Televizyonlardaki tartışma programlarını izlerken aklımdan geçen ÅŸeylerden biri ÅŸu: GeçmiÅŸte 28 Åžubat'ın maÄŸdur ettiÄŸi gazeteciler var ya... Åžimdi ekrana çıkıp konuÅŸuyorlar ve artık 'kazanan' statüsündeler. GeçmiÅŸte yapılan haksızlığın bedelini hayli hayli ödetiyorlar. Hepsi bir yerlere yerleÅŸmiÅŸ, büyük paralar kazanmış, köÅŸe baÅŸlarını tutmuÅŸ... Ve kendilerinden olmayana büyük bir nefretle yaklaşıyorlar ya...
Kaybolan itibarlarını yeniden kazandılar...
Kovuldukları köÅŸelere yeniden kavuÅŸtular...
Kapı dışarı edildikleri kanallara baÅŸ konuk olarak geri döndüler...
Kısacası onları maÄŸdur eden dönemin tazminatını fazlasıyla aldılar, fazlasıyla maÄŸduriyetleri giderildi.
Kaldı ki bu ülkede kaç tane gazeteci ÅŸehit oldu... Gençler öldürüldü... Aydınlar hapse atıldı, süründürüldü... Yıllarca kaç gazeteci susturuldu, geri dönüÅŸü olmayacak bir ÅŸekilde susturuldu.
Onlar bile bu kadar maÄŸdur edebiyatı yapmadı, onların ardından bile bu kadar sulugözlü bir hamaset edebiyatı iÅŸlemedi...
Biraz ayıp olmuyor mu?
Hadi neyse, mağduriyetlerini kabullenelim. Bir daha olmamasını dileyelim...
Peki ya bugünün maÄŸdurları? Bugün maÄŸdur edilen baÅŸka gazeteciler?
Pek çok yazar, gazeteci 'Ergenekoncu' ya da 'darbeci' olmakla suçlanıyor, damgalanıyor, gözaltına alınıyor, yavaÅŸ yavaÅŸ yerlerinden oluyor...
Ve 28 Åžubatçılar'la 'Ergenekoncu' olduÄŸu söyleneler iki ayrı kamp,bir savaşın iki ayrı tarafı...
Dünün maÄŸdurları ise bugünün maÄŸdurlarının üzerine öyle bir çullanıyor ki, öylesine öfke dolu ki...
Acaba ileride rüzgar dönerse? Bugün 'Ergenekoncu' diye yaftalananların yarın masum olduÄŸu ortaya çıkarsa... 'Ergenekoncu' gazeteciler ileride aklanır ve 'kazanan' pozisyonuna geçerse... Büyük kanallarda, gazete köÅŸelerinde kendilerine yer bulursa...
Merak ettiÄŸim ÅŸu: Bugünün maÄŸdurları yarının galipleri olursa aynı rövanÅŸist dilin esiri olacaklar mı?
Onlar da 28 Åžubat maÄŸdurları gibi saldırgan, nefret ve öfke dolu yorumlar yapıp, kin kusacaklar mı?
Onlar da mesafeyi koruyamayacak ve misyon uğruna saldıracaklar mı? Kendileri gibi olmayanların yaşamasına izin vermeyecekler mi?
'Hadi canım, öyle ÅŸey olmaz' da diyemiyorum. Mesela bugünün maÄŸduru Tuncay Özkan'a bu ülkede kefil olacak aklı başında bir tek insan bile bilmiyorum. Ve eminim ki Tuncay Özkan eline güç geçtiÄŸi anda yine korkunç bir insana dönüÅŸecek, zararlı gazetecilik faaliyetleri yapmaya devam edecek, mesleÄŸimizin adını kirletecektir...
Kötü kötü düÅŸünceler geçiyor aklımdan, 'Al birini vur ötekine' demek istiyorum.
Galiba en saÄŸlıklı pozisyon 'bağımsız' kalabilmek... Ne liberal koroya alkış tutmak, ne 'Kaç kiÅŸiyiz biz' diye atıp tutmak...
Kısacası sadece gazetecilik yapmak, mesafeyi korumak.
Türkiye ne acayip bir ülke oldu, görüyorsunuz. GazeteciliÄŸin olmazsa olmazsa kuralı bile unutuldu, bütün deÄŸerler ÅŸaÅŸtı ki tekrar hatırlatılması zorunlu hale geldi.
Hocam sen ne diyorsun ya?
Geçenlerde trafikte kaldım, radyo istasyonları arasında geziniyorum ve keyifli kahkahalar atan birtakım adamların sohbetlerine rastladım. Ben gizli bir 'talk radio' hastasıyımdır. O yüzden kulak kabarttım konuÅŸtuklarına. Bir de sesleri öylesine keyifli geliyorlardı ki... Merak ettim...
Önce seslerden birine aÅŸina olduÄŸumu fark ettim. Çok iyi bildiÄŸim biriydi, acaba diye tahmin yürütürken birisinin ona adıyla hitap etti: Eser KarakaÅŸ... Üniversitede dersini almıştım. Çok kötü bir hoca olduÄŸu gibi, çok kötü de bir televizyoncuya dönüÅŸmüÅŸ. Derslerinde genellikle kendisini övmeyi, birtakım kiÅŸilerden ön adıyla bahsetmeyi ve hepsinin kanaat önderini kendisiymiÅŸ gibi göstermeyi severdi: 'Tansu'ya dedim ki' ya da 'Cem'e defalarca anlatmaya çalıştım' gibi... Çiller ve Boyner, bu arada.
Onunla ilgili aklımda sadece modası geçtikten 10 sene sonra giydiÄŸi kalın tabanlı Timberland/Lumberjack ayakkabılar kaldı bir de.
Neyse iÅŸte... Eser KarakaÅŸ ve arkadaÅŸlarının bu aşırı keyifli sohbetlerini dinledim. İsimleri zikredildikçe baÅŸka isimler de ortaya çıktı. Bunlardan biri Åžahin Alpay'dı. Sanırım Mehmet Altan da oradaydı, ama yoksa bile ruhunun orada olduÄŸu kesin.
Neden bu kadar keyifliydiler biliyor musunuz?
Cumhuriyet'e, bu Cumhuriyet'in deÄŸerlerine küfredip duruyorlardı. Ardından da kahkahalarını patlatıyorlardı. Maksat 28 Åžubat'ı anmak, ama bu vesileyle özellikle ordu gibi kurumlara atıp tutmak.
İstediklerini savunabilirler tabii ki. Ama savundukları ÅŸeyi savunabilme hakları olduÄŸuna ise sonuna kadar inanıyorum. Elbette birileri ordu düÅŸmanı da olabilir, ordudan da hoÅŸlanmayabilir. Birileri ÅŸeriat özlüyor olabilir, birileri komünist bir Cumhuriyet hayal ediyordur. Bütün bunlar mümkündür.
Ama bu liberal koroda beni rahatsız eden tek bir ÅŸey var: Üslup... Alay... Küçümseme...
O kadar çirkin, o kadar belaltı ve düzeysiz bir dil benimsemiÅŸler ki kendi aralarında... İster istemez ben de onları küçümsemek zorunda kalıyorum. Çünkü bu üslubun onların cehaletini, bilgisizliklerini, savundukları ÅŸeye aslında inanmıyor oldukları ve bunu çıkar uÄŸruna yaptıkları gerçeÄŸini örtmek için kullandıkları bir zırh olduÄŸunu düÅŸünüyorum; öyle anlıyorum.
Ne yaptı bu Cumhuriyet size? Nedir bu rövanÅŸ duygusunun kaynağı?
Eser KarakaÅŸ ve arkadaÅŸları, o kahkahaların eÅŸliÄŸinde sadece kendileri gibi düÅŸünen, kendilerinin savundukları savunan, kendileriyle beraber küfür edecek, o kahkaha korosuna katılacak isimlerin varolmasını istiyorlar. O kadar belli ki.
Bu liberallere baÅŸka programlarda denk geldikçe de görüyorum, kendileri gibi düÅŸünmeyenlere karşı müthiÅŸ bir küçümseme, aÅŸağılama içindeler. DüÅŸmanca yaklaşıyorlar.
Hadi bir de bu adamı tanımasam... Hocalığını bilmesem... Bir derste, ders kitabının dışında bir ÅŸey anlatamadığına tanık olmasam... Yazılı metnin dışına çıkamadığını, aynı cümleleri tekrarladığını ve fazladan bir ÅŸey katamadığını görmemiÅŸ olsam...
Belki bir parça, az da olsa, savunduÄŸu ÅŸeylere raÄŸmen saygı duyardım.
Ama ister istemez küçümsüyorum ÅŸimdi onu ve arkadaÅŸlarını ekranda gördükçe. Kusura bakmasınlar, bu çirkin üslup karşısında baÅŸka bir ÅŸey yapamıyorum.
Not: 'En sevdiğim liberaller' hakkındaki yazı serimde Eser Karakaş eksik kalmıştı, hakkını yemek istemedim. Bu yazı ona armağan olsun.