AKŞAM GAZETESİ | GUNCEL | 12 MART 2009, PERŞEMBE
Silivri'de yapılan duruşmada, tutuklu sanıklardan Hüseyin Gazi Oğuz ve Ali Kutlu'nun savunması alındı. Ali Kutlu Mersin'de Türk bayrağının yakılarak provakasyon yapılmasını gizli tanığın kendisine attığı iftira olarak değerlendirdi.
İSTANBUL (A.A) – ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından Kuvayı Milliye 1919 Derneğinin Pendik Temsilcisi Hüseyin Gazi Oğuz, olmayan bir örgüte eleman kazandırdığı iddiasının doğru olmadığını belirterek, derneğin Pendik temsilciliğinin hiçbir kayıtlı üyesinin olmadığını söyledi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesice, Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde görülen duruşmanın bugünkü oturumunda, Hüseyin Gazi Oğuz savunmasını yaptı.
Oğuz, davanın tutuksuz sanıklarından Orhan Tunç'un yazdığı ''Siyon Protokolleri, Masonluk, Ünlü Kahin Nostradamus'' ifadeleriyle biten yazıların bilgisayarında bulunduğunu ve bunların örgüt dokümanı olarak belirtildiğini ileri sürdü.
Bu yazıların internet ortamında serbestçe dolaştığını, Tunç'u ise cezaevinde tanıdığını iddia eden Oğuz, 3-4 kez birlikte olduğu tutuklu sanıklardan Murat Çağlar ile irtibatlandırılarak bu davada yer aldığını, Çağlar'ın kendisine bağlı olarak çalıştığı ve örgüte gelir temin etmek için silah verdiği iddiasının da doğru olmadığını savundu.
Hüseyin Gazi Oğuz, iş yerinde bazı haraç alma olaylarına maruz kaldığı için silah bulundurduğunu, kullanmayı bile bilmediği silahı temizlemesi ve tamir için Çağlar'a verdiğini, Çağlar ile ticari iş yapmaya çalıştıklarını, ancak anlaşamadığını ve ilişkilerinin kesildiğini söyledi.
Haraç almak amacıyla iş yerine gelen eski tanıdığının saldırısına uğraması sebebiyle kafasında 16 adet dikiş izi bulunduğunu anlatan Oğuz, bir kafede tombala çekilişi için gelen kişinin uyuşturucu sattığını tespit etmesi üzerine, buraya kamera koyduğunu, bunu gören kişinin saldırısına uğradığını kaydetti.
Oğuz, bu tür olayların mağduru olması nedeniyle 2004 yılından beri silah bulundurduğunu anlatarak, ''Her sabah 6.30'da kalkıp çay satmaya giden adam terörist olur mu?'' diye sordu.
DERNEK TEMSİLCİLİĞİ
Hüseyin Gazi Oğuz, hayatında hiç kimsenin emri altına girmediğini, kendi inisiyatifiyle 24 Haziran 2007 tarihinde Kuvayı Milliye 1919 Derneğinin Pendik Temsilciliğini açtığını belirterek, savunmasına şöyle devam etti:
''Açılışta Hüseyin Gürüm'ün konuşmasını uygun görmediğim için, 'dernek mi açıyoruz, tarikat mı açıyoruz?' dedim. Görüm, toplumda antipati uyandıracak birisiydi, görüşmeyi kestim. Derneğe gelen giden olmuyordu. Fikri Karadağ'a söyleyince, 'sana zarar veriyorsa kapat' dedi. 12 Ağustos 2007'de de kapattım. Olmayan bir örgüte eleman kazandırdığım iddiası doğru değil. 40-45 gün sonra kapattığım dernekte hiçbir kayıtlı üyem yok. Bu dernekler masasından sorulabilir.''
Oğuz, dernekte bulunduğu dönemde kendi imkanlarıyla eşi ve dostlarıyla Anıtkabir ziyaretine gittiklerini ifade ederek, derneğin hiçbir yasa dışı eylemini görmediğini, kimsenin de kendisini bir etkinliğe davet etmediğini söyledi.
MUZAFFER TEKİN'İN ZİYARETİ
Yeğenine yaptığı yardımın ''TSK içinde kadrolaşmaya gidiyor'' şeklinde ifade edildiğini anlatan Oğuz, ''Eğer bu suçsa inanıyorum ki savcılarımız da bu suçu işlemişlerdir'' dedi.
Pendik'teki Palmiye Kafe Restoran adlı iş yerinin açılışı için herkese davetiye verdiğini ifade eden Oğuz, sözlerine şöyle devam etti:
''Burası 700 metrekare açık ve kapalı alanı olan büyük bir yerdir. Yanımda çalışan teyzemin oğlu Mithat Kurt, açılışa Muzaffer Tekin'i de davet etmiş. Açılışa geldi. Teşekkür ederim kendilerine. Sonra birkaç kez de müşteri olarak gelip çay içip gittiler. Teyzemin oğlunu sormuşlardı. Tekin ile bunun dışında birkaç kez de telefon görüşmemiz var. İddianamede 19 kez Tekin'in beni aradığı belirtilmiş. 8 görüşmem var. Palmiye Kafe Restoran benim iş yerim. Oraya gelen herkesle aynı ortamda bulunmak zorundayım. Mehmet Zekeriya Öztürk ile tanışıp görüştüğüm yönünde bir beyanım yok. Sadece bir ortamda bir defa görüştüğümü söyledim. Birkaç kez iş yerime geldi. O dönemlerde ne Danıştay vardı ne de dernek vardı. 31 Mayıs 2006 tarihinde de belediye ruhsat vermeyince burayı kapatmak zorunda kaldım.''
Hüseyin Gazi Oğuz, terör örgütü üyesi olmadığını belirterek, ''Maşallah eşi benzeri olmayan bir örgüt diye anlatıldı. Tekin ile fazla samimiyetim olmadığını söyledim. Fikri Karadağ'ı da tanımama rağmen bir tombalacı bana karşı gelmeye cesaret edebilir mi?'' dedi.
ÇAPRAZ SORGU
Tutuklu sanık Oğuz, çapraz sorgusunda da kendisine yöneltilen soruları da yanıtladı.
Savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in, sanıklardan Hüseyin Görüm'le nerede tanıştıkları sorusuna 2006 yılı sonlarında Kuvayı Milliye Derneğinin Gebze'deki teşkilatlanma toplantısında tanıştıklarını yanıtını veren Oğuz, derneğin Kadıköy'deki merkezine de sadece birkaç kez gittiğini belirtti.
Savcının Muzaffer Tekin'le telefon konuşmalarının içeriğini sorması üzerine Oğuz, konuşmaların yapıldığı sırada hem Tekin'in, hem de kendisinin teknik takipte olduğu yanıtını vererek, ''Sayın savcım, siz ne konuştuğumuzu bilmiyor musunuz? O teknik takipte, ben teknik takipteyim, ama bir tane bile telefon konuşması ortaya koyamıyorsunuz'' diye konuştu.
Oğuz, savcı Pekgüzel'in, bir telefon tapesindeki,konuştuğu Zeynep adlı kişinin kim olduğunu sorması üzerine de, ''Eşim efendim. İki tane de çocuğumuz var'' cevabını verdi.
Savcı Nihat Taşkın'ın, evindeki aramada, bilgisayarda bulunan Kemal Kerinçsiz ve Zekeriya Öztürk'ün yer aldığı fotoğrafı nasıl elde ettiği sorusuna Oğuz, bilgisayarın kızına ait olduğunu ve kendisinin bu bilgisayarı hemen hemen hiç kullanmadığını belirtti. Oğuz, ''Terörle mücadele bilgisayara el koyana kadar o fotoğrafı ben ne gördüm, ne duydum. Bu fotoğrafın delil olarak değerlendirilmesini kesinlikle istemiyorum'' dedi.
''TÜRK MİLLİYETÇİSİYİM. BAYRAĞIMI ASLA KULLANMADIM.
''Ergenekon'' davasının tutuklu sanılarından Ali Kutlu, Mersin'deki mitingde Türk Bayrağı'nı yaktığı yönündeki iddiaları reddetti.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını yapan Kutlu, Mersin'de Türkeli dergisinin dağıtımını yaptığını, dergiyi çıkaran Taner Ünal'ın, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneğinin (VKGBH) bir şubesini Mersin'de açtığını, buraya da gidip geldiğini söyledi.
Kutlu, dergiyi ve derneğin tüzüklerini dağıttığını, Ünal ile anlaşamaması ve ''kullanıldığını'' fark etmesi üzerine Eylül 2005'te Mersin'deki VKGBH'den istifa ettiğini, VKGBH macerasının tamamının toplam 3 ay sürdüğünü kaydetti.
VKGBH'den tanıdığı Hüseyin Görüm'ün Mersin'de Kuvayı Milliye 1919 Derneğini kurmalarını istediğini, üniversite sınavlarına hazırlandığı için boş vakitlerinde derneğin kuruluşuna yardımcı olmaya başladığını ifade eden Kutlu, iş bulma umuduyla geldiği İstanbul'da, genel kurulun yapılacak olması ve adam yokluğu nedeniyle Kuvayı Milliye 1919 Derneğine üye yapıldığını anlattı.
BAYRAK YAKILMASI OLAYI
Gizli tanık 17'nin ifadesinde, Türk Bayrağı'nı yaktığını söylediğini dile getiren Kutlu, şunları kaydetti:
''Gizli tanık 17 ile aramızda husumet vardı. Yalan beyanları ve iftiralarından dolayı kendisinden şikayetçiyim. Ben bir Türk milliyetçisiyim. Bayrağımı asla kullanmadım. Bu, benim prensiplerime, vatan sevgime uymaz. Bayrağımı kullandırmam, böyle bir şey yaptırmam. Burada en çok mağdur olan benim. Türk Bayrağı'nı yakmakla suçlanmayı iftira olmasına rağmen hazmedemedim. İçim içimi yemektedir. Keşke gizli tanık 17 bunu yapmasaydı da başka bir iftira atsaydı.''
Kutlu, kendisinin istifa ettiği dönemde VKGBH'nin 2006'da Mersin'de düzenlediği bayrak mitingine şahsi olarak katıldığını dile getirerek, ''Bizden sonraki yönetim düzenlemişti. O dönemde 13 tane şehit verdik. Büyük bir tanıtım ve propaganda yapıldı. Mitingde 1 saat kaldım'' dedi.
Yine Nevruz nedeniyle Mersin'de düzenlenen 2005 yılındaki mitinge ise katılmadığını belirten Kutlu, bu mitingde bayrak yakma girişiminde bulunanları ise tanımadığını anlattı.
Polisin, yakılmak istenen bayrağa el koyduğunu, bunu önleyen polis memuru Gökhan Demir'i unutmadığı için 2-3 ay sonra Mersin'de görünce tanıdığını vurgulayan Kutlu, ''5 dakika muhabbet ettik. Tanık olarak çağrılabilir. Böyle bir şey aklımdan dahi geçmez'' şeklinde konuştu.
ÇAPRAZ SORGU
Kutlu, daha sonra geçilen çapraz sorgusunda, Kuvayı Milliye 1919 Derneğinin Mersin şubesinin açılışına Hüseyin Görüm ve Fikri Karadağ'ın da geldiğini ve ikisinin de orduevinde kaldığını söyledi.
''Fikri Karadağ'ın kendisine niçin Kemal Kerinçsiz'i anlattığı'' sorusuna, Kerinçsiz'i medyadan tanıdığı için nasıl biri olduğu konusunda Karadağ'dan bilgi almak için sorular yönelttiğini anlatan Kutlu, Murat Çağlar'ın yakalandığı arabadaki ajandaların kendisine ait olduğunu, İstanbul'a geldiğinde Çağlar kendisini arabayla Pendik'e bırakırken bu ajandaları unuttuğunu, ancak ajandalarda yazılı notlardan haberdar olmadığını öne sürdü.
''Derneğin kayıtlı üyeleri dışında pek çok gizli üyesi bulunduğu, bunların çoğunun Ermeni olduğu ve dernekte stratejik konumlarda bulunduğu'' ifadelerinin hatırlatılması üzerine de Kutlu, ''Bunu Fikri Karadağ, 'bize ırkçı diyorlar, ama bizim Ermeni üyelerimiz bile var' diye söylemişti. Stratejik konum dediğim bu'' şeklinde konuştu.
Kutlu, Muzaffer Tekin'in avukatı Engin Çelikkadıgil'in, ''Sorgunuz sırasında odada savcı Zekeriya Öz'ün yanı sıra oğlunun da bulunduğunu söylemişsiniz, doğru mu?'' sorusunu da ''Evet, oğlu da oradaydı. 18-19 yaşlarında kıvırcık saçlı bir çocuktu. 'Babam nasıl sorguluyor' der gibisinden bakıyordu'' şeklinde yanıtladı.
Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün, ''Tabii, bu senin yorumun'' demesi üzerine de Kutlu, ''Evet'' karşılığını verdi. (AA)