Emre BelözoÄŸlu'na artık herhangi bir saygım yok. Benim için karşımdaki insanı sevmesem de, yaptıklarını onaylamasam da, eÄŸer zekiyse saygı duyarım. Kötülükte de, öfkede de, nefrette de zeka ararım.
Hafta sonu Kayserispor-Fenerbahçe maçında yaptıklarını görünce Emre BelözoÄŸlu'na duyulacak en ufak bir saygı kırıntısının içimde olmadığını fark ettim. Sadece çok ama çok üzüldüm: Kendisini bu hallere düÅŸürdüÄŸü, böylesi nefret edilebilir biri haline geldiÄŸi için.Hıncal Abi'ye defalarca karşı çıkmıştım oysa Emre eleÅŸtirilerinde...
O maçı gördükten sonra 'Az bile söylemiÅŸsin' diyorum, ellerin dert görmesin Hıncal Abi!
Peki bu çocuk eleÅŸtirilerden ders alıyor mu? Anlıyor mu? Kendisine çeki düzen veriyor mu?
Hayır, aksine kendisine sadece alkış tutup gaz veren ve yanlış kararlar alanların sözlerini dinliyor... Tayyip ErdoÄŸan gibi... Fatih Terim gibi... Ego içinde öylesine ÅŸiÅŸmiÅŸ ki. Kendisine dışarıdan bakamıyor, baÅŸkaları da onun egosundan korktuÄŸundan söyleyemiyor.
Pazar gecesi maçta yaptığı o 'boÄŸaz kesme' hareketi neydi?
Nasıl yorumlanmalı, nasıl bir açıklaması olmalı?
Daha Etiler'de boÄŸazı kesilerek çöp kutusuna atılan genç kızın bedeni soÄŸumamışken o cinayete gönderme yapan bir hareket ne anlama geliyor?
Niyeti bu olmasa bile, bu cinayete baÄŸlanmayacağını nasıl akıl edemedi Emre? Nasıl yorumlanacağını hiç düÅŸünmedi mi?
Aklının ucundan bile geçmediyse ÅŸaşırmam.
Kamuoyunun önündeki insanlar anlık tepkilerinin bile nereye çekilebileceÄŸini o saniyenin binde biri kadar sürede düÅŸünüp, hesap etmeli.
Bir süredir ÅŸunu gözlemliyorum: Emre futbol kalitesi olarak sürekli düÅŸüÅŸte, bu da onu öfkelendiriyor. Onu destekleyen, seven kitlede de büyük bir azalma var. Bir insanın, görkemli bir kariyerinin ardından, daha o kariyer bitmeden bunu yaÅŸaması elbette kolay deÄŸil.
Ama Emre bu öfkeyle mücadele etmek yerine giderek aslına dönüyor: Zeytinburnu varoÅŸundaki bir küçük erkek tavırları edinmeye baÅŸlıyor. El kol hareketleri, söylem, kullanılan kelimeler, sonra da bu zavallı sokak çetecisi hareketi? Emre'yi sevmemize sebep olan ne varsa alıp bizden götürdü.
Ve bütün bu öfke, Emre'nin zekasından çalıyor maalesef. İşte bu yüzden de saygı duymuyorum.
Bu 'boÄŸaz kesme' hareketi çok tehlikelidir; Hrant Dink cinayetinin ardından beyaz bere giymeye benzer.
Cinayete, katillere, silaha, şiddete onay vermektir. Provokasyona alet olmaktır. Bir 'mesajdır' bu.
Kaldı ki Emre'nin sicili zaten kirlidir. Bu 'boğaz kesme' hareketi o kirli sicile bir madde daha olarak eklenmiştir.
Asıl acı olan da ÅŸu: Emre bu sicille futbolumuzun mucizevi çocuÄŸu olmaktan futbolumuzun en tartışmalı figürlerinden biri olmaya geçiÅŸi çok hızlı tamamladı.
28 Åžubat'ı bir Andıç'a indirgediler
Bugün 28 Åžubat'ın kimi televizyon kanallarında tartışılmasının, köÅŸe yazarlarının yıllar sonra o dönemle ilgili ifÅŸaatlarda bulunmalarının altında artık kodları belli olan 'psikolojik harp' yatıyor. Rüzgar askeri yıpratmaktan yana esiyor ya, bunun çeÅŸitli aÅŸamalarından biri de geçmiÅŸin intikamını ÅŸimdi almak.
Neden gazeteciler söz gelimi iki sene önce açıklamıyorlardı 28 Åžubat'la ilgili bildiklerini de ÅŸimdi konuÅŸuyorlar? Neden bir sene sonra deÄŸil de ÅŸimdi?
Çünkü toplu hareket emri ÅŸimdi verildi de ondan.
Ancak bu emri canla baÅŸla uygulayanların hevesini anlamak da çok kolay. Kendilerine 'maÄŸdur' rolü biçildi ve bugün koroya ayak uydurmalarının tek sebebi geçmiÅŸin intikamını almak. Bu bir ideoloji kavgası falan deÄŸil; kısaca askerlere 'Dün bize bunları yaptınız, bugün de biz sizi yıpratıyoruz' mesajı vermek...
O yüzden de koskoca 28 Åžubat'ı, tarihimizin en önemli dönemeçlerinden birini, indire indire bir Andıç'a indirgediler. Zaten 28 Åžubat'la ilgilenmelerinin tek sebebi bu andıç. Topluma nasıl etkisi olmuÅŸ, neleri deÄŸiÅŸtirmiÅŸ, sonuçları neler, Türkiye nasıl bir yere seyrilmiÅŸ önemli deÄŸil. Oralarda hiç deÄŸiller, ilgilenmiyorlar bile.
Varsa yoksa 'Ben Andıç'landım ve iÅŸten atıldım' edebiyatı. Çünkü Türk aydını olaylara her zaman kiÅŸisel bakar ve bu çerçeveden deÄŸerlendirir. Resmin bütününe bakamazlar.
O yüzden de 28 Åžubat kararlarının sadece Andıç'tan ibaret olmadığını anlamak istemezler.
Oysaki bu dönemeç Türkiye'de bazı iyi ÅŸeylerin olmasına da sebep oldu. Adil bir deÄŸerlendirme yapılacaksa Andıç'ın dışına çıkmak da gerek.
Mesela sekiz yıllık temel eÄŸitim 28 Åžubat kararları arasındadır. Türk EÄŸitim Tarihi'nde bir devrimdir bu.
Kuran kurslarının merdiven altlarından, yeraltından çıkartılıp bir düzenlemeye tabi tutulması, dini molla ve tarikatlara bıraktıtılmaması da 28 Åžubat kararları arasında yer alır.
Ve bu iki karar da Andıç'tan çok daha önemli, Türkiye açısından çok daha kritik dönüm noktalarıdır.
Andıç'çı gazetecilerin tek özelliÄŸi ise maÄŸduriyeti PR'a çevirme becerileridir sadece.
Nihayet 'Milk' görücüye çıkıyor
Bu seneki Oscar ödüllerinde Dustin Lance Black'in ve Sean Penn'in ödül almasına ve de tabii ki o duygusal ödül konuÅŸmalarını yapmalarına sebep olan 'Milk' nihayet beyaz perdeye yansıyor. İstanbul Film Festivali'nin bu yılki programında gösterilecek ve Türk izleyiciyle nihayet buluÅŸacak Gus Van Sant'in filmi... İKSV'nin bu yılki programında 'Milk' baÅŸta olmak üzere pek çok ilginç film de var, yeri geldikçe konuÅŸuruz yine. Ama ilk olarak 'Milk'i müjdelemek istedim. Festivalin diÄŸer filmleri bugün açıklanıyor.
Birkaç ipucu daha vereyim: 'Der Baader Meinhof Complex', 'Sunshine Cleaning' ve 'Il Divo' merak ettiÄŸim fimlerin arasında.