun devam edeceğini söyleseniz, ona bile razı olurum. Yeter ki daha kötüye gitmeyeceğinden emin olalım.'
Krizi daha iyi özetleyen bir cümle duydunuz mu? 
Ankara'da sadece 'yerel seçim ve siyaset', İstanbul'da yalnızca 'ekonomi' konuşuluyor. Başkent'in siyaset ajandasını 'Ergenekon ve Davos', İstanbul'unkini ise 'makro ekonomik veriler' oluşturuyor. İşte dün, Ergenekon'un 2. iddianamesi mahkemeye verildi. Manşetler, yine Ergenekon'un... 19 gün sonra seçim var. Yeri gelmişken dikkatlerinize sunalım. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin önceki gün, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi.
Çok keskin bir 'gündem ayrışması' ile karşı karşıyayız. İki ayrı dünya gibi. Adeta 'toplu bir intihar eylemine' doğru koşuyoruz. 'Aynı dil' konuşulmuyor nicedir. Karşılıklı 'samimiyetler sorgulanır' hale geldi, ne eleştiriler yerine ulaşıyor ne de az ve yetersiz olsa da alınan tedbirler halka anlatılabiliyor.
Seçİm mİ geçİm mİ?
Bir taraf diğerini 'felaket tellalı olarak' görüyor ve 'karamsarlık havası yaymak, psikolojik olarak krizi derinleştirmekle' suçluyor.
Karşı taraf ise 'gerekli tedbirleri almıyor, krizi küçümsüyor, seçimi düşündüğü için IMF ile anlaşmayı geciktiriyor' diye eleştiriyor.
İş, 'kayıkçı kavgasına' döndü. Her gün ekonomik verilere ilişkin negatif bir rakam gelirken, birileri de 'bak, teğet geçmedi' diye adeta seviniyor gibi. Görüntü bu.
Bir başka fotoğrafta ise Başbakan yer alıyor. O da 'her şey yolunda. Çarklar dönüyor' havasında olmakla suçlanıyor.
Şu keskin kutuplaşmadan ülkeyi kurtarmanın tam zamanıdır. Bugüne dek siyasal kutuplaşmaların faturasını ödedik ama bu kez iş bambaşka. Milyonların işi, gücü, ekmeği söz konusu...

'1929'dan bu yana en kötüsü'
Küresel ekonomik krizin dünkü yansımasını rakamlarla göstereyim.
Dünya Bankası, 'Büyük Buhran'dan beri dünya ekonomisi hiç bu kadar kötü olmamıştı' derken, uluslararası ajanslar, 'Japon Nikkei 26 yıl, ABD Dow Jones Endeksi 12 yıldan beri en düşük seviyesinde' diye ajans haberlerini flaş diye geçiyordu.
Ekonomik durum iyi değil. Bunu en net biçimde gazetelerden, televizyonlardan anlayabilirsiniz.
Yerkürede 'ekonomik krizi bir numaralı gündem yapmayan' tek ülke biziz. Bunda hükümetin, medyanın ve halkımızın da sorumluluğu var. Türk halkı işsizlik ve yoksulluk sorununa yoğunlaşmıyor.
Siyasetçi söylediği zaman halktan karşılığını buluyor mu emin değilim. Seçim söylemlerine bakıyoruz, 'o bana maganda dedi' ile 'ben vali yemem höşmerim yerim' düzleminde gelişiyor.
Dünyadan kopuk bir siyasal söylem geçerli. Seçim meydanlarını dolduranların gerçek derdi nedir bunu merak ediyorum. Sendikaların sesi cılız çıkıyor. Sivil toplum suskun, medya yetersiz.

Alışkanlıklarımız değişecek mi?
Başbakan 'çok yüksek seçim motivasyonu' ile her gün iki ayrı yerde mitingde. Bakanlar da kendi seçim bölgelerinde belediye başkan adayları için çalışıyorlar. Mehmet Şimşek önceki akşam televizyonda 'bizde banka batmadıysa bu bile başarıdır' diyordu. Bu ülke finans sektörünün faturasını 2001 krizinde zaten ödedi. Şimdi derdimiz reel sektör.
Dünyanın en zenginlerinden ABD'li işadamı Warren Buffett, önceki gün ekonomik krizi değerlendirirken, 'hayatımda hiç görmediğim şekilde insanlar, tüketiciler alışkanlıklarını değiştiriyorlar' dedi.
Küresel ekonomik sistem yeniden kurgulanıyor. ABD, ekonomiyi bir silah gibi kullanıp 'bence ilk kez gerçek bir tek süper güç' haline geliyor. Başta Rusya olmak üzere bütün rakiplerini de 'kendi çıkardığı ekonomik bir kriz silahıyla' iyice zayıflatıyor. Dolar belki de tek rezerv para olma pozisyonuna bu kadar yaklaşıyor. Bütün dünyanın alışkanlıkları değişiyor. Biz seyrediyoruz. Siyaset en başta, iş dünyası ve medya dahil olmak üzere, toplumun bütününün alışkanlıklarını kökten değiştirmesi şart. Yeni bir dünya kuruluyor. Biz onun neresinde yer alacağız?