Pazar sabahı bakkalın kapısına dizilen gazete standının karşısında epeyce oyalandım... Birbirine fena halde benzeyen gazetelerin birinci sayfalarının arasında, ilk sayısını merakla beklediÄŸim HaberTurk'ü aramaya koyuldum.
HT'yi bulamadan bembeyaz bir sayfa gözüme çarptı: Cumhuriyet gazetesi, hükümetin basına yönelik sansürünü protesto etmek için manÅŸetsiz, fotoÄŸrafsız bir sayfa hazırlamıştı. 'Biz Susarsak Kim KonuÅŸacak' baÅŸlıklı baÅŸyazı haricinde, haber yoktu. Fikir güzel ve dikkat çekici; en önemlisi belden aÅŸağıya vurmadan, bayağılaÅŸmadan da tavır alınabileceÄŸini gösterdi Cumhuriyet...
BaÅŸbakan ErdoÄŸan'ın, kendine biat etmeyen medyaya karşı aldığı tavrı gayet anti-demokratik buluyorum. Bir yandan da ErdoÄŸan'ın, kendisini eleÅŸtiren basını bu kadar çok önemsemesi tuhaf geliyor... Sanki karşılıklı bir oyun oynanıyor; BaÅŸbakan miting alanlarından 'bir kısım medya'ya çattıkça, hem konuÅŸmaları daha renkli oluyor hem de daha çok tartışılıyor... Ona isyan eden gazeteler de daha çok satıyor.
ÇEVİK BİR BELGESİ
Gelelim Cumhuriyet'in basın sansürüne karşı aldığı tavıra... Gönül isterdi ki 28 Åžubat sürecinde medyaya uygulanan askeri baskıya karşı da durabilsin, eleÅŸtirsin. Tamam, AKP hükümetine muhalefet ettiÄŸi sertliÄŸi beklemiyoruz. Ama bir gün önce, Taraf gazetesinde çıkan Çevik Bir imzalı 28 Åžubat belgeleriyle ilgili, küçük de olsa bir haber koysaydı, Cumhuriyet'in basın özgürlüÄŸü konusundaki samimiyetine inanabilirdik. (http://www.aksam.com.tr/2009/02/28/haber/guncel/1368/cevik-bir-imzali-darbe-emirleri.html)
Söz konusu belgeler yalanlanmadığına göre, aksi ispat edilene kadar doÄŸru olduÄŸunu varsayabiliriz. HoÅŸ, ortada sürpriz de yok. Sabah'ın eski patronu Dinç Bilgin'in, üç yıl önce yaptığı 'ÅŸok' açıklamayı hatırlayın:
'28 Åžubat döneminde her ÅŸey zıvanadan çıktı. Söylenmemesi gereken ÅŸeyleri söyledik, yapılmaması gereken ÅŸeyleri yaptık. Gazeteler, patronları ve yönetimleriyle hadlerini aÅŸtılar. (...) O devirde bir psikolojik harp vardı. Devletin bazı kademelerinde uzman kiÅŸilerce bir plan hazırlanıyor ve uygulama devreye sokuluyordu. Birileri bildirileri size uçuruyor ve yayınlamanızı istiyor. Siz de yayınlamak zorunda kalıyorsunuz. O dönemde her gazetenin askerle teması vardı. İlk önce Ankara büroları devÅŸiriliyordu. Onlar da merkez mutfağı etkiliyorlardı.'
DevÅŸirilen bürolar, bildiri uçurmalar, 'merkez mutfağı' yani yazıiÅŸlerini etkilemeler, söylenmemesi gereken ÅŸeyleri söylemeler... Medyaya sansür deÄŸil, olaÄŸanüstü hal ilan edilmiÅŸ mübarek!
Peki 28 Åžubat'la ilgili belgeler ilk kez yayınlanırken, medyadaki tepkisizliÄŸi anlamak mümkün mü? 'KeÅŸke postmodern darbe 29 Åžubat'a rastlasaydı da 4 yılda bir hatırlasaydık o günleri' demeye bile gerek kalmadı... Üzeri çoktaaan kapanmış bazıları için.
NEDEN SEÇİM HEYECANI YOK?
BaÅŸbakan'la Baykal kapışmasa, Belediye baÅŸkan adaylarıyla ilgili dosyalar havada uçuÅŸmasa, yerel seçime 1 aydan az zaman kaldığını hatırlamayacağız bile. Sokaklara seçim afiÅŸleri asılmaya baÅŸladı, fakat coÅŸku yok. Herhalde yumurta kapıya gelince ortalık yıkılacak ama seçmenin fikrini etkilemek için geç olacak...
Heyecan eksikliÄŸinin nedeni, yerel seçimden sonra ekonominin çok fena sarpa saracağı hissinden kaynaklanıyor olabilir. İngiltere'de bazı bankaların kamulaÅŸtırılacağını aylar önce yazmıştım, ABD'de benzer 'el koyma'lar baÅŸladı. Amerikan ekonomisi giderek daralır, Avrupa'da İzlanda'dan sonra baÅŸka devletlerin iflası konuÅŸulurken, Türkiye'nin bu geliÅŸmelerden etkilenmemesi mümkün deÄŸil. Buruk, çok buruk bir bahar olacak.